Ermeni belgeleriyle soykırım yalanı: Ovanes Kaçaznuni’nin itirafları

images35F6488E

Kaçaznuni Kimdir?

Ovanes Kaçaznuni (Hovannez Katchaznouni), 1918 yılı Temmuz ayında kurulan Ermenistan devletinin ilk başbakanıdır. Taşnak Hükümetinin 1919 yılı Ağustos ayına kadar 13 ay yönetmiştir. Taşnaksutyun Partisi’nin kurucularındandır ve önemli lideridir. Ermenistan’ın ve Taşnak Partisi’nin en yetkilisidir.

1867 yılında Gürcistan’a bağlı Ahıska bölgesinde doğdu. Mimarlık eğitimi aldıktan sonar Bakû’de mimar olarak çalıştı. Taşnak örgütüne orada katıldı. 1917’de Ermeni Ulusal Konseyi üyesi oldu. 1918’e kadar Kafkasya parlamentosunda (Seym) Taşnak temsilcisi olarak bulundu. Trabzon ve Batum’da Türklerle yapılan barış görüşmelerinde Ermeni heyeti içinde yer aldı. Kafkasya devleti parçalanınca, 1918 Temmuz’unda bağımsız Ermenistan’ın ilk başbakanı oldu. 1919 Ağustos’una kadar bu görevde kaldı. 1920 yılında Ermenistan’da Bolşevik iktidarının kurulmasının ardından tutuklandı. 1921 yılında Bolşevik yönetimine karşı yapılan karşıdevrime! ayaklanmanın bastırılmasından sonra ülkeyi terk etti. Yıllar sonar Sovyet Ermenistanı’na geri döndü ve 1938 yılında ölene kadar mimar olarak çalıştı.

Kaçaznuni’nin raporu

Ovanes Kaçaznuni’nin 1923 yılında Bükreş’te yapılan Ermeni meselesi ile ilgili Taşnak Partisi toplantısında sunduğu rapor gerçekleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Kaçaznuni’nin Osmanlı döneminde yaşananları anlattığı kendi imzasını taşıyan rapor aslında bir itirafnamedir. Kaçaznuni, hemen o yıl raporunu kitap olarak yayımlatır. Koyduğu başlık, yine intihar önerisini vurgulamaktadır: “Taşnaksutyun’un Artık Yapacağı Bir Şey Yok.”

Ermenice basılan kitap, dört yıl sonra, 1927 yılında Rusçaya çevrilerek Tiflis’le “ibreti âlem”olması amacıyla 2 bin adet basıldı. Kitabın İngilizce basımı ise, 1955 yılında, “The Armenian Revolutionary Federation (Dashnaksoution) Has Nothing To Do Any More” başlığıyla “Armenian Information Service” (Ermeni İstihbarat Servisi) tarafından New York’ta yayımlandı. Ancak bu İngilizce yayın, kitabın bütününü içermiyor. İlk Ermeni başbakanının bu tarihî raporu Ermenistan’da yasaklanmıştır. Yayınların Avrupa’daki kütüphanelerden Taşnaklar tarafından toplatıldığı da biliniyor. Kitabın çeşitli dillerden yayımlanan basımları, Avrupa kütüphanelerinden toplatılmıştır. Rapor, sonraları İstanbul Üniversitesi Araştırma Görevlisi Sayın Mehmet PERİNÇEK tarafından Moskova’daki Lenin Kütüphanesi’nde Rusça olarak bulundu ve Türkolog Arif ACAROĞLU tarafından Türkçe’ye çevrildi.

Kaynak Yayınları’ndan, 2006 yılında, “Taşnak Partisi’nin Yapacağı Birşey Yok” (1923 Parti Konferansı’na Rapor) başlığıyla yayınlanan kitapta yazılanlar Ermeni kıyımı iddiaları bağlamında bir belge durumunda…

Yıllarca sözde soykırıma uğradıklarını iddia eden ve dünya kamuoyunu baskı altına almaya çalışan Ermenilerin bütün tezlerini çürüten ilk başbakanları, 128 sayfalık raporunda şu çarpıcı ifadelere veriyor:

Askeri operasyonlara katıldık

1914 Sonbaharında, Türkiye henüz savaşan taraflardan birine katılmadığı dönemde, Güney Kafkasya’da büyük gürültü içinde ve enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandı… ve sadece birkaç hafta içerisinde Ermeni devrimci Taşnaksutyun Partisi (EDDP) hem bu birliklerin oluşturulmasına hem de bunların Türkiye’ye karşı gerçekleştirdikleri askeri operasyonlara aktif biçimde katıldı….”

Aklımız dumanlanmıştı

Biz, kayıtsız şartsız Rusya’ya yönelmiş durumdaydık. Herhangi bir gerekçe yokken, zafer havasına kapılmıştık. Sadakatimiz, çalışmalarımız ve yardımlarımız karşılığında, çar hükümetinin Ermenistan’ın bağımsızlığını bize armağan edeceğinden emindik…

Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin boş sözlerine büyük önem vererek ve kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık.”

Türkler doğru yaptı

1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tabi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır .(…) bu yöntem en kesin ve en uygun yöntemdi. Kızgınlık ve korku içinde bulunan bizler, “suçlu” arıyorduk ve bu suçluyu hemen “Rus” hükümeti ve onun kalleşçe politikaları olarak belirledik.

