HOCALI`YI UNUTMADIK…

Bt9BQ5aCYAAGT-d

1992 yılında ırkçı ermeni taşnakları ve aşırı milliyetçileri, Sovyet Birliği`nin dağılmasını fırsat bilerek, Azerbaycan topraklarına ve orada yaşayan Türk milletine kalleşce saldırıya geçmişlerdir. Rusların yardımıyla donanmış Ermeni ırkçı askerleri Karabağı işgal ederek Hocalı`da silahsız insanlara kadın, çocuk ve yaşlı demeden işkence verip öldürmüşlerdir. İnsanların kulaklarını, burunlarını keserek, derilerini soyarak, diri diri yakarak ve bu vahşi cinayetlerinin filmini bile kayıda alarak kendi Ermeniliklerini göstermişlerdir. Ermenilere göre, Azerbaycan`lı hamile kadının karnını yırtarak bebeğini çıkarmak güya zafermiş, Hocalı çocuklarının gözü önünde babalarını diri diri yakmak ve çocuklarına izletmek güya büyük bir zafermiş, yaşlı insanların kulağını ve burnunu kesmek büyük bir zarfermiş ve bunlara benzer insanlığa sığmayan vahşilikler güya büyük bir ermeni zaferiymiş. Bu hasta ruhlu Ermeni vahşiliyi yabancı gazeteler tarafından bile yayımlanmış ve dünya tarafından bilinmektedir. Fakat, dünya`daki Birleşmiş Milletler, uluslararası ceza mahkemeleri ve İnsan hakları gibi kurum ve kuruluşların da bu cinayetlere susması ve halen bir adım atmamaları düşündürücüdür. Bu örgütlerin çoğu da, bu katil Ermenilerin halen dünyada elini kolunu sallayarak gezdiklerini ve bir kaç cani Ermeni`nin bile şu anda Ermenistan devletinin başında olduğunu bilmektedirler. Hatta, katil Ermenilerin bir çoğu Ermenistan`da yaşasalarda, bazıları, Rusya, İran, Lübnan, Fransa, Arjantin, Avustralya ve ABD gibi ülkelere gidip gelmekteler.   

Ermeni ırkçıları savunmasız Hocalı`nın sivil insanını Türk oldukları için görülmemiş işkencelerle öldürüp 120 milyona yakın Türk`ü bölgeden yok edip bitirecklerini sansalar da, yanılıyorlar. Bu hunhar saldırılarının cevabı, bölgedeki 3-4 milyon ermeniye çok ağır olacak. İşte bu fitne ve kinlerinden dolayı nüfusları hep azalmaktadır. Artık bu çirkin ve nifret dolu saldırılarından ötrü tarihten silinmeye doğru gideceklerdir. Bu vahşiliklerini yaparken de, dünyayı kandırarak kendilerini “mazlum” millet olarak tanıtıyorlar.

Ermeniler hiç düşündüler mi? Ne zamana kadar başka ülkelerin  bölgedeki piyonları olacaklar? Ne zamana kadar Rusların kucağında korku ile yaşayacaklar? Ne zamana kadar oyuna gelerek yıllardır yan yana yaşadıkları komşularına saldıracaklar? Bir millet ağıllı olmaz ise, kendisiyle birlikte gelecek nesillerinin de yaşamını karartır. Bölgedeki 120 miliyona yakın Türk, Karabğ`daki Hocalı soykırımını hiç unutmadı, tam tersine bu kalleş ve kahpe Ermeni saldırısını ve vahşiliğini Türk çocuklarına öğretmekteler. Ermeni ırkçı çete ve örgütlerinin cevabı yaptıklarından daha da ağırı kendilerine geri dönecektir. Ermeniler bu kahpe saldırılarla aslında zafer değil, kendi Ermeni nesillerinin geleceğini yok etmişlerdir. Bunu da, zaman gösterecektir.

Karabağ`da özellikle Hocalı`da soykırıma uğrayan Azerbaycan Türklerini saygı ve rahmetle anıyoruz.

HOCALI`YI UNUTMADIK…

Aran ERDEBİLLİ

26 Şubat 2015

Güney Azerbaycan/Tebriz`de (İran) ATATÜRK Yolu

1925 yılında İran tahtına geçen Rıza Pehlevi İran dış politikasında köklü ve önemli değişiklikler yapmıştır. İran Fars Şahı Rıza Pehlevi Türkiye Cumhuriyetinde Atatürk’ü kendisine örnek alarak, Türkiye’de yapılanların benzeri şeklini ve kopyasını İran’da reformlara koymuştur. Atatürk’ü örnek alan İran Şahı Rıza şah, daha sonar ingilizlerle birlikte hep Türkiye’ye oyunlar oynayarak etnik politikalarda rol almıştır.

1979 yılında İran İslam Cumhuriyeti devriminden(!) sonra bu defa İran molla hükümeti, Anadolu’ya kendi şeriat düzenini ve Humeynizmi ihrac etmeye kalktı. İran İslam Cumhuriyet’inin bugünkü siyasi sistemi dine dayalı bir devlet olarak devam etmektedir. İran rejimi, iktidar hakkını “Velayet-e Fakih”e dayandırmakta ve bu sisteme göre Şiilikte 12. imam’ın olmadığı zaman, din adamları(İran’da mollalar) siyasi iktidarı ellerinde buluındurma hakkına sahiptirler. İran’da mollalar ve din ile siyaset bir arad olması ve Şii din yapısı, bütün İran’daki Türk milletini(Azerbaycan, Türkmen, Kaşkayi) ve diğer etnikleri etkilemektedir. Üstelik Türk milleti (İran’da) kendi varlığı ve kimliğinden uzaklaştırılmaktadır. O kadar ki, İran’da bazi insanlar mollalar ve din adamlarının peygamber soyundan geldiğine inanmaktadırlar. İran’ın Türkiye’ye ve Azerbaycan Cumhuriyetine nüfuzu ve etkin istihbarat ağının olduğu bir gerçek. Bu konuda, kendi çıkarlarına ters düşen Türkiye’deki Yahudi lobiciliğinin incelemesinden ve istihbaratından başlayarak, İran çıkarlarına uygun olan Türkiye’deki Şiilik ve Alevilerin yönlendirmelerine kadar faaliyet göstermektedir. Azerbaycan Cumhuriyetinde ise, yoksullara yardım ve İslam adı altında para yardımı, kitap, kuran v.b. yardımları adı altında, etkili bir istihbarat örgütlenmesi gerçekleştirmektedir. Bunu da, İran rejiminden çıkarları sağlanan bazi Azeri Türklerinin eliyle yapmaktadır. Plan ve metod ise, merkez Tahran’dan verilmektedir. Uygulamaları, hem İran’ın dini medresesi olan Kum şehrinde okuyan İran yanlısı Azeri Türkleri, hem de Baku’deki İran’ın Azerbaycan elçiliğnde çalışan Azeri Türkleriyle yapmaktadır. Anadolu’da ise, İran’ın Kum şehrinin dini medreselerinde okuyan bazi Iğdırlı ve Karslı’lar eliyle yapmaktadır. İran’ın Azerbaycan Cumhuriyetinde, çok sayda sözde yardım ve İslami merkezleri ve büroları bulnmaktadır. Aslında bu merkezler İran’ın bu ülkede kurduğu istihbarat ağı sayılmaktadır. Dolaısıyla, Azerbaycan Cumhuriyetinde hala Tahran merkezli planlar yapılmaktadır ve bu planlar giderek artmaktadır.

