Günlük arşivler: 03 Aralık 2011

“Türk Dünyasının Bütünleşmesi Korkutuyor”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı İpek: ”Geçmişte Stalin’in Ermenistan topraklarını İran’a kadar uzatırken gütmüş olduğu bu strateji, bugün de güdüldüğünü söyledi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek ”Türkiye Ermeni kapısını, Ermenistan Karabağ’ı haksız olarak işgal ettiği için kapatmıştır. İşgal sürdüğü sürece o kapı hiçbir şekilde açılmayacaktır” dedi.

İpek, Avrasya Ekonomik İlişkiler Derneği, Avrasya Sivil Toplum İşbirliği Derneği ile Aziziye Belediyesi’nin işbirliğinde Atatürk Üniversitesi Kültür Merkezi’nde düzenlenen ”Bağımsızlığının 20. yılında Azerbaycan-Türkiye İlişkileri” adlı toplantıya katıldı.

Avrasya Ekonomik İlişkiler Derneği Başkanı Hikmet Eren, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, Azerbaycan Türkleri ile Erzurum’da yaşayan dadaşların aynı boy ve soydan geldiğini, aralarında kan ve can birliğinin bulunduğunu söyledi.

Aziziye Belediye Başkanı Fatih Cengiz de Azerbaycan’ın merhum lideri Haydar Aliyev’in Kafkaslar’da sağlanan istikrarın sembolü olduğunu söyledi.

Cengiz, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin tarihin derinliklerinde başlayarak devam ettiğini, bu önemli birlikteliğin günümüzde de sürdüğünü bildirdi.

AK Parti Adana Milletvekili ve aynı zamanda Türkiye-Azerbaycan Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Prof. Dr. Necdet Ünüvar da geçmişten günümüze kadar olan süreçte, Azerbaycan ve Türkiye arasındaki ilişkilerin son derece önemli olduğunu söyledi.

Ünüvar, ”Geçmişten bugüne geldiğimiz zaman iki toplum ne zaman sıkıntıya düşmüş ise ilk koşan ya Azerbaycan ya da Türkiye olmuştur. Ecdadımız, 1918’de Osmanlı İmparatorluğu yıkılırken tam 8 bin eğitimli orduyu Nuri Paşa idaresinde Azerbaycan’a göndermekten imtina etmemiştir. 1921’de Mustafa Kemal Atatürk, zamanın Azerbaycan Büyükelçisi Nerimanov’dan borç istediği zaman, o da elinde avucunda ne varsa, altın, para ve petrol olarak vermiştir. ‘Kardeşin kardeşe borcu olmaz’ demiştir. Nitekim yakında daha bir ay önce Van’da deprem olduğu zaman yardımımıza koşan ilk ülke Azerbaycan oldu. Onlara şükranlarımızı arz ediyoruz” diye konuştu.

-Azerbaycan Milli Meclisi Milletvekili Paşayeva-

Azerbaycan Milli Meclisi Milletvekili Ganire Paşayeva da konuşmasına Azerbaycan Türklerinin selamını getirdiğini ifade ederek başladı.

Erzurum’un ülke tarihindeki önemine değinen Paşayeva, ”Bir şehir yoktur ki Azerbaycan’ın halk edebiyatında bizim folklorumuzda Erzurum kadar yeri olsun. Dede Korkut Destanı’ndan tutun Köroğlu’na” dedi.

Azerbaycan ve Türkiye’nin birbirleri aleyhine hiçbir düşüncenin içinde yer almadığına dikkati çeken Paşayeva, şunları kaydetti:

”Azerbaycan, hiçbir zaman Türkiye aleyhine bir şeyin yanında yer almaz. Almaz, almayacak, bunu herkesin bilmesi lazım. Kardeş Türk milleti, Türkiyemiz hiçbir zaman Azerbaycan aleyhine bir şeyin içerisinde yer almaz. Biz bunu biliriz. Ona göre de bu dostluk ve kardeşliğimizi daha da güçlendirmeliyiz. Problemleri, mühim meseleleri başkalarının içimize sokmasına, başkalarının mühim meseleleri içimize salarak bizi birbirimizden ayırmasına izin vermemeliyiz. Çünkü bu bölgede Azerbaycan-Türkiye dostluğunu, kardeşliğini istemeyenlerin sayısı isteyenlerin sayısından çoktur.”