Siyasal açıdan olgunlaşmamış ve dengesiz insanlara özgü bir şaşkınlık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaktaydık. Rus hükümetine karşı dünkü inancımızı ne denli körü körüne ve temelsiz idiyse, bugünkü suçlamalarımız da o denli körü körüne ve temelsizdi. Siyasal bir parti (Taşnaksutyun) olarak biz, meselemizin Rusları ilgilendirmediğini ve onların gerektiğinde bizim cesetlerimizi çiğneyerek geçip gidebileceklerini unutmuştuk.”

Gerçekleri göremedik

Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vadettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiç bir zaman devlet olamadık. Türkiye Ermenistan’ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik.”

Olayların sebebi biziz

Kötü kaderden şikayet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) milli psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir ve Taşnaksutyun partisi de bundan kaçamamıştır. (…) sanki uzak görüşlü olmamamız bir kahramanlıktı çünkü isteyen herkes, Fransızlar, İngilizler, Amerikalılar, Gürcüler, Bolşevikler tek kelimeyle bütün dünya bizi kolayca aldattı, atlattı ve ihanet etti, oysa bizler safça bu savaşın Ermeniler için yapıldığına inandırılmıştık. “

Barış teklifini reddettik

1914-1918 yılında emperyalistlere karşı savaşlarında bozguna uğrayan Türkler, dinlenerek iki yıl içerisinde yeniden canlandılar. Yeni genç ve yurtsever duygularla hareket eden bir nesil ortaya çıkarak, Anadolu’da kendi ordusunu yeniden organize etmeye başlamıştı. Türkiye’de milli bilinç ve kendisini savunma içgüdüsü uyanmıştı.

Onlar Küçük Asya’da istikballerini hiç olmazsa bir şekilde temin edebilmek için Sevr Anlaşması’na askeri güçle karşı koymak zorundaydılar. Bizim bu dönemde barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı.

Çok geçmeden sınırlarımıza askerî operasyonlar başladığında, Türkler bizimle bir araya gelmeyi ve görüşmelere başlamayı teklif ettiler. Biz ise onların bu teklifini geri çevirdik. Bu büyük bir hataydı. Bu, görüşmelerin kesinlikle başarıyla sonuçlanacağı anlamına gelmezdi ama bu görüşmelerde barışçı bir sonuca ulaşma ihtimâli vardı.”

Türkler’e karşı ayaklandık ve savaştık

Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz, Türkler’in düşmanı olan itilaf devletlerinin kampındaydık. Türkiye’den “denizden denize Ermenistan” talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye’ye göndermeleri ve hakimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika’ya resmi çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türkler’le savaştık, öldük ve öldürdük. Artık, Türkler’e ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?”

İsyanımızın temelinde Büyük Ermenistan vardı

Türkiye’nin yedi ili, Kilikya’da dört sancak ve Karadeniz’den Akdeniz’e Karabağ dağlarından Arap çöllerine uzanan “Büyük Ermenistan” tasarlanmakta ve talep edilmekteydi. Bu emperyalist hayal nasıl gerçekleşebilirdi?”

Hiçbir zaman devlet olamadık

Adil olursak; yönetmek demek öngörmek demekse, biz kesinlikle öngörü yeteneği olmayan, işe yaramaz Taşnak yöneticileriydik. Başlıca zaafımız bu noktadaydı. Dahası, faaliyetlerimizin amacını belirli ve net biçimde anlamış değildik; rehber bir ilkemiz ve sürekli uygulanabilen tutarlı bir sistemimiz yoktu. Sanki istemeden, tesadüfi koşulların etkisi altında tereddütle hareket ediyor, kafamızı duvara çarpıyor ve ayaklarımızın altındaki zemini körler gibi denemeye kalkıyorduk. İmkanlarımızın sınırlarını bilmiyor ve çoğu zaman bunları abartıyorduk. Engellerin çağını anlamıyor, karşıt güçlerden nefret ediyorduk. Devlet ile partiyi ayıramıyor ve parti ideolojisini devlet işlerine karıştırıyorduk. Bizler devlet adamları değildik”

Türkiye Ermenistanı diye bir şey yok

Şimdi neyimiz var? Aras ile Sevan arasında küçücük ve sözde bağımsız, gerçekte ise canlanmakta olan Rusya İmparatorluğu’nun özerk bir kenar bölgesi durumundayız. Türkiye Ermenistanı diye bir şey yok; bu konu Lozan’da defnedilmiştir. Büyük Avrupa devletleri bizi defnettiler.”

Teröre yöneldik

Kişilere karşı suikastlar planlayarak ve gerçekleştirerek, bir zamanlar Yıldız köşkünde yaptığımız gibi yapabilir bu kez başkalarını bombalayabiliriz. Ama niçin? Biz Türkiye’de gürültü çıkarttığımızda bu gürültü sayesinde büyük devletlerin dikkatini Ermeni konusuna çekeceğimizi ve onları bizim lehimize aracı olmaya zorlayacağımızı sandık. Şimdi ise böyle bir aracılığın kaç para ettiğini artık biliyoruz.”