Bu ortamda, İran’ın bu çirkin işlerine karşı tek ışık veren, aydınlatan yol ve uygun model, hem İran’daki Güney Azerbaycan Türk milletine hem de, Türk olmayan insanlara Atatürk’ün kurduğu systeme ve çizgiye yüz getirmektir. Türk varlığını, kimliğini, istiklalini elde etmeye çalışan Güney Azerbaycan Türk milleti(İran’da) amacına varması; yalnız Atatürk’ün fikir ve ideallerinin seçmesinden geçmektedir. Atatürk yalnız Türkiye Cumhuriyeti için değil, tüm Türklere özellikle Türkiye Cumhuriyetiyle komşu olan ve bölgede Anadolu’dan sonar en çok Türk nüfusuna sahip Güney Azerbaycan ve İran’daki diğer Türklerin (Türkmen ve Kaşkayı) atası sayılmaktadır. İran’ın hem şah Rıza hem de molla rejiminde “Türk” kelimesini İran’daki Türk milletine yasaklayan ve baskıyla eritmeye çalışan İran şeriat-Fars devletine karşı , yalnızca “Ne Mutlu Türk’üm diyene” ve/ya “Ben Türk Milliyetçisiyim” haykırmak, böylece Atatürk’ten örnek almak, ve bu dahi şahsiyetin yolunun devamcısı olmak gerekmektedir.

İran’da Rıza şah zamanından günümüz molla rejimine kadar, Güney Azerbaycan Türk milleti milli mücadeleler vermişlerdir. Atatürk ve çizgisi, Türk milletinin hayatına ve yoluna yön vererek, aydınlanmaya doğru götürecektir. Gerçekten de, tarihte nadir ve sayısı az olan Atatürk gibi bir lider, Türkiye’de yıllar boyu güneş gibi parladığı için, Güney Azerbaycan Türklerine parlak güneş gibi olacaktır. İnkilapçılığın yanında büyük bir fikir adamı ve Türk olması sebebiyle, Güney Azerbaycan Türk milletinin milli davasına da yön verecektir. Zira, Atatürk’ün “Türk’üm” derken duyduğu gururu bu gün Güney Azerbaycan Türk milleti (İran’da) “Haray haray men Türk’em” şeklinde söylemektedir. İran molla-Fars rejimi Türklüğü yok etmeye çalışmakta. Bu arada, Atatürk’ü yıllardır içindeki Türklere unutturmaya ve yabancılaştırmaya çalışan İran şeriat rejimine, en güzel yanıtı Atatürk çizgisi ve yolu verecektir. Atatürk’ün sönmeyen maşalesi Tebriz, Urumiye, Erdebil, Zencan, Qezvin vb. Güney Azerbaycan şehirlerini işıklandıracaktır. Güney Azerbaycan gençliği artık, İran-Fars mollarının kurduğu boş sistem yerine tüm enerjisini Atatürk çizgisi ve yoluna koymağı amaçlamalılar.

21. yüzyılda yeni bir dünya düzeni, özellikle bölge düzeni kurulmaktadır. Başarılı bir Atatürk yolu, Güney Azerbaycan Türk milletinin (İran’da) yerini bu yeni yüz yılda açabilecektir. Çünkü, Atatürk çizgisinde Türk milletine dayanarak İstiklal, Türklük, Empryalizmele mücadele ve onurlu bir milli kurtuluş söz konusudur. Dolaısıyla, Atatürk ilke, inkilapları, fikir ve idealleri İran’da ve özellikle Güney Azerbaycan Türk milleti içinde yaygınlaşmaya doğru gidecektir. Zira Anadolu ve Azerbaycan (Kuzey ve Güney) Türk milleti arasında bir tarihi ve köklü köprü bulunmaktadır. Nitekim, dahi şahsiyet Atatürk’ün Azerbaycan hakkında şöyle bir sözü var; “Azerbaycan’ın kederi bizim kederimiz, sevinci bizim sevincimizdir.”

Aran ERDEBİLLİ

11 Şubat 2015

Kanlı Yanvar

20_yanvar_200113_35

        Foto: trend

Bu gün 20 Ocak Azerbaycan`da “Kanlı Yanvar” veya “kara Yanvar” günüdür. 25 yıl önce, Bakü`nün sokakları  Azerbaycan`ın kadını, erkeği, çocuğu ve yaşlısının kanıyla boyanmıştır. Sovyet Birliği`ne karşı ilk bağımsızlık mücadelesini veren Azerbaycan Türk milleti, Bakü`nün özgürlük (Azatlık) meydanında özgürlük için göğüslerini Gorbaçov`un gönderdiyi Rus tanklarına karşı siper ederek kahramanlıklarını ortaya koymuşlardır. İki gün içinde donatılmış Rus ordusu Bakü`nün Azatlık meydanında bir katliam uygulamıştır. Yüzlerce Azerbaycan Türk`ü Ruslar tarafından öldürülmüştür. İşte Azerbaycan`ın bağımsızlığı bu kahramanların kanlarıyla güçlenmiş ve bir yıl bu kutsal mücadeleden sonra, Azerbaycan milleti bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. 1991`den büyük Azerbaycan`ın Kuzey kısımı olan Azerbaycan Cumhuriyeti milli bağımsızlık günlerini yaşamakta. Fakat, İran içinde kalan güney kısmı ise işgal altında ve “Kanlı Yanvar” gibi hadiselerden ruh almakta ve canlanmaktadır. Bu defa, Güney Azerbaycan Türklüğü Tahran hakimiyetini Tebriz`den kesip atma mücadelesini vermektedir. Tüm iç ve dış engellere rağmen, Güney Azerbaycan milleti “Kanlı Yanvar” tarihinden ders alarak, hem kendi bağımsılığına kavuşacak, hemi de bir olmaya doğru güçlü addımla atmayı başaracaktır. Tıbkı Bakü`nün Moskova`yı Kuzey Azerbaycan`dan silip attığı gibi, Tebriz de, Tahran hakimiyetini Güney Azerbaycan topraklarından silip atacaktır.  O gün de başlamıştır… 

Kanlarıyla özgürlük ve bağımsızlığı tüm Türk Azerbaycan milletine(Kuzey-Güney) hediye eden ve yaşatan “Kanlı Yanvar” şehitlerimizi saygı, şükran ve minnetle anıyoruz. 

Aran ERDEBİLLİ

20 Ocak 2015

   

Dünyamız Nereye Doğru? Hungtington`un Kuyuya Attığı Taşı Birleşmiş Milletler Bile Çıkaramıyor.

untitled

Dokuz “Medeniyet” haritası Hungtington`un “Medeniyetler Çatışmasından” (Wikipedia)

(21. Yüzyıl`a girerken Bernard Lewis yazdı, Samuel P. Hungtington genişletti ve ABD ise uygulamakta…)

2014 Yılı da bitti ve bir yılda Türkiye`nin komşuları olan Irak`ta çoğu sivil yaklaşık 15000 ve Suriye`de ise 40000 insan öl(dürül)dü, sayı daha da çok bence. 11 Eylül 2001 yılından sonra artık dünya değişti, terör, şiddet, ve çatışmalar daha da çoğaldı. Dünyada özellikle Ortadoğu`da değişik dinlerin ve inançların savaşı giderek artmakta ve ne yazık ki önümüzdeki yıllarda dinler arası kan ve şiddet azalacak gibi görünmemektedir. Kaynakları belli olmayan IŞİD/İD vs gibi tehlikeli terör örgütleri hele de ortalıkta…

Artık çatışmalar Orta Asya, Hindistan ve Çin`e doğru kaydırılmakta. Şimdi bu yazıyı yazarken Hintli Müslümanların öfkeli olduğu haberini duydum. BBC Türkçe`den şöyle bir haber geçti: Hindistan`da temsili Müslüman `militanlara` karşı tatbikatlar. (http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2015/01/150102_hindistan_tatbikat_islam).