Paşayeva, Azerbaycan ile Türkiye’nin birlik ve gücünün bölgedeki Türk insanının menfaati için de son derece önemli olduğunu dile getirdi.

Azerbaycan ve Türkiye ilişkilerinin önemine vurgu yapan Paşayeva, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin daha da gelişmesi gerektiğini belirtti.

Paşayeva, Azerbaycan’ın bağımsızlığının 21. yıl dönümünü, Türkiye ve Azerbaycan’ın Karabağ’da kutlamasını arzu ettiğini, bunun da gerçekleşeceğini kaydetti.

Konuşmasında Karabağ sorununa da dikkati çeken Paşayeva, ”Bizim milletimiz, Türk milleti Karabağ toprağının Ermeniler de kalmasına izin vermeyecek ve biz o topraklarımıza döneceğiz” dedi.

Paşayeva, Türk milletlerinin birlik ve beraberliklerini daha da güçlendirmeleri halinde ”Avrasya” olarak adlandırılan coğrafyada daha çok söz sahibi olacağını ve bunun da gerçekleşeceğini vurguladı.

-AK Parti Genel Başkan Yardımcısı İpek-

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek de gençlere seslenerek, kendi gençlik yıllarında Azerbaycan’ın bağımsızlığına kavuşmasını arzu ettiğini söyledi.

İpek, ”Biz sizin yaşlarınızdayken Azerbaycan’ın bağımsız olması ve onun kendi bağımsız bayrağı altında milletler coğrafyası ve camiası içinde yer alması için mücadele eden ve o inanç uğruna enerjisini sağlayan bir ekolden geldik. O gün bizden daha yaşlı insanlar vardı. Ben onlarla yan yana o mücadeleyi yürüttüm. Yaşları bizden ileriydi. 50 yaşında insanlar vardı. Onlar bugünleri göremediler. Biz bağımsızlığı gördük. Bağımsızlıktan sonra o mücadeleyi gördük. O mücadeleden sonra Azerbaycan’ın gelişimini gördük. Ve bugün 20. yılını kutluyoruz. Daha nice 20. yıllara. Azerbaycan’ın sonsuza kadar devam etmesini tüm gönlümle diliyorum” diye konuştu.

İpek, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ile yaptığı görüşmeyi anımsatarak, şöyle konuştu:

”Geçenlerde Amerika’nın Ankara Büyükelçisi gelmişti. Birçok konuyla ilgili sohbet ederken Ermeni meselesini de konuştuk. Ona şunu söyledim. Dedim ki, ‘Tarihte gerçekleşen olaylarla ilgili biz bütün arşivlerimizi açtık. Erzurum’da gerçekleşen bütün olaylarla ilgili arşivlerimizi de açtık. Fakat diğer ülkeler Ermenistan ve Fransa da dahil olmak üzere hiçbiri arşivleri açmıyor’. Tarihte gerçekleşen olayları değerlendirmek tarihçilerin işidir. Bugün gerçekleşen olayları çözüme kavuşturmak ise siyasilerin, siyasetçilerin işidir.”

”Bundan 16-17 yıl önce Ermeniler Hocalı’da katliam yapmışlardır” diyen AK Parti Genel Başkan Yardımcısı İpek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Tahminen 680 çocuk, yaşlı ve genç, onları katletmişlerdir. Silahsız insanları katletmişlerdir. Bu ölümlerden sonra 1 milyon insanın topraklarından sürülmesine yol açmışlardır. O insanları, o topraklardan kovaladıktan sonra onların yaşadığı coğrafyayı da işgal etmişlerdir. Siyasetçinin görevi bugünkü problemleri çözmektir. O yüzden geçmişte Erzurum, Ermenilerin bugün Hocalı’da yapmış olduğu katliamları yaşamış bir şehirdir. En acıyı yaşamış şehirdir. Ama Erzurum çok kuvvetli şekilde şehrini savunmuş, o katliamlara karşı direncini ortaya koymuştur. Bugün eğer Türkiye’nin sınırları, Doğu sınırları şu an ki mevcut yerindeyse bunu tüm kalbimle ve gönlümle söylüyorum, bunda en büyük pay Erzurum’un şu andaki coğrafi konumudur. Bugün her Erzurumlu Azeri halkının Hocalı’da yaşadığı katliamı en iyi hisseden bir şehrin halkıdır.”

Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal ettiğini anımsatan İpek, ”Ermenistan Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü ihlal etmiş, onun yüzde 20 toprağını işgal etmiş ve işgali devam ettirmektedir. Birleşmiş Milletler, Ermenistan’a işgalci gözüyle bakmaktadır. Türkiye Ermeni kapısını, Ermenistan Karabağ’ı haksız olarak işgal ettiği için kapatmıştır. İşgal sürdüğü sürece o kapı hiçbir şekilde açılmayacaktır” diye konuştu.

İpek, Azerbaycan ve Türkiye ilişkilerinin güçlü olması gerektiğini de ifade ederek, şöyle dedi:

”Şöyle bir haritaya baktığınız zaman Ermenistan’dan İran’a kadar uzanan şöyle dil gibi bir uzantı var. Orası Zenzegur bölgesi. Zenzegur ve şu andaki Erivan, Erivan Hanlığına ait bu topraklar kadim Azeri topraklarıdır. Şu anda Ermenistan topraklarında bulunan bütün tarihi eserler Ermeniler tarafından yok edilmekte ve yıkılmaktadır. O Zenzegur bölgesindeki tarihi eserler de yıkılmaktadır. Neden? Çünkü Türkiye, Azerbaycan’ın batıya açılan Türkmenistan’ın, Özbekistan’ın ve Kazakistan’ın batıya açılan bir penceresidir.”

İpek, Türk Cumhuriyetlerinin stratejik öneme sahip olduğunu anımsatarak, sözlerini şöyle tamamladı:

”Bütün Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlığını ilan edeceği sırada bir kısım Avrupalılar endişeye kapılmışlardır. ‘Eğer Türkiye ile Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan tüm bunlar eğer büyük bir ekonomik işbirliği içerisine girerlerse bu büyük güçle nasıl baş ederiz’ diye telaşa kapılmışlardır. Geçmişte Stalin’in Zenzegur üzerinden Ermenistan topraklarını İran’a kadar uzatırken gütmüş olduğu bu strateji, bugün de bir kısım batılı devletler tarafından güdülmektedir. Herkes Türk dünyasının bütünleşmesinden korkmaktadır. Bunun için Karabağ problemine bütün dünya sağır kalmaktadır. Bir devletin yüzde 20 toprağı işgal edilmiştir. Ama batı sessizdir, duyarsızdır. Bunun sebebi bu güç birliğinin dünyayı şekillendirecek olmasıdır. O yüzden bunu her gencin çok iyi bir şekilde, çok bilinçli bir şekilde bilmesi gerekmektedir.”

Toplantı, konuşmaların ardından Bahtiyar Vahapzade hizmet ödüllerinin takdimiyle devam etti.

AA

02 December 2011

turkishny.com

Reklamlar

Iran/Azerbaijan: Killing in Azerbaijan of writer targeted by Iranian clerics’ fatwa

The 2006 fatwa by a senior Iranian cleric calling for the killing of Rafiq Tagi, a writer and journalist in the Republic of Azerbaijan and a statement by his son applauding Rafiq Tagi’s recent killing in Baku by an unknown person highlight the urgent need for reform of the Iranian Penal Code, said Amnesty International today.

Grand Ayatollah Fazel Lankarani, who has since died, issued the fatwa calling for Rafiq Tagi to be killed after Rafiq Tagi published an article in a newspaper in November 2006 entitled ‘Europe and Us’. The article compared Islam and Christianity in terms strongly favouring the latter, and argued for Azerbaijan’s identity to be seen, in an ethical and philosophical sense, as closely linked to Europe.