Geçmişin kalıntısı Taşnak partisi, artık son bulmalıdır: ben intihar öneriyorum

Parti artık yenilmiş ve otoritesini kaybetmiştir; ülkeden kovulmuş ve geri dönemez kolonilerin ise yapabileceği bir iş yok. Bir parti, “Madem yaşıyorum öyleyse kendime nasıl olursa olsun bir iş uydurmalıyım” diyemez.“Madem yaşıyorum”,”öyleyse” tarzında bir yaklaşım mantıksal olarak yanlıştır. Cümleyi bunun tersi yönde kurmamız gerekir:Madem ki yapacak bir işim kalmamış, yaşamam gerekmez!” Evet ben intihar öneriyorum! Taşnak Partisi geçmişin bir kalıntısıdır, gereksiz bir organdır ve vücudun bu organa artık ihtiyacı kalmamıştır, şimdilerde bir koloni (diaspora) partisidir.

Taşnak partisi, barışa engeldir

Yalnız bir konuda ısrar ediyorum. Bir gün gelir de Türkler’le anlaşmak ihtiyacı doğarsa; sahneye başka bir anlayışa, başka bir psikolojiye sahip, en önemlisi de başka bir mazisi olan ya da olmayan insanların çıkması gerekir. Ve bu noktada Taşnaksutyun, değil yardım etmek, tersine engel olur.”

www.gazetevatanemek.com

www.ahmetakyol.net

http://1905.az/tr/ermeni-belgeleriyle-soykirim-yalani-ovanes-kacaznuninin-itiraflari/

Aran ERDEBİLLİ

18 MART 2015

HOCALI`YI UNUTMADIK…

Bt9BQ5aCYAAGT-d



1992 yılında ırkçı ermeni taşnakları ve aşırı milliyetçileri, Sovyet Birliği`nin dağılmasını fırsat bilerek, Azerbaycan topraklarına ve orada yaşayan Türk milletine kalleşce saldırıya geçmişlerdir. Rusların yardımıyla donanmış Ermeni ırkçı askerleri Karabağı işgal ederek Hocalı`da silahsız insanlara kadın, çocuk ve yaşlı demeden işkence verip öldürmüşlerdir. İnsanların kulaklarını, burunlarını keserek, derilerini soyarak, diri diri yakarak ve bu vahşi cinayetlerinin filmini bile kayıda alarak kendi Ermeniliklerini göstermişlerdir. Ermenilere göre, Azerbaycan`lı hamile kadının karnını yırtarak bebeğini çıkarmak güya zafermiş, Hocalı çocuklarının gözü önünde babalarını diri diri yakmak ve çocuklarına izletmek güya büyük bir zafermiş, yaşlı insanların kulağını ve burnunu kesmek büyük bir zarfermiş ve bunlara benzer insanlığa sığmayan vahşilikler güya büyük bir ermeni zaferiymiş. Bu hasta ruhlu Ermeni vahşiliyi yabancı gazeteler tarafından bile yayımlanmış ve dünya tarafından bilinmektedir. Fakat, dünya`daki Birleşmiş Milletler, uluslararası ceza mahkemeleri ve İnsan hakları gibi kurum ve kuruluşların da bu cinayetlere susması ve halen bir adım atmamaları düşündürücüdür. Bu örgütlerin çoğu da, bu katil Ermenilerin halen dünyada elini kolunu sallayarak gezdiklerini ve bir kaç cani Ermeni`nin bile şu anda Ermenistan devletinin başında olduğunu bilmektedirler. Hatta, katil Ermenilerin bir çoğu Ermenistan`da yaşasalarda, bazıları, Rusya, İran, Lübnan, Fransa, Arjantin, Avustralya ve ABD gibi ülkelere gidip gelmekteler.   

Ermeni ırkçıları savunmasız Hocalı`nın sivil insanını Türk oldukları için görülmemiş işkencelerle öldürüp 120 milyona yakın Türk`ü bölgeden yok edip bitirecklerini sansalar da, yanılıyorlar. Bu hunhar saldırılarının cevabı, bölgedeki 3-4 milyon ermeniye çok ağır olacak. İşte bu fitne ve kinlerinden dolayı nüfusları hep azalmaktadır. Artık bu çirkin ve nifret dolu saldırılarından ötrü tarihten silinmeye doğru gideceklerdir. Bu vahşiliklerini yaparken de, dünyayı kandırarak kendilerini “mazlum” millet olarak tanıtıyorlar.

Ermeniler hiç düşündüler mi? Ne zamana kadar başka ülkelerin  bölgedeki piyonları olacaklar? Ne zamana kadar Rusların kucağında korku ile yaşayacaklar? Ne zamana kadar oyuna gelerek yıllardır yan yana yaşadıkları komşularına saldıracaklar? Bir millet ağıllı olmaz ise, kendisiyle birlikte gelecek nesillerinin de yaşamını karartır. Bölgedeki 120 miliyona yakın Türk, Karabğ`daki Hocalı soykırımını hiç unutmadı, tam tersine bu kalleş ve kahpe Ermeni saldırısını ve vahşiliğini Türk çocuklarına öğretmekteler. Ermeni ırkçı çete ve örgütlerinin cevabı yaptıklarından daha da ağırı kendilerine geri dönecektir. Ermeniler bu kahpe saldırılarla aslında zafer değil, kendi Ermeni nesillerinin geleceğini yok etmişlerdir. Bunu da, zaman gösterecektir.