Acaba ABD körükleyeceği 21. Yüzyıl tablosunu önceden Samuel Hungtington`a mı yazdırmış? veya günümüzdeki gerginliğin ve kanlı çatışmaların fikir babası Hungtington mu? Hungtington yazdığı “Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması” kitabında Türkiye ile ilgili de şöyle diyor:

“Batı`nın laik ve demokratik düzeninde yeterince tecrübe sahibi olan Türkiye, artık İslam dünyasının lideri olabilir. Fakat bunu yapması için Rusya`da, Lenin rededildiği gibi Atatürk`ün mirasını inkar etmek gerekir. Bu da ancak hem siyasal hem de dinsel açıdan meşruiyet sahibi olan ve birde Atatürk kalibresinde bir lider tarafından, Türkiye parça ülkeden çekirdek ülkeye yeniden yapılabilir/çevirilebilir”. (Hungtington, 2003: 179)

11 Eylül 2001`den sonra Türkiye de hızla değişmekte. Şimdi Türk milleti ayrışma noktasına doğru götürülmektedir. Laik, dinsiz, yobaz, İslamcı, ve buna benzer kavramalar halk içinde daha da çok yaygınlaşmaktadır. 2002 yılından beri ülkenin çizgisi değişmekte ve ideolojinin iç politikada ve dış politikada nasıl bir etki ve ayrışmaya doğru götürdüğünü görüyorsunuz…

İran`da, Humeyni ve onun dinci grupları halkın din ve inanç damarından girerek güçlü ordusu olan şah rejimini yıktılar ve sonunda Humeyni Fransa`dan direk uçakla İran`a getirildi ve ülkeye hakim oldu. Şimid mollaların yönettiği ülke 35 yıl aradan sonra ağır durumda ve felakete doğru sürükleniyor. Aynı oyun Türkiye üzerine Pensilvanya`dan oynanılsa da Erdoğan – Gülen rekabeti/çekişmesi kontrolden çıktı ve olayı biraz değiştirdi. Fakat yine ülkede muhalefet ve Atatürk`ün kurduğu cumhuriyet çizgisi zayıflatılarak yerine Cemaat, asıl muhalefet konumuna getirilmeye çalışılıyor. Artık İslamcı bir iktidar var (AKP) ve bir de İslamcı muhalefet (Cemaat) Türkiye`nin geleceğine hazırlanıyor. Aslında AKP`nin herşeye paralel denmesinin anlamı da ortada. AKP ile birlikte paralel çizgi olan Cemaat`tır ve ikisi de Atatürk cumhuriyetini yok etmeye doğru ilerlemekteler ve paralelin anlamı da budur. Hatta ilerleyen aylarda Erdoğan – Gülen din kardeşliği adı altında barış(tırıl)abilirler. Bu konuda çalışmalar devam etmekte ve Gülen`in Türkiye`ye getirilme ihtimali var. Fakat önce terör örgütü PKK`nın başı AKP ile anlaştıkları gereği hapisten çıkarılmalı (PKK`nın 2015 kongresine bile katılacakmış). Oyun devam ediyor…

Tabi ki Ankara`daki değişiklik/gelişmeler Türkiye ile sınır ve Anadolu`nun devamı olan Türk Azerbaycan`ı da (Bakü – Tebriz) etkilemektedir.

KAYNAKLAR:

Hungtington, Samuel P, The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order. New York, Simon & Schuster Paperbacks, 2003.

Aran RDEBİLLİ

03 Ocak 2015

ORTADOĞU YANACAK !

Emekli tümgeneral, yazar ve siyasetçi, Hak ve Eşitlik Partisi’nin kurucusu ve mevcut genel başkanı sayın Osman Pamukoğlu, Ortadoğu`nun bugünkü kanlı günlerini üç yıl önce görerek Mayıs 2011`de güzel bir çalışma kaleme almıştır. Bu güzel çalışmasını burada sizinle de paylaşmak isterim.

reyhanli_patlama_2

İhmal, yalnızca yenilgi getirir!

Irak üç’e bölündü. Bağdat’taki kukla hükümet doğaya aykırı ve yürümeyecek. Kuzey’de Kürtler, ortada Sünni Müslümanlar, güneyde de Şiilerden oluşan siyasi bir yapı teşekkül etti..

Suriye’nin geleceği de aynen Irak gibi üç’e bölünmektedir ve bu olacak… Irak’ın orta bölümü yani Sünni Müslümanlarla Suriye’nin orta bölümündeki Sünni Müslümanların birleştirilmesine çalışılacak.

Güney Irak yani Şiiler, halen İran’ın siyasal etkisi altındadır ve bu zincir; İran, Irak güneyi, Suriye güneyinden Lübnan’a uzanmaktadır.

Çin, Rusya ve İran’ın ulusal çıkarları her hal ve koşul altında gelgitler yaşasa da, hayati olarak değişmeyecektir. Sırf füze kalkanı projesi bile onları birbirine sıkı sıkıya bağlamaya yeter de artar..

ABD yapma etme dese de İsrail’in İran’a karşı tavrı belli ve esnetilmesi mümkün değil..

Arap ülkelerinin sözün ona, örgütlerinin de hali tam bir ‘‘ insanlık komedisi ’’ hele ‘‘ demokratlık ’’ lafları yok mu? Bunlar tam bir ABD figüranı, ellerinde tuttukları petrol kaynakları dışında zerrece bir güce sahip değiller. Her yere el atan batı güçlerinin zamanı gelince bunlara dönebileceklerini dahi akıl edebilecek çapta dahi değiller. Ve bir gün, o zamanda gelecek!..

Siyasi ve askeri sorunlar, güneyimizi, doğumuzu ve kuzeyimizi sarmış durumda. ( sanki batımız çok iyi! ) Coğrafya ve jeopolitik olarak ortadayız ve kaçınılmaz bir yerdeyiz. Siyasi, askeri ve sanayi gücümüzü biran önce patlayacak kazanın sularından haşlanmamak için hazır hale getirmeliyiz..

Kuzey Suriye, Kuzey Irak ve Doğu İran’daki Kürtlerle de, bölgede bir ‘‘ Birleşik Kürdistan ’’ ortaya çıkaracakları, gündüz güneş, gece de ay kadar aşikar..

Tüm bunlar, bölgedeki her şeyin siyaset ve silah gücüyle altüst olması demektir. Sonuçta yanacak olan bu coğrafyadır ve acısını çekecek olanlar da buralarda yaşayan halktır. Üstelik bunlar Müslüman insanlardır…

K.Irak’ taki ‘‘ kürt oluşumu ’’ yapılandığı coğrafyada bekasını sürdüremeyeceğinden, batı bunun himaye ve korumasını Türkiye ‘ye yüklemeye çalışacaktır. Bu günkü hükümet de hamallığı seve seve hamilerine hizmet diye kabul edecektir..

Mezoptomya’nın kuzeyi Anadolu’nun doğal bir uzantısıdır. Tarih boyunca da siyasi, askeri ve ticari zorunluluğu ortadadır. İnsanlık tarihinde 90 yıl zırnık bile değildir. Lozan’da olmadıysa şimdi sırası gelmiştir. Atatürk’ün Lozan sonrası da gerçekleştirmeye çalıştığı ama imkan ve şartlar elvermediğinden mümkün olmayan işin zamanını koşulların yarattığı ortadadır ve bu kaçınılmazdır. Tarihi bilenler bilir ki, İngilizlerin ali-cengiz oyunlarıyla bölge bizden alınmıştır. Musul ve Kerkük’ ün zamanı gelmiştir. Herkesin petrole ihtiyacı var da bizim yok mu? Siz, binlerce mil öteden gelip burnumuzun dibinden petrol çekin, biz de aval aval bakıp, dünyanın en pahalı benzinini kullanalım!..

Kerkük, yönetim merkezi olarak, bölge Diyale nehri kuzeyinden itibaren Türkiye’ye bağlanmalı, seçilen milletvekilleri de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmelidir. Coğrafyamızı ve geleceğimizi başkalarının ulusal çıkarlarına değil, kendi ulusal çıkarlarımıza göre öngörmeli ve düzenlemeliyiz. Bireyin de halkın da onurlu ve cesur yaşamı iki şeye bağlıdır: Karar ve eylem… İhmal, yalnızca yenilgi getirir!..