The publication of the article was quickly followed by demonstrations in the Azerbaijani village of Nardaran, in which demonstrators reportedly made death threats against Rafiq Tagi and the newspaper’s editor Samir Sədəqətoglu.

The protests spread to Iran, which has a substantial ethnic Azerbaijani minority, and culminated in the issuing of the fatwa by Grand Ayatollah Fazel Lankarani, stating that the killing of both the article’s author and the editor was “necessary”.  Two other Iranian clerics, Ayatollah Morteza Bani Fazl and Ayatollah Mohsen Mojtahed Shabestari, also reportedly called for Rafiq Tagi’s killing.

The Iranian authorities never condemned these fatwas, which appear to be an incitement to murder, nor have they clarified that anyone suspected of inciting, planning, carrying out or aiding attacks on Rafiq Tagi or Samir Sədəqətoglu should be brought to justice.  A similar fatwa by Ayatollah Khomeini, the Founder of the Islamic Republic of Iran, was issued against British writer Salman Rushdie in 1989 and has never been rescinded . In 1998, the Iranian authorities stated that they would “neither support nor hinder assassination operations on Rushdie,” as a precondition to restoring diplomatic relations with the UK.

Under Article 226 of the Iranian Penal Code, committing intentional murder will incur a sentence of “retribution” (qesas-e nafs) – in other words, execution – “provided the murdered person did not deserve to die [mahdour al-dam] in accordance with Islamic Law”.   This defence has been used in Iran by individuals accused of murder who have claimed in court that their victim had deserved to die.  The existence of fatwas calling for the killing of an individual could be used as the basis of such a defence.

The UN Human Rights Committee, which oversees the implementation of the International Covenant on Civil and Political Rights (ICCPR) to which Iran is a state party, recently expressed concern about this provision in Article 226 when examining Iran’s Third Periodic Report to the Committee.  In its Concluding Observations, the Committee recommended removing “the “mahdoor-ol-dam” (deserving of death) definition, applied to victims, so as to ensure that perpetrators are prosecuted and brought to justice for their crimes”.

Amnesty International is urging the Iranian authorities to ensure that this provision is excluded from the revised Penal Code currently under discussion in the Majles, Iran’s parliament; to ensure that a concept of “deserving of death” cannot be used as a justification for murder; and that anyone suspected of inciting, planning, committing or aiding murder, whether the killing takes place in Iran or elsewhere, is brought to justice in a trial which fully meets international fair trial standards, without recourse to the death penalty.

Amnesty International welcomes the opening of a criminal investigation in Azerbaijan and calls on the Azerbaijani authorities to ensure it is thorough and effective, and that the perpetrator/s are prosecuted and brought to trial in a trial which meets international fair trial standards.

Amnesty International also calls on the Iranian authorities to provide all necessary cooperation to the Azerbaijani authorities during the investigation.

Background

Rafiq Tagi was stabbed by an unknown assailant on 19 November 2011 and died four days later in hospital, shortly after giving an interview in which he said he thought the attack had been orchestrated by someone angry with his articles, in particular one called “Iran and the Inevitability of Globalisation”, published on the website kulis.az on 11November which had been critical of the Iranian authorities.  The Iranian Embassy in Baku denied any Iranian involvement in his killing.

On 28 November 2011, Grand Ayatollah Fazel Lankarani’s son, Ayatollah Mohammad Javad Lankarani posted a statement on his website congratulating Rafiq Tagi’s killer and commemorating his father’s fatwa which had called for Rafiq Tagi’s death.  His comments appeared to imply that other such attacks might be carried out.

Five years earlier, in November 2006, Rafiq Tagi and Samir Sədəqətoglu were arrested in Azerbaijan and tried for incitement of national, racial or religious hatred. In May 2007, they were sentenced to three and four years in prison respectively.  Amnesty International called for their immediate and unconditional release, and for them to be provided with appropriate security measures to protect them from threatened reprisals.   Both were pardoned by the President of Azerbaijani in December 2007 and released.

1 December 2011

amnesty.org