Karabağ`da özellikle Hocalı`da soykırıma uğrayan Azerbaycan Türklerini saygı ve rahmetle anıyoruz.

HOCALI`YI UNUTMADIK…

Aran ERDEBİLLİ

26 Şubat 2015

Güney Azerbaycan/Tebriz`de (İran) ATATÜRK Yolu

1925 yılında İran tahtına geçen Rıza Pehlevi İran dış politikasında köklü ve önemli değişiklikler yapmıştır. İran Fars Şahı Rıza Pehlevi Türkiye Cumhuriyetinde Atatürk’ü kendisine örnek alarak, Türkiye’de yapılanların benzeri şeklini ve kopyasını İran’da reformlara koymuştur. Atatürk’ü örnek alan İran Şahı Rıza şah, daha sonar ingilizlerle birlikte hep Türkiye’ye oyunlar oynayarak etnik politikalarda rol almıştır.

1979 yılında İran İslam Cumhuriyeti devriminden(!) sonra bu defa İran molla hükümeti, Anadolu’ya kendi şeriat düzenini ve Humeynizmi ihrac etmeye kalktı. İran İslam Cumhuriyet’inin bugünkü siyasi sistemi dine dayalı bir devlet olarak devam etmektedir. İran rejimi, iktidar hakkını “Velayet-e Fakih”e dayandırmakta ve bu sisteme göre Şiilikte 12. imam’ın olmadığı zaman, din adamları(İran’da mollalar) siyasi iktidarı ellerinde buluındurma hakkına sahiptirler. İran’da mollalar ve din ile siyaset bir arad olması ve Şii din yapısı, bütün İran’daki Türk milletini(Azerbaycan, Türkmen, Kaşkayi) ve diğer etnikleri etkilemektedir. Üstelik Türk milleti (İran’da) kendi varlığı ve kimliğinden uzaklaştırılmaktadır. O kadar ki, İran’da bazi insanlar mollalar ve din adamlarının peygamber soyundan geldiğine inanmaktadırlar. İran’ın Türkiye’ye ve Azerbaycan Cumhuriyetine nüfuzu ve etkin istihbarat ağının olduğu bir gerçek. Bu konuda, kendi çıkarlarına ters düşen Türkiye’deki Yahudi lobiciliğinin incelemesinden ve istihbaratından başlayarak, İran çıkarlarına uygun olan Türkiye’deki Şiilik ve Alevilerin yönlendirmelerine kadar faaliyet göstermektedir. Azerbaycan Cumhuriyetinde ise, yoksullara yardım ve İslam adı altında para yardımı, kitap, kuran v.b. yardımları adı altında, etkili bir istihbarat örgütlenmesi gerçekleştirmektedir. Bunu da, İran rejiminden çıkarları sağlanan bazi Azeri Türklerinin eliyle yapmaktadır. Plan ve metod ise, merkez Tahran’dan verilmektedir. Uygulamaları, hem İran’ın dini medresesi olan Kum şehrinde okuyan İran yanlısı Azeri Türkleri, hem de Baku’deki İran’ın Azerbaycan elçiliğnde çalışan Azeri Türkleriyle yapmaktadır. Anadolu’da ise, İran’ın Kum şehrinin dini medreselerinde okuyan bazi Iğdırlı ve Karslı’lar eliyle yapmaktadır. İran’ın Azerbaycan Cumhuriyetinde, çok sayda sözde yardım ve İslami merkezleri ve büroları bulnmaktadır. Aslında bu merkezler İran’ın bu ülkede kurduğu istihbarat ağı sayılmaktadır. Dolaısıyla, Azerbaycan Cumhuriyetinde hala Tahran merkezli planlar yapılmaktadır ve bu planlar giderek artmaktadır.

Bu ortamda, İran’ın bu çirkin işlerine karşı tek ışık veren, aydınlatan yol ve uygun model, hem İran’daki Güney Azerbaycan Türk milletine hem de, Türk olmayan insanlara Atatürk’ün kurduğu systeme ve çizgiye yüz getirmektir. Türk varlığını, kimliğini, istiklalini elde etmeye çalışan Güney Azerbaycan Türk milleti(İran’da) amacına varması; yalnız Atatürk’ün fikir ve ideallerinin seçmesinden geçmektedir. Atatürk yalnız Türkiye Cumhuriyeti için değil, tüm Türklere özellikle Türkiye Cumhuriyetiyle komşu olan ve bölgede Anadolu’dan sonar en çok Türk nüfusuna sahip Güney Azerbaycan ve İran’daki diğer Türklerin (Türkmen ve Kaşkayı) atası sayılmaktadır. İran’ın hem şah Rıza hem de molla rejiminde “Türk” kelimesini İran’daki Türk milletine yasaklayan ve baskıyla eritmeye çalışan İran şeriat-Fars devletine karşı , yalnızca “Ne Mutlu Türk’üm diyene” ve/ya “Ben Türk Milliyetçisiyim” haykırmak, böylece Atatürk’ten örnek almak, ve bu dahi şahsiyetin yolunun devamcısı olmak gerekmektedir.