Osman Pamukoğlu – Mayıs 2011

http://hepar.org.tr/ortadogu-yanacak.aspx

——

Aran ERDEBİLLİ

19 Ağustos 2014

İran/Fars kurnazlığı…

251948_457889504232145_276299786_n

Türk Güney Azerbaycan/Tebriz`in sevilen Traxtur (Traktör) takımı taraftarları. (Foto: Tractor Fan club)

Tractor_club_1970_Fans

Traxtur (Traktör) taraftarlarının İran/Fars ırkçılığına karşı itirazları.(Foto: Tractor Club 1970)

72045_587

Andranik Teymuriyan İran cumhurbaşkanı Hasan Ruhani`nin iftar sofrasında. (Foto: Tabnak)

139305120933017633332584

İran`da en iyi oyuncu seçilen İstiklal takımının oyuncusu Ermeni Andranik Teymuriyan.(Foto: Tasnim)

Bu bir tesadüf mü?

01 Ağustos 2014 tarihinde Kuzey Azerbaycan 8 evladını Ermeni saldırısında şehid verdi.

02 Ağustos 2014 tarihinde Ermeni Andranik Teymuriyan İran Premier Lig`inin en iyi oyuncusu olarak kurnazlıkla seç(tir)ildi.

Bildiğiniz gibi İran’da başka alanlar gibi spor ve futbol da baskı altında ve tüm gücü elinde bulunduran Hamaney ve devrim muhafızlarının kontrol ve tekelindedir. Özellikle Etnik bölge ve coğrafiyalardaki tüm spor aktivitelere yön verilmektedir. Hatta son dönemlerde Güney Azerbaycan gençliğinin içinde ve yüreğinde giderek büyüyen ve sevilen futbol takımı Traxtor`a (traktör) bile baskı artarak yönlendirilmektedir.

Bu ortamda İran molla rejiminin Azerbaycan’ın (Kuzey/Güney) şehid verdiği bu hassas günlerinde Bakü ve Tebriz`e karşı yeni bir kurnazlık ve düşmanca tavır sergilemiştir. Şöyle ki; İran`ın İstiklal futbol takımı oyuncusu ve İran`daki bazı Ermeniler tarafından tüm Ermenilerin temsilcisi olarak tanınan Ermeni asıllı Andranik Teymuriyan, İran Premier Lig`inin en iyi oyuncusu olarak seçilmiştir. İşgalcı Ermenistan`ın saldırı sonucu, Kuzey Azerbaycan şehid verdiyi ve gerginliğin sürdüğü bu günlerinde, Ermeni Andranik Teymuriyan`ın İran`ın en iyi oyuncu olarak seçilmesi ve tüm medya yoluyla yansıtılması tam bir Fars/Acem kurnazlığıdır. Bu bir tesadüf olamaz. Hangi mekanizmalara göre ve nasıl en iyi oyuncu olarak ilan edilmiştir.? Lig`de kendine rakip olan oyuncularla kaç puan farkı vardı ve bu nasıl elde edildi? Hatta Ermeni Andranik bile şaşırarak knendisine yöneltilen, “Eğer kendiniz hakem olsaydınız Andranik`i seçer miydisniz?” sorusuna şöyle cevap vermiş: “Hayır, ben asla Andranik`i seçmezdim ve ödülü Bahtiyar ve Peyam`a verirdim” diyor.(1)

Dahsı Hamaneyi`in ekibinden olan eski devrim muhafızı komutanı Muhsin Rezai`e bağlı Baztab haber saytı bile aynı gün bu Ermeni oyuncudan iltifat ederek ilgi göstermiş ve haberler yayımlamıştır. Hatırlayacağınız gibi, IŞİD`in Irak`ta ilerleyerek İran sınırlarına yaklaştığı o günlerde İran molla rejimi korku ve telaşa kapılarak Muhsin Rezai`den, yine Türk bölgesi olan Güney Azerbaycan/Tebriz`e mesaj göndermiş ve Rezai: “yeni bir kerbela ve aşura olayı yoldadır, buna hazır olun”(2) gibi saçma sözlerle Azerbaycan milletinin inanç tamarından girmeye çalışmış. Fakat bu yeni fitnelerine Güney Azerbaycan gençlıği şöyle cevap vermiştir: “Bu defa biz İran – Irak savaşındaki hatalarımızı tekrarlamayacağız.Biz Türk`ler yanlız kendi topraklarımız/coğrafiyamız olan Güney Azerbaycan için canımızı feda edeceğiz. İran/Fras, Şii ve Sünni v.b. oyunlar için değil …

Gerçekten de Tahran rejiminin içindeki milyonlarca Güney Azerbaycan`lılara ve Kuzey Azerbaycan devleti ve milletine başsağlığı vermek yerine, bilerek bir Ermeni`yi, Azerbaycan`ın bu hassas günlerinde kurnazlıkla seç(tir)mesi aslında Tahran rejiminin ve Fars`ların, tüm Azerbaycan milletine karşı olan kinin ve düşmanca tavrının bir örneğidir. Güney Azerbaycan/Tebriz, Şii İran ile Gregoryan Ermenistan kardeşliğini çok iyi bilmekte ve eminim ki rejimin bu yeni tavrını ve tutumunu da not alarak cevabsız bırakmayacaktır. Nitekim molla rejimi, Tebriz`in Humeyni rejiminden önceki şovenist şah rejimine attığı tokatı da unutmamaıştır.

Kaynaklar:

(1). Andranik`in Açısından Ligin en iyi Oyuncusu, (Behterin Bazikon-e Leyg ez Nezer-e Andranik). http://www.mashreghnews.ir/fa/news/332894/, 05 Ağustos 2014 (1393/5/14)

(2). Hazır Olun Yeni Kerbela ve Aşura Yoldadır, (Amade Başid, Aşura ve Kerbela-ye Cedidi Der Rah Est). http://tnews.ir/news/E22F27010987.html, 26 Haziran 2014 (1393/4/6).

 

Aran ERDEBİLLİ

06 Ağustos 2014

Ders Alınmalı…

Kirli/Kanlı oyunlar yanlız ve yanlız “Kürdistan”ın yaranması/kurulması içindir. Halen oyun devam etmekte…Bölge Türk`ünün Kanı akıtılmaktadır vs. Gizli ellerle daha önceden planlanmış bir şekilde yönetime getirilenler ise bu kanın akmasına yardımcı ve ortak. Halen Türk kanı akıtanlara göz yumarak bir yerden petrolü alıp bir başka yere satan güya milli çıkar/menfaatleri düşünen ve güya ümmetçi geçinen başkanlar! tarih sizleri af etmeyecek…Tarihin yanlış tarafında olanlar utansınlar…

21YYTETV (16-18 Temmuz/July 2013)
Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın Telafer adlı kitabından uyarlanmıştır.

 

 

Aran ERDEBİLLİ
04 Ağustos 2014

Güzide Komutanlarımızdan Muhittin Paşa, Orduda ve Anadolu’daki Hayatı, Resmi Tercüme-i Hali ve Şahsiyeti.

Güzide Komutanlarımızdan Muhittin Paşa, Orduda ve Anadolu’daki Hayatı, Resmi Tercüme-i Hali ve Şahsiyeti.

One of Our Distinguished Commanders, Muhittin Pasha, His Life, Biography and Personality In Anatolia And Army

Peyami Safa
Çev: Aran ERDEBİLLİ
Tarih Kültür ve Sanat Arastırmaları Dergisi (ISSN: 2147-0626) Cilt. 3, No, 1, Mart 2104
Journal of History Culture and Art Research, Vol. 3, No. 1, March 2014
DOI: 10.7596/taksad.v3i1.287
Özet