İran’da Rıza şah zamanından günümüz molla rejimine kadar, Güney Azerbaycan Türk milleti milli mücadeleler vermişlerdir. Atatürk ve çizgisi, Türk milletinin hayatına ve yoluna yön vererek, aydınlanmaya doğru götürecektir. Gerçekten de, tarihte nadir ve sayısı az olan Atatürk gibi bir lider, Türkiye’de yıllar boyu güneş gibi parladığı için, Güney Azerbaycan Türklerine parlak güneş gibi olacaktır. İnkilapçılığın yanında büyük bir fikir adamı ve Türk olması sebebiyle, Güney Azerbaycan Türk milletinin milli davasına da yön verecektir. Zira, Atatürk’ün “Türk’üm” derken duyduğu gururu bu gün Güney Azerbaycan Türk milleti (İran’da) “Haray haray men Türk’em” şeklinde söylemektedir. İran molla-Fars rejimi Türklüğü yok etmeye çalışmakta. Bu arada, Atatürk’ü yıllardır içindeki Türklere unutturmaya ve yabancılaştırmaya çalışan İran şeriat rejimine, en güzel yanıtı Atatürk çizgisi ve yolu verecektir. Atatürk’ün sönmeyen maşalesi Tebriz, Urumiye, Erdebil, Zencan, Qezvin vb. Güney Azerbaycan şehirlerini işıklandıracaktır. Güney Azerbaycan gençliği artık, İran-Fars mollarının kurduğu boş sistem yerine tüm enerjisini Atatürk çizgisi ve yoluna koymağı amaçlamalılar.

21. yüzyılda yeni bir dünya düzeni, özellikle bölge düzeni kurulmaktadır. Başarılı bir Atatürk yolu, Güney Azerbaycan Türk milletinin (İran’da) yerini bu yeni yüz yılda açabilecektir. Çünkü, Atatürk çizgisinde Türk milletine dayanarak İstiklal, Türklük, Empryalizmele mücadele ve onurlu bir milli kurtuluş söz konusudur. Dolaısıyla, Atatürk ilke, inkilapları, fikir ve idealleri İran’da ve özellikle Güney Azerbaycan Türk milleti içinde yaygınlaşmaya doğru gidecektir. Zira Anadolu ve Azerbaycan (Kuzey ve Güney) Türk milleti arasında bir tarihi ve köklü köprü bulunmaktadır. Nitekim, dahi şahsiyet Atatürk’ün Azerbaycan hakkında şöyle bir sözü var; “Azerbaycan’ın kederi bizim kederimiz, sevinci bizim sevincimizdir.”

Aran ERDEBİLLİ

11 Şubat 2015

Kanlı Yanvar

20_yanvar_200113_35

        Foto: trend

Bu gün 20 Ocak Azerbaycan`da “Kanlı Yanvar” veya “kara Yanvar” günüdür. 25 yıl önce, Bakü`nün sokakları  Azerbaycan`ın kadını, erkeği, çocuğu ve yaşlısının kanıyla boyanmıştır. Sovyet Birliği`ne karşı ilk bağımsızlık mücadelesini veren Azerbaycan Türk milleti, Bakü`nün özgürlük (Azatlık) meydanında özgürlük için göğüslerini Gorbaçov`un gönderdiyi Rus tanklarına karşı siper ederek kahramanlıklarını ortaya koymuşlardır. İki gün içinde donatılmış Rus ordusu Bakü`nün Azatlık meydanında bir katliam uygulamıştır. Yüzlerce Azerbaycan Türk`ü Ruslar tarafından öldürülmüştür. İşte Azerbaycan`ın bağımsızlığı bu kahramanların kanlarıyla güçlenmiş ve bir yıl bu kutsal mücadeleden sonra, Azerbaycan milleti bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. 1991`den büyük Azerbaycan`ın Kuzey kısımı olan Azerbaycan Cumhuriyeti milli bağımsızlık günlerini yaşamakta. Fakat, İran içinde kalan güney kısmı ise işgal altında ve “Kanlı Yanvar” gibi hadiselerden ruh almakta ve canlanmaktadır. Bu defa, Güney Azerbaycan Türklüğü Tahran hakimiyetini Tebriz`den kesip atma mücadelesini vermektedir. Tüm iç ve dış engellere rağmen, Güney Azerbaycan milleti “Kanlı Yanvar” tarihinden ders alarak, hem kendi bağımsılığına kavuşacak, hemi de bir olmaya doğru güçlü addımla atmayı başaracaktır. Tıbkı Bakü`nün Moskova`yı Kuzey Azerbaycan`dan silip attığı gibi, Tebriz de, Tahran hakimiyetini Güney Azerbaycan topraklarından silip atacaktır.  O gün de başlamıştır… 

Kanlarıyla özgürlük ve bağımsızlığı tüm Türk Azerbaycan milletine(Kuzey-Güney) hediye eden ve yaşatan “Kanlı Yanvar” şehitlerimizi saygı, şükran ve minnetle anıyoruz. 

Aran ERDEBİLLİ

20 Ocak 2015

   

Dünyamız Nereye Doğru? Hungtington`un Kuyuya Attığı Taşı Birleşmiş Milletler Bile Çıkaramıyor.

untitled

Dokuz “Medeniyet” haritası Hungtington`un “Medeniyetler Çatışmasından” (Wikipedia)

(21. Yüzyıl`a girerken Bernard Lewis yazdı, Samuel P. Hungtington genişletti ve ABD ise uygulamakta…)

2014 Yılı da bitti ve bir yılda Türkiye`nin komşuları olan Irak`ta çoğu sivil yaklaşık 15000 ve Suriye`de ise 40000 insan öl(dürül)dü, sayı daha da çok bence. 11 Eylül 2001 yılından sonra artık dünya değişti, terör, şiddet, ve çatışmalar daha da çoğaldı. Dünyada özellikle Ortadoğu`da değişik dinlerin ve inançların savaşı giderek artmakta ve ne yazık ki önümüzdeki yıllarda dinler arası kan ve şiddet azalacak gibi görünmemektedir. Kaynakları belli olmayan IŞİD/İD vs gibi tehlikeli terör örgütleri hele de ortalıkta…

Artık çatışmalar Orta Asya, Hindistan ve Çin`e doğru kaydırılmakta. Şimdi bu yazıyı yazarken Hintli Müslümanların öfkeli olduğu haberini duydum. BBC Türkçe`den şöyle bir haber geçti: Hindistan`da temsili Müslüman `militanlara` karşı tatbikatlar. (http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2015/01/150102_hindistan_tatbikat_islam).

Acaba ABD körükleyeceği 21. Yüzyıl tablosunu önceden Samuel Hungtington`a mı yazdırmış? veya günümüzdeki gerginliğin ve kanlı çatışmaların fikir babası Hungtington mu? Hungtington yazdığı “Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması” kitabında Türkiye ile ilgili de şöyle diyor:

“Batı`nın laik ve demokratik düzeninde yeterince tecrübe sahibi olan Türkiye, artık İslam dünyasının lideri olabilir. Fakat bunu yapması için Rusya`da, Lenin rededildiği gibi Atatürk`ün mirasını inkar etmek gerekir. Bu da ancak hem siyasal hem de dinsel açıdan meşruiyet sahibi olan ve birde Atatürk kalibresinde bir lider tarafından, Türkiye parça ülkeden çekirdek ülkeye yeniden yapılabilir/çevirilebilir”. (Hungtington, 2003: 179)

11 Eylül 2001`den sonra Türkiye de hızla değişmekte. Şimdi Türk milleti ayrışma noktasına doğru götürülmektedir. Laik, dinsiz, yobaz, İslamcı, ve buna benzer kavramalar halk içinde daha da çok yaygınlaşmaktadır. 2002 yılından beri ülkenin çizgisi değişmekte ve ideolojinin iç politikada ve dış politikada nasıl bir etki ve ayrışmaya doğru götürdüğünü görüyorsunuz…

İran`da, Humeyni ve onun dinci grupları halkın din ve inanç damarından girerek güçlü ordusu olan şah rejimini yıktılar ve sonunda Humeyni Fransa`dan direk uçakla İran`a getirildi ve ülkeye hakim oldu. Şimid mollaların yönettiği ülke 35 yıl aradan sonra ağır durumda ve felakete doğru sürükleniyor. Aynı oyun Türkiye üzerine Pensilvanya`dan oynanılsa da Erdoğan – Gülen rekabeti/çekişmesi kontrolden çıktı ve olayı biraz değiştirdi. Fakat yine ülkede muhalefet ve Atatürk`ün kurduğu cumhuriyet çizgisi zayıflatılarak yerine Cemaat, asıl muhalefet konumuna getirilmeye çalışılıyor. Artık İslamcı bir iktidar var (AKP) ve bir de İslamcı muhalefet (Cemaat) Türkiye`nin geleceğine hazırlanıyor. Aslında AKP`nin herşeye paralel denmesinin anlamı da ortada. AKP ile birlikte paralel çizgi olan Cemaat`tır ve ikisi de Atatürk cumhuriyetini yok etmeye doğru ilerlemekteler ve paralelin anlamı da budur. Hatta ilerleyen aylarda Erdoğan – Gülen din kardeşliği adı altında barış(tırıl)abilirler. Bu konuda çalışmalar devam etmekte ve Gülen`in Türkiye`ye getirilme ihtimali var. Fakat önce terör örgütü PKK`nın başı AKP ile anlaştıkları gereği hapisten çıkarılmalı (PKK`nın 2015 kongresine bile katılacakmış). Oyun devam ediyor…

Tabi ki Ankara`daki değişiklik/gelişmeler Türkiye ile sınır ve Anadolu`nun devamı olan Türk Azerbaycan`ı da (Bakü – Tebriz) etkilemektedir.

KAYNAKLAR:

Hungtington, Samuel P, The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order. New York, Simon & Schuster Paperbacks, 2003.

Aran RDEBİLLİ

03 Ocak 2015

ORTADOĞU YANACAK !

Emekli tümgeneral, yazar ve siyasetçi, Hak ve Eşitlik Partisi’nin kurucusu ve mevcut genel başkanı sayın Osman Pamukoğlu, Ortadoğu`nun bugünkü kanlı günlerini üç yıl önce görerek Mayıs 2011`de güzel bir çalışma kaleme almıştır. Bu güzel çalışmasını burada sizinle de paylaşmak isterim.

reyhanli_patlama_2

İhmal, yalnızca yenilgi getirir!

Irak üç’e bölündü. Bağdat’taki kukla hükümet doğaya aykırı ve yürümeyecek. Kuzey’de Kürtler, ortada Sünni Müslümanlar, güneyde de Şiilerden oluşan siyasi bir yapı teşekkül etti..