Muhittin Paşa, Türkiye’nin büyük milli mücadelesinde kendisini icraatlarıyla göstermiş ve ispatlamış özellikle ordu teşkilatına hâkim olan, tecrübeli ve başarılı komutanlardan birisidir. Milli mücadelede Anadolu’nun en buhranlı zamanlarında Türk ruhu ile cephe gerisinde çabalar gösteren ve yılmadan çalışan bir seçkin komutandır. Anadolu’daki Kastamonu, Adana ve bölgelerinde, Sakarya ve İnönü savaşlarında, acemi halkın örgütlenmesinden tutmuş askeri eğitimlerine kadar önemli vazifelere de bulunmuş ve büyük cesaret sergileyerek her kesi ülkenin savunmasına hazırlamıştır. Yunanlıları İzmir’de denize dökmeden önce, dağılmaya doğru giden, acınacak bir durumda olan ve kendisini bile savunamayan bir Türk ordusunu yan yana toplayarak, savaşa hazır bir duruma getirmiştir. Hatta bu tecrübeli Türk komutanı, Anadolu’da halk örgüt kavramını bile bilmezken, özellikle Kastamonu ve çevresinde büyük bir başarıyla eli silah tutamayan halkı özenle örgütlemiş ve sorunları göğüsleyerek askeri eğitimlerini üstlenmiştir. Dolayısıyla, durmadan çalışan Muhittin paşa, Anadolu’nun en tehlikeli ve düşman ateşiyle karşı karşıya kalan zamanında yepyeni, dinç ve eğitilmiş gücü cepheye sevk ederek, düşmanın üstün güçle saldırısını def edebilmiştir. Muhittin paşa, düşmanı denize dökerek zaferi Anadolu’ya getiren ve bu muazzam işi başaranlar arasında halkın saygı ve sevgisini kazananlardandır. Yüksek seviyede askeri ve idari kabiliyette sahip olan Muhittin Paşa ikinci faaliyeti de Adana’da olmuş ve Türkiye-Fransa arasındaki Kilikya anlaşmasının 11’inci Maddesi gereği, Türkiye-Suriye arasındaki gümrük mukavelesi aktı için Beyrut’ta kurulan komisyonda Türkiye tarafından bulunmuştur.

Abstract

Muhittin Pasha was one of the most experienced and successful commanders, who proved and demonstrated his performances especially in the dominant of military organization in Turkey’s great national struggle. During the terrible time of Anatolia in the national struggle, he worked tirelessly with Turkish spirit behind the front. In Kastamonu, Adana and their regions, and in the Battles of Sakarya and İnönü, he kept the organization and the military training of the recruits up, and displayed a great courage in preparing everyone for the defense of country. Before driving the Greek forces into the sea in Izmir, and when the Turkish army was nearly collapsing and it could not even defend itself, he collected the army, and made it ready for the war. In fact, in Anatolia, especially in Kastamonu and its region, the people even did not know the concept of organization. Therefore, he organized them and got people to make military training, who were unable to keep a weapon. In the most dangerous times of Anatolia, Muhittin Pasha tried and worked non-stop to train in the front, defend high attack of enemy power, and drive the enemy forces into the sea. The people of Anatolia greatly respected this man, who had brought them a great victory. The second activity of Muhittin, who had a high-level military and administrative talent, was in Adana. He was the representative of Turkey in the commission founded in Beirut for the act of Turkey-Syrian Customs Agreement which was the requirement of Article 11th of Cilicia Agreement between Turkey and France.

Anahtar Kelimeler

Muhittin Paşa, Anadolu, Türk Ordusu, Milli Mücadele, Sakarya ve İnönü savaşları, Türkiye-Fransa İtilafnamesi, Muhittin Pasha, Anatolia, Turkish Army, Great National Struggle, The Battles of Sakarya and İnönü, Turkish-French Agreement.

Tam Metin: PDF

Aran ERDEBİLLİ

25 Haziran 2014

http://kutaksam.karabuk.edu.tr/index.php/ilk/article/view/287

 

HOCALI`YI UNUTMADIK…

6522933[1]

1992 yılında ırkçı ermeni taşnakları ve aşırı milliyetçileri, Sovyet Birliği`nin dağılmasını fırsat bilerek, Azerbaycan topraklarına ve orada yaşayan Türk milletine kalleşce saldırıya geçmişlerdir. Rusların yardımıyla donanmış Ermeni ırkçı askerleri Karabağı işgal ederek Hocalı`da silahsız insanlara kadın, çocuk ve yaşlı demeden işkence verip öldürmüşlerdir. İnsanların kulaklarını, burunlarını keserek, derilerini soyarak, diri diri yakarak ve bu vahşi cinayetlerinin filmini bile kayıda alarak kendi Ermeniliklerini göstermişlerdir. Ermenilere göre, Azerbaycan`lı hamile kadının karnını yırtarak bebeğini çıkarmak güya zafermiş, Hocalı çocuklarının gözü önünde babalarını diri diri yakmak ve çocuklarına izletmek güya büyük bir zafermiş, yaşlı insanların kulağını ve burnunu kesmek büyük bir zarfermiş ve bunlara benzer insanlığa sığmayan vahşilikler güya büyük bir ermeni zaferiymiş. Bu hasta ruhlu Ermeni vahşiliyi yabancı gazeteler tarafından bile yayımlanmış ve dünya tarafından bilinmektedir. Fakat, dünya`daki Birleşmiş Milletler, uluslararası ceza mahkemeleri ve İnsan hakları gibi kurum ve kuruluşların da bu cinayetlere susması ve halen bir adım atmamaları düşündürücüdür. Bu örgütlerin çoğu da, bu katil Ermenilerin halen dünyada elini kolunu sallayarak gezdiklerini ve bir kaç cani Ermeni`nin bile şu anda Ermenistan devletinin başında olduğunu bilmektedirler. Hatta, katil Ermenilerin bir çoğu Ermenistan`da yaşasalarda, bazıları, Rusya, İran, Lübnan, Fransa, Arjantin, Avustralya ve ABD gibi ülkelere gidip gelmekteler.   

Ermeni ırkçıları savunmasız Hocalı`nın sivil insanını Türk oldukları için görülmemiş işkencelerle öldürüp 120 milyona yakın Türk`ü bölgeden yok edip bitirecklerini sansalar da, yanılıyorlar. Bu hunhar saldırılarının cevabı, bölgedeki 3-4 milyon ermeniye çok ağır olacak. İşte bu fitne ve kinlerinden dolayı nüfusları hep azalmaktadır. Artık bu çirkin ve nifret dolu saldırılarından ötrü tarihten silinmeye doğru gideceklerdir. Bu vahşiliklerini yaparken de, dünyayı kandırarak kendilerini “mazlum” millet olarak tanıtıyorlar.

Ermeniler hiç düşündüler mi? Ne zamana kadar başka ülkelerin  bölgedeki piyonları olacaklar? Ne zamana kadar Rusların kucağında korku ile yaşayacaklar? Ne zamana kadar oyuna gelerek yıllardır yayn yana yaşadıkları komşularına saldıracaklar? Bir millet ağıllı olmaz ise, kendisiyle birlikte gelecek nesillerinin de yaşamını karartır. Bölgedeki 120 miliyona yakın Türk, Karabğ`daki Hocalı soykırımını hiç unutmadı, tam tersine bu kalleş ve kahpe Ermeni saldırısını ve vahşiliğini Türk çocuklarına öğretmekteler. Ermeni ırkçı çete ve örgütlerinin cevabı yaptıklarından daha da ağırı kendilerine geri dönecektir. Ermeniler bu kahpe saldırılarla aslında zafer değil, kendi Ermeni nesillerinin geleceğini yok etmişlerdir. Bunu da, zaman gösterecektir.

Karabağ`da özellikle Hocalı`da soykırıma uğrayan Azerbaycan Türklerini saygı ve rahmetle anıyoruz.

HOCALI`YI UNUTMADIK…

Aran ERDEBİLLİ

26 Şubat 2014

Tebriz Başkent`li Azerbaycan Milli Hükümeti`ne Bağlı Özerk bir Eyalet: “Mahabat Cumhuriyeti”

untitled

images

Değerli okuyucular,

Bildiyiniz gibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`ın davetlisi olarak Türkiye`nin Diyarbakır şehrine gelen Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani buluşması ve görüşmesinden sonra, Türkiye`deki Kürtçüler ve terör örgütü PKK destekçileri bilinçli ve abartılı olarak “Mahabat Cumhiriyeti”nden bahs etmeye başlamışlardır. Oysa ki, bu oluşum 1946 yılında İran`nın Kuzey Batısında kurulan ve başkenti Tebriz olan Milli Azerbaycan Hükümetine bağlı özerk bir eyaletti. Bu konuda değerli dostum Dr. Talas Avşarlı`nın gerçeklere dayanarak kaleme aldığı güzel çalışmasını sizinle paylaşmak isterim.

Kürt Tarihi – Kürtlerin Azerbaycan ‘da Yerleşmesi

Dr. Talas Avşarlı

Siyasi literatürde “Mahabat Cumhuriyeti” ibaresi yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Söz konusu ibare geniş biçimde kullanılsa da, kavramın atıf yapıldığı 1946’daki Kürt oluşumu bambaşka bir oluşum idi. 1945 ve 46’daki tarihi süreci doğru ve adaletli okuduğumuzda “Mahabat Cumhuriyeti” olarak adlandırılan oluşum Azerbaycan Milli hükümetine bağlı özerk bir eyalet olduğunu görebiliriz. Mahabat Cumhuriyetinin abartılması Kürtçülerin, Fars Milliyetçilerin, Komünistlerin ve yabancı uzmanların propagandası sayesinde gerçekleşmiştir. Halbuki “Mahbat Cumhuriyeti” ibaresi tarihin çarpıtılmasından başka bir şey değildir. Bu çalışmanın amacı “Mahabat Cumhuriyeti” kavramı altında ortaya atılan tarihi çarpıklığı analiz etmeye çalışmaktır. Yazımızda ilk önce Kürtlerin Güney Azerbaycan bölgesinde yerleşim tarihi ve dağılımı anlatılacak, ardından Azerbaycan Milli Hükünmeti (1945-46) kuruluş süreci, daha sonra ise “Mahbat Cumhuriyeti” adlandırılan tarihi olgu değerlendirilecektir. Yazımızın sonunda bir genel değerlendirme yapmaya çalışacağız. Kürtlerin Azerbaycan ‘da Yerleşmesi Kürtlerin Azerbaycan’da yerleştiği bölgeler Urmiye gölünün batısında Soğukbulak[1] (Mahabat) bölgesi ve 20 km. bir şerit eninde dağlık arazileri kapsamaktadır. Burada nüfusun çoğunluğunu Azerbaycan Türkleri oluşturmaktadır. Bu bölgede Kürt köyleri, Türk köylerine göre sayıca daha az ve önemsizdir.[2] Şerefname[3]ye göre Irak’ın Süleymaniye şehrinde yaşayan ve Baban aşiretine mensup Mükri aşireti, 16. y.y. sonunda Güney Azerbaycan’a göçerek Soğukbulak bölgesinde Cebeklu Türklerini yenip bölgeyi ele geçirmişlerdir. Mahabat tarihçesinin yazarına göre Şakkakan, Belbas ve Dehbokri aşiretlerinin birleşmeleri 17. y.y. itibaren Osmanlı arazisinden göçerek Azerbaycan’da yerleşmeleri ile başlamıştır. Söz konusu aşiretlerin I. Dünya Savaşına kadar yılın yarısını Osmanlı topraklarında geçirdiği bildirilmektedir[4]. Azerbaycan’da yaşayan Kürtlerin çoğu göçebe ve yarı göçebe aşiretlerden oluşmaktadır.Kentlerde (Mahabat,Bokan) bile toplumsal ilişkiler kan bağı ve aşiret düzeni üzerinde kurulmuştur. Bölgedeki siyasi,tarihi şartlar sonucu özellikle Pehlevi döneminde başlayarak Azerbaycan’da Kürtlerin yaşadığı bölgeler Kürtçü hareketlerin merkezine çevrilmişti. Güney Azerbaycan ’da ki Kürtlerin siyasileşmesinin sebepleri mezhep farklılığı[5], dil farklılığı, Birinci Dünya savaşında Asurilerin bölgede bağımsız harekatına girişmeleri[6] ve Kuzey Irak‘ta Kürt teşkilatlarının etkisi olarak söylemek mümkündür. Azerbaycan Milli Hükümetinin Kuruluşu ve Kürt Sorunu Pehlevi rejimi aşırı Fars(Ari) nasyonalist tezine dayanarak başka milletleri özellikle Azerbaycan Türklerini asimilasyon siyasetine tabi tutmuştu. İran’ın toplumsal–ekonomik bakımdan en ileri bölgesi olan Azerbaycan bu siyaset sonucu ağır duruma düşmüştü. Tahranın idari işlerin yapıldığı merkeze çevirmesi siyaseti Azerbaycan ekonomisini olumsuz etkilemişti. Ayrıca Azerbaycan sermayesi, işadamları, ihtisas sahipleri ve işçilerinin başka yerlere göçmesi, ekonominin gelişimini engellemişti. Azerbaycan milleti, milli medeni haklarından yoksun bırakılmış ve asimilasyon siyasetine tabi tutulmuştu. II. Dünya Savaşı İran’da Rıza Pehlevi’nin 20 yılık despot hakimiyetine son verdi. Merkezi hakimiyet iktidarının sona ermesi ile Güney Azerbaycan’da cemiyetler ve siyasi teşekküller hızla gelişmeye başladı. Bütün bu cemiyet ve teşekküllerin esas isteği Meşrutiyet (1906-11) Anayasasında ön görülmüş “Eyaleti ve Vilayeti Encümenlerin” kurulması ve merkez elinde toplanan gücün bölgelere dağıtılmasıydı. S.C. Pişeveri bütün bu güçleri Azerbaycan Demokrat Partisi bünyesinde birleştirerek organize bir yapıya kavuşturdu.Azerbaycan Demokrat Partisi Azerbaycan milletinin isteklerini Tahran hakimiyetine sundu. Azerbaycan’ın özerkliyi, Türkçe’nin resmi dile çevrilmesi ve Azerbaycan’dan alınan vergilerin Azerbaycan’a tahsis edilmesi Azerbaycan Demokrat Partisinin temel isteklerini oluşturmaktaydı. Ama Tahran hükümeti bu talepleri reddetmişti. Tahran, Azerbaycan’ın isteklerini reddettiği için ADP tarafından Azerbaycan Milli Meclisi oluşturulmuş ve Milli Hükümetin kurulmasına karar verilmişti. Aralık 1945’te Azerbaycan’da kurulan Milli hükümet çeşitli sorunlarla karşı karşıya geldi. Milli Hükümetin karşılaştığı sorunlardan biri de Azerbaycan’ın batı ve güney batısında yerleşmiş bulunan ve geçmişte de Azerbaycan’a büyük sorunlar yaratmış olan Kürt aşiretleriydi. Milli hükümet için Azerbaycan toprakları içinde yerleşen Kürt aşiretleri ile kurulacak ilişki, önemli ve stratejik anlam ifade etmekteydi.Çünkü Azerbaycan Demokrat Partisi ve Milli Hükümet, Azerbaycan’da yaşayan Kürtleri bir tahdit olarak algılıyor ve bütün Kürtçü faaliyetleri dikkatle izliyordu. Milli Hükümet, Kürtlerin Tahran tarafından kışkırtılmasından endişe duymaktaydı. Böyle bir durumda Azerbaycan iç savaşla karşılaşabilirdi. Bu sebepten dolayı Azerbaycan Milli Hükümeti, Kürtlere Azerbaycan çerçevesinde özerklik önermişti. Başka bir ifade ile Milli Hükümet, Kürt sorununu “Eyaleti ve Velayeti Encümeni” çerçevesinde çözmek istiyordu. Bu çözüm önerileri “Kürt,Ermeni ve Asuri gibi azınlıkların hakları korunacak ve kendi dillerinde okuyacaklar”, “Milli ve mahalli özerklikler eyaleti ve vilayeti encümenleri vasıtası ile verilecektir” şeklinde ADP’nin tüzüğünde yer almıştı. Ayrıca “Milli Hükümetin programının 19. maddesinde “Azerbaycan Milli Hükümeti” Azerbaycan’da yaşayan bütün vatandaşları özellikle Kürtleri, Ermenileri, Assurileri hukuk ve yasalar karşısında beraber hesap ediyor” şeklinde ifadeye yer verilmiştir[7]. Milli Hükümetin programları ve çabaları bu sorununu çözmeye yetmedi. Çünkü sorunun kökenleri görüldüğünden daha derinlerdeydi. Sorun “Kürdestan Demokrat Partisi” (KDP) ve Molla Barzenai arasındaki derin ilişkiden kaynaklanmaktaydı. “Mehabat Cumhuriyeti” veya “Mahabat Özerk Bölgesi” 1943 yılında Soğuk bulak’ta (Mahabat) bir grup genç bir araya gelerek ilk gizli Kürt örgütü olan Kürt Diriliş Topluluğu (Kömala-Jiani–Kürt) kurdular. KJK’nın kurulduğu toplantıya Iraklı bir Kürt temsilci (Yüzbaşı Mirhaç) katılmıştı[8]. 1945 yılına kadar bir çok Kürt aşiretinin önde gelenleri, örgüt içerisinde faaliyete başladılar. Örgütün daha önemli bir aşamaya girmesi Kadi Muhemmet’in[9]üyeliği ile başlamıştır. 1944 Ekim ayında Kadi Muhammet örgüte üye oldu. Çok kısa sürede partinin başkanlığına getirildi. Eylül 1945’te Molla Mustafa Barzani 10 bin kişi ile Irak’tan Güney Azerbaycan topraklarına geçti. Barzani, Güney Azerbaycan’da ki Kürtçü hareketleri yaymak ve desteklemek amacı ila, üç bin silahlı adamını Kadi Muhammet’in emrine vermişti. Barzani’nin desteği ve yardımı ile Ekim 1945’te Kadi Muhammet başkanlığında Kürdistan Demokrat Partisi kuruldu. Kürtçülüğün yayıldığı bu dönemde Azerbaycan Demokrat Partisi, Milli Meclis seçimlerinin gerçekleştirilmesini kararlaştırmıştı. 27 Kasım 1945’te Azerbaycan’ın bütün vilayetlerinde meclis seçimleri başladı. Üç gün süren seçim sonucunda 32 seçim bölgesinden 101 milletvekili seçildi. Bu vekillerden beş kişi Soğukbulak bölgesini temsil edecekti[10] Meclis seçimleri gerçekleştikten sonra ADP’nin askeri gücü olan Fedailer, İran ordusuna saldırmaya başladı. Bu saldırıların sonucu 13 Aralıkta Tebriz, 19 Aralık’ta Urmiye ve 31 Aralıkta Soğukbulak, Azerbaycan güçlerinin denetimi altına geçti. Soğukbulak kenti Azerbaycan Demokrat Partisi’nin eline geçtikten sonra Kürtleri kışkırtmamak için bölgenin valiliği Kadi Muhhemet’e verildi. Azerbaycan Milli Hükümeti hem Tahran, hem de Kürtleri ile savaşamayacağını farkındaydı. Bu sebepten S.C. Pişeveri, Kürtleri kendi yanlarına almaya çalışıyordu ve sürekli Azerbaycanlılarla Kürtlerin dostluk ve kardeşliğinden söz ediyordu. Azerbaycan Hükümeti, Kürtleri Azerbaycan Milli Hükümeti’nin çerçevesinde kalmalarını ve özerk bir yapıya sahip olmalarını istiyordu. Ama Kürtler Barzani aşiretinin askeri gücüne dayanarak kendi ülke sınırlarını çizmek istiyorlardı. 22 Ocak 1946’da Soğubulak özerk bölgesi ki Kürtlerce İmali bir şekilde “Kürdistan Cumhuriyeti” olarak adlandırılırdı kuruldu. Kadi Muhemmet’in “Kürdistan Cumhuriyeti” olarak adlandırdığı siyasi oluşum üç kentten oluşmaktaydı; Sulduz bölgesi (Türklerin ağırlıkta yaşadığı bölge), Soğukbulak ve Bukan[11]. Azerbaycan Milli Hükümetin arazisi ve Mahabat Özerk Bölgesi Kadi Muhemmet’in bağımsız devlet kurmaya kalkıştığı kentler Azerbaycan’ın en eski ve tarihi kentlerinden sayılırlar. 100-120 bin civarında olan bölge nüfusun en az 50 bini Azerbaycan Türkleri oluşturturdu. İlginç olan şu ki Fars ve yabancı yazarlar herhangi bir belgeye dayanmadan yazdıkları kitap ve makalelerde Kürt özerk bölgesini Soğukbulak’tan Türkiye -Güney Azerbaycan sınırları boyu genişletmektedirler.Halbuki Mahabat özerk bölgesi Sulduz, Soğukbulak, Bokan arazisi dışına çıkmamıştı. Bu maksatlı yazıların amacı Güney Azerbaycan’ın batı komşularıyla ilişkilerini kesmekten başka bir şey değil. Mahabad Özerk Bölgesinde kurulan meclis ve bakanlar kurulunda söylediğimiz bölgelerden hiçbir temsilci yer almıyordu.[12] Kadi Muhemmet’in bu girişimi Azerbaycan Milli Hükümeti’ni ciddi şekilde rahatsız etmişti. Bu girişimden sonra Gazi Muhammet, Tebriz’e çağırılarak sert bir şekilde uyarılmıştı. Milli Hükümet, Kürtlerin Azerbaycan toprakları içinde kendilerine bir ülke sınırları çizmeye kalkıştıklarını kesinlikle kabul etmiyor. Mahabat’ın Azerbaycan’ın özerk yönetimi çerçevesinde kalması konusunda ısrarlıydı. Milli Hükümet’in ısrarcı tutumu Kürtleri rahatsız etmişti amma Kürtler istedikleri gibi davranmaya devam ediyorlardı. Bu sebepten Kadi Muhammet, mart ayında ikinci kez Tebriz’e gelmesi istenildi. Mart görüşmesinde Kürt heyeti kendi tutumlarını bu şekilde belirtmişti[13]: “bir devlete katılmak gerektiğini düşündüğümüz zaman tercihimiz Azerbaycan değil, yeniden İran’a katılmak yolunda olacaktır”. Bu görüşmelerin hemen ardından Koşaçay (Miyandoab) bölgesinde Azerbaycan ordusu ile Kürtler arasında sıcak çatışmalar yaşanmaya başladı..Ayrıca silahlı Kürt aşiretleri köylerden gelerek Urmiye (Urmu, Urmiya, Orumiyeh, Orumiyeh), Hoy ve Salmas şehirlerinde karmaşa yaratmaya başladılar ve Urmiye’da bir askeri alanı kuşatma altına aldılar (Gulam Yahya’ya göre burada Tahran hükümetinin gizli istihbarat teşkilatı önemli rol oynuyordu). S.C. Pişeveri, General Gulam Yahya’ı bölgeye göndererek krizin çözülmesini sağladı ve her hangi bir çatışma olmadan Kürtler köylerine geri döndüler.Fedailer şehirlerin denetimini ele aldılar. Milli Hükümet çeşitli Kürt aşiretlerinden 300 kişiyi sınırları korumak için görevlendirdi[14]. Bu olaylar yaşandıktan sonra Azerbaycan Milli Hükümeti iki yol ayrıcında kalmıştı ve Azerbaycan milletinin kaderi söz konusuydu. Bu yüzden S.C. Pişeveri Kürtlerle müzakere yolunu seçmişti. 23 Nisan 1946’ta Kürtler ve Azerbaycan Milli Hükümeti arasında bir dostluk antlaşması imzalandı.Ancak bu antlaşmada temel konulara özellikle sınırlar konusuna değinilmedi. Pişeveri Kürtlerin aşiret yapısını ve bölgedeki dengeleri göz önünde bulundurarak Mahabat Özerk Bölgesinde kurulacak bir “Kürt Devletinin” sağlam bir temel üzerinde kurulamayacağını ve bu yarımcık devletin ayakları yüzerinde duramayacağını ve er ya da geç Azerbaycan terkibine katılacağını biliyordu. Kadi Muhammet’te bu gerçeğin farkındaydı. Öyle ki, Tebriz’de müzakereler zamanı “hastanın doktor tedavisine uyması gerekir” sözü ile geri adım atmıştı. Direk Kinan’a göre Soğukbulak bölgesinde kurulacak “Mahabat Cumhuriyeti” bekası için Sovyetler Birliğine ve Tebriz hükümetine dayanmak zorundaydı. “Kürtler ne kadar Azerbaycanlardan nefret etsellerde kaderlerinin Azerbaycan Cumhuriyetinin yaşamasına bağlı olduğunu biliyorlardı”. Söz konusu gerçekler Kürtçü kesimin Azerbaycan Milli hükümetine yakınlaşmasını sağlamıştı. Kadi Muhammet yaptığı hatalardan ders almalıdır ki, silahlı güçlerini ve yönetimini çağırarak Azerbaycan’ı savunacaklarına yemin etmelerini istemişti[15]. Dünyada dengelerin değişmesi ve meydana gelen yeni gelişmeler Azerbaycan Milli Hükümetini Tahranla görüşmeye zorlamıştı. 28 Nisan 1946’da (Mahabat Özerk Bölgesinin kurulduğundan 95 gün sonra) S.C. Pişeveri Tahran’la müzakereye gittiği zaman hükümet işlerini Meclis Başkanı M. Şebesteri ve Tebriz’de bulunan Kadi Muhammed’de bırakmıştı. Görüldüğü gibi Kadi Muhammed’in hiçbir zaman Tebriz’le ilişkisi kesilmemişti ve bir Azerbaycan yetkilisi gibi kabul ediliyordu[16]. 13 Haziran 1946’da Tebriz ile Tahran arasında bir anlaşma imzalandı. Söz konusu anlaşmada Mahabat özerk bölgesi hakkında hiçbir ifade bulunmamaktadır.Kürtler için ne yerel meclisten ne de özerklikten söz edilmişti[17]. Azerbaycan ve Tahran arasındaki görüşmelerde Kürtler konusunda “Azerbaycan’da yaşayan Kürtler” ifadesi kullanılmıştı..15 maddelik anlaşmanın 13’cü maddesinde “Azerbaycan’da yaşayan Kürtler bu anlaşmanın meziyetlerinden yararlanarak ilk okulda kendi dillerinde eğitim ala bilirler” denilmişti.[18] Temmuz ayında iki Kürt aşireti arasında şiddetli çarpışmalar yaşandı.Tebriz’den fedailer bölgeye gönderildi ve yaralılar Tebriz hastanelerinde tedavi altına alındı[19]. 5 Ağustos1946’da Kadi Muhammet Tahran’da yetkililerle görüşmeye gitti. Kadi Muhhemet, Kavamulseltene’den Kürtlerin yaşadığı bütün bölgeleri bir eyalet haline getirip kendini de vali olarak atamasını istemişti.Kavamulseltene ise “ bu sorunun Tebriz’de çözüle bileceğini” söylemişti. Kadi Muhammet’in bu teklifini Milli hükümet adına Salamulah Cavit[20] sert bir şekilde reddetmişti. Kadi’nin bu davranışı Tebriz yönetimini oldukça kızdırmıştı.Çünkü Kadi Muhammet, Azerbaycan toprakları üstüne Tahranla pazarlık yapma hakkına sahip değildi. Tebriz’e döndükten sonra Pişeveri ile görüşmesi gergin bir havada geçmişti. Kavamulseltene bütün anlaşmaları çiğneyerek Azerbaycan’a ordu gönderdi. Urmiye gölünün batısında yaşayan Kürt aşiretleri İran yönetiminin duruma hakim olmaya başladığını görünce İran yönetiminin yanında yer alıp,Tebriz ve Urmiye kentini işgal etmelerine yardımcı oldular. Sonuç ve Genel Değerlendirme “Mahabat Cumhuriyeti” olduğundan fazla ve çarpık bir şekilde abartılmıştır. Yaklaşık 10 bin km olan ve tümü Azerbaycan Türklerinin tarihi toprakları olan (Soğukbulak, Bukan ve Sulduz) bölgeleri Azerbaycan Milli Hükümeti sınırları içindeydi. Kürtler, Azerbaycan topraklarını parçalamaya ve bağımsız “Kürt Devleti” kurmaya çalışsalar da başarılı olamamışlardı. “Mahabat Cumhuriyeti” adı ile bilinen bu oluşum abartılmış yalandan başka bir şey değildir. Bu bölge Azerbaycan Milli Hükümeti’nin özerk bir bölgesiydi. Kadi Muhammet ise bu özerk bölgenin valisiydi. Kürtlerin ayrılıkçı hareketleri ve eğilimleri olsa da bu konuda başarılı olamamışlardı. Mahabat eyaleti Milli hükümetin terkibinden çıkmak istese de buna nail olamadı. *. GÜNAZTAC’ın Kurucusu ve Başkanı.

[1]. Coğrafi adların değişmesi, Merkezi Hükümetin siyasi amacını temin etmek yolunda bir girişim idi. Azerbaycan’da Türk adlarının Fars adları ile değişmesi de siyasetin bir parçasıydı. Azerbaycan’da bir çok şehir, kasaba, köylerin adları değişilmişti Soğukbulak adının Mahabat’a çevrilmesi buna bir örnekti

 [2]. Moctehedi, Abdullah. Azerbaycan Krizi: 1945- 1946 Yılları, Ayetullah Mirza Abdullah Moctehedi’nın Hatıraları; Haz. Resul Caferiyan.- Tahran: Tarih-e Muasır, 1381/2002. s, 24).

[3]. Kürt tarihi hakkında yazılan ilk eserdi. Bu eser 16.yüzyılın sonunda Fars dilinde yazıya alınmıştı.

[4]. Bkz. Barzui, Mücteba. Ozayı Siyası Kordestan az sal 1225 ta 1325. Tahran: 2000.

 [5]. Aynı eser.

 [6]. I. Dünya Savaşında Assuriler Rusların yardımıyla Urmiye’da bağımsız bir cumhuriyet kurmaya çalıştılar ve Kürtleri de yanlarına almaya başladılar.Assurilein bu teşebbüsü Kürtlerde merkezden kaçış duygularını şiddetlendirdi.

 [7]. Arazoğlu, Muhtasar Azerbaycan Tarihi. Bakı: 2000: s. 129.

[8]. Goktaş, hıdır. Kürtler – II Mahabat’tan 12 Eylule. İstanbul: 1991: 16-17.

[9]. Komala örgütü kurulduktan sonra örgütün lideri yoktu. Bunun için Mahabat’ın önde gelen şahsiyeti olarak bilinen Kadi Muhammet’in örgüte üye olması istendi. KadiMuhammet teklifi kabul etti ve kısa süre sonra örgütün başına geldi

[10]. Bu kişiler Seyif Gazi,Hacı Mustafa Davudi, Manaf Kerimi, Kerim Ahmedyan ve Vahab Blurian ‘dan ibaret idi.

[11]. Bkz. Kinanderk. The Kurdish and Kurdestan . Oxford: 1964.

 [12]. Goktaş, Hıdır, 35.

 [13]. Aynı eser: 37.

 [14]. 21 Azer Teşkilatı: Gulam Yahya Daneşiyan Hatıraları. http://www.21azer.com

[15]. Eagleton, Jr. William . The Kordish Repoblic of 1946. Oxford: 1963: 82.

[16]. Zehtabi, M.Takı “Kürt ve Türk” Yol dergisi 2002: 52.

[17]. Goktaş. Hıdır: s. 43.

[18]. Etabeki, Turec. Azerbaycan der İran Muaser. Tehran: 1997: 225.

 [19]. Moctehedi. S. 251.

[20]. Halhal’ da doğdu.On yaşında Baku’ye gitti.Orada Adalet Partisi’nin üyesi olarak Hiyabani ile temas kurmak için Tebriz’e geldi.Sonra Tebriz’de Lahuti isyanına katıldı.sonra Baku’ye dönüp Tıp fakültesine girdi.İran’a döndükten sonra tutuklanıp iki yıl hapis yattı.AMH’ inde İç İşleri Bakanı oldu.Milli Hükümetin tavsiyesi ile merkezi hükümet tarafından Azerbaycan valisi olarak atandı.

Aran ERDEBILLI

18 Kasım 2013