Suriye’nin geleceği de aynen Irak gibi üç’e bölünmektedir ve bu olacak… Irak’ın orta bölümü yani Sünni Müslümanlarla Suriye’nin orta bölümündeki Sünni Müslümanların birleştirilmesine çalışılacak.

Güney Irak yani Şiiler, halen İran’ın siyasal etkisi altındadır ve bu zincir; İran, Irak güneyi, Suriye güneyinden Lübnan’a uzanmaktadır.

Çin, Rusya ve İran’ın ulusal çıkarları her hal ve koşul altında gelgitler yaşasa da, hayati olarak değişmeyecektir. Sırf füze kalkanı projesi bile onları birbirine sıkı sıkıya bağlamaya yeter de artar..

ABD yapma etme dese de İsrail’in İran’a karşı tavrı belli ve esnetilmesi mümkün değil..

Arap ülkelerinin sözün ona, örgütlerinin de hali tam bir ‘‘ insanlık komedisi ’’ hele ‘‘ demokratlık ’’ lafları yok mu? Bunlar tam bir ABD figüranı, ellerinde tuttukları petrol kaynakları dışında zerrece bir güce sahip değiller. Her yere el atan batı güçlerinin zamanı gelince bunlara dönebileceklerini dahi akıl edebilecek çapta dahi değiller. Ve bir gün, o zamanda gelecek!..

Siyasi ve askeri sorunlar, güneyimizi, doğumuzu ve kuzeyimizi sarmış durumda. ( sanki batımız çok iyi! ) Coğrafya ve jeopolitik olarak ortadayız ve kaçınılmaz bir yerdeyiz. Siyasi, askeri ve sanayi gücümüzü biran önce patlayacak kazanın sularından haşlanmamak için hazır hale getirmeliyiz..

Kuzey Suriye, Kuzey Irak ve Doğu İran’daki Kürtlerle de, bölgede bir ‘‘ Birleşik Kürdistan ’’ ortaya çıkaracakları, gündüz güneş, gece de ay kadar aşikar..

Tüm bunlar, bölgedeki her şeyin siyaset ve silah gücüyle altüst olması demektir. Sonuçta yanacak olan bu coğrafyadır ve acısını çekecek olanlar da buralarda yaşayan halktır. Üstelik bunlar Müslüman insanlardır…

K.Irak’ taki ‘‘ kürt oluşumu ’’ yapılandığı coğrafyada bekasını sürdüremeyeceğinden, batı bunun himaye ve korumasını Türkiye ‘ye yüklemeye çalışacaktır. Bu günkü hükümet de hamallığı seve seve hamilerine hizmet diye kabul edecektir..

Mezoptomya’nın kuzeyi Anadolu’nun doğal bir uzantısıdır. Tarih boyunca da siyasi, askeri ve ticari zorunluluğu ortadadır. İnsanlık tarihinde 90 yıl zırnık bile değildir. Lozan’da olmadıysa şimdi sırası gelmiştir. Atatürk’ün Lozan sonrası da gerçekleştirmeye çalıştığı ama imkan ve şartlar elvermediğinden mümkün olmayan işin zamanını koşulların yarattığı ortadadır ve bu kaçınılmazdır. Tarihi bilenler bilir ki, İngilizlerin ali-cengiz oyunlarıyla bölge bizden alınmıştır. Musul ve Kerkük’ ün zamanı gelmiştir. Herkesin petrole ihtiyacı var da bizim yok mu? Siz, binlerce mil öteden gelip burnumuzun dibinden petrol çekin, biz de aval aval bakıp, dünyanın en pahalı benzinini kullanalım!..

Kerkük, yönetim merkezi olarak, bölge Diyale nehri kuzeyinden itibaren Türkiye’ye bağlanmalı, seçilen milletvekilleri de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmelidir. Coğrafyamızı ve geleceğimizi başkalarının ulusal çıkarlarına değil, kendi ulusal çıkarlarımıza göre öngörmeli ve düzenlemeliyiz. Bireyin de halkın da onurlu ve cesur yaşamı iki şeye bağlıdır: Karar ve eylem… İhmal, yalnızca yenilgi getirir!..

Osman Pamukoğlu – Mayıs 2011

http://hepar.org.tr/ortadogu-yanacak.aspx

——

Aran ERDEBİLLİ

19 Ağustos 2014

İran/Fars kurnazlığı…

251948_457889504232145_276299786_n

Türk Güney Azerbaycan/Tebriz`in sevilen Traxtur (Traktör) takımı taraftarları. (Foto: Tractor Fan club)

Tractor_club_1970_Fans

Traxtur (Traktör) taraftarlarının İran/Fars ırkçılığına karşı itirazları.(Foto: Tractor Club 1970)

72045_587

Andranik Teymuriyan İran cumhurbaşkanı Hasan Ruhani`nin iftar sofrasında. (Foto: Tabnak)

139305120933017633332584

İran`da en iyi oyuncu seçilen İstiklal takımının oyuncusu Ermeni Andranik Teymuriyan.(Foto: Tasnim)

Bu bir tesadüf mü?

01 Ağustos 2014 tarihinde Kuzey Azerbaycan 8 evladını Ermeni saldırısında şehid verdi.

02 Ağustos 2014 tarihinde Ermeni Andranik Teymuriyan İran Premier Lig`inin en iyi oyuncusu olarak kurnazlıkla seç(tir)ildi.

Bildiğiniz gibi İran’da başka alanlar gibi spor ve futbol da baskı altında ve tüm gücü elinde bulunduran Hamaney ve devrim muhafızlarının kontrol ve tekelindedir. Özellikle Etnik bölge ve coğrafiyalardaki tüm spor aktivitelere yön verilmektedir. Hatta son dönemlerde Güney Azerbaycan gençliğinin içinde ve yüreğinde giderek büyüyen ve sevilen futbol takımı Traxtor`a (traktör) bile baskı artarak yönlendirilmektedir.

Bu ortamda İran molla rejiminin Azerbaycan’ın (Kuzey/Güney) şehid verdiği bu hassas günlerinde Bakü ve Tebriz`e karşı yeni bir kurnazlık ve düşmanca tavır sergilemiştir. Şöyle ki; İran`ın İstiklal futbol takımı oyuncusu ve İran`daki bazı Ermeniler tarafından tüm Ermenilerin temsilcisi olarak tanınan Ermeni asıllı Andranik Teymuriyan, İran Premier Lig`inin en iyi oyuncusu olarak seçilmiştir. İşgalcı Ermenistan`ın saldırı sonucu, Kuzey Azerbaycan şehid verdiyi ve gerginliğin sürdüğü bu günlerinde, Ermeni Andranik Teymuriyan`ın İran`ın en iyi oyuncu olarak seçilmesi ve tüm medya yoluyla yansıtılması tam bir Fars/Acem kurnazlığıdır. Bu bir tesadüf olamaz. Hangi mekanizmalara göre ve nasıl en iyi oyuncu olarak ilan edilmiştir.? Lig`de kendine rakip olan oyuncularla kaç puan farkı vardı ve bu nasıl elde edildi? Hatta Ermeni Andranik bile şaşırarak knendisine yöneltilen, “Eğer kendiniz hakem olsaydınız Andranik`i seçer miydisniz?” sorusuna şöyle cevap vermiş: “Hayır, ben asla Andranik`i seçmezdim ve ödülü Bahtiyar ve Peyam`a verirdim” diyor.(1)

Dahsı Hamaneyi`in ekibinden olan eski devrim muhafızı komutanı Muhsin Rezai`e bağlı Baztab haber saytı bile aynı gün bu Ermeni oyuncudan iltifat ederek ilgi göstermiş ve haberler yayımlamıştır. Hatırlayacağınız gibi, IŞİD`in Irak`ta ilerleyerek İran sınırlarına yaklaştığı o günlerde İran molla rejimi korku ve telaşa kapılarak Muhsin Rezai`den, yine Türk bölgesi olan Güney Azerbaycan/Tebriz`e mesaj göndermiş ve Rezai: “yeni bir kerbela ve aşura olayı yoldadır, buna hazır olun”(2) gibi saçma sözlerle Azerbaycan milletinin inanç tamarından girmeye çalışmış. Fakat bu yeni fitnelerine Güney Azerbaycan gençlıği şöyle cevap vermiştir: “Bu defa biz İran – Irak savaşındaki hatalarımızı tekrarlamayacağız.Biz Türk`ler yanlız kendi topraklarımız/coğrafiyamız olan Güney Azerbaycan için canımızı feda edeceğiz. İran/Fras, Şii ve Sünni v.b. oyunlar için değil …

Gerçekten de Tahran rejiminin içindeki milyonlarca Güney Azerbaycan`lılara ve Kuzey Azerbaycan devleti ve milletine başsağlığı vermek yerine, bilerek bir Ermeni`yi, Azerbaycan`ın bu hassas günlerinde kurnazlıkla seç(tir)mesi aslında Tahran rejiminin ve Fars`ların, tüm Azerbaycan milletine karşı olan kinin ve düşmanca tavrının bir örneğidir. Güney Azerbaycan/Tebriz, Şii İran ile Gregoryan Ermenistan kardeşliğini çok iyi bilmekte ve eminim ki rejimin bu yeni tavrını ve tutumunu da not alarak cevabsız bırakmayacaktır. Nitekim molla rejimi, Tebriz`in Humeyni rejiminden önceki şovenist şah rejimine attığı tokatı da unutmamaıştır.

Kaynaklar:

(1). Andranik`in Açısından Ligin en iyi Oyuncusu, (Behterin Bazikon-e Leyg ez Nezer-e Andranik). http://www.mashreghnews.ir/fa/news/332894/, 05 Ağustos 2014 (1393/5/14)

(2). Hazır Olun Yeni Kerbela ve Aşura Yoldadır, (Amade Başid, Aşura ve Kerbela-ye Cedidi Der Rah Est). http://tnews.ir/news/E22F27010987.html, 26 Haziran 2014 (1393/4/6).

 

Aran ERDEBİLLİ

06 Ağustos 2014

Ders Alınmalı…

Kirli/Kanlı oyunlar yanlız ve yanlız “Kürdistan”ın yaranması/kurulması içindir. Halen oyun devam etmekte…Bölge Türk`ünün Kanı akıtılmaktadır vs. Gizli ellerle daha önceden planlanmış bir şekilde yönetime getirilenler ise bu kanın akmasına yardımcı ve ortak. Halen Türk kanı akıtanlara göz yumarak bir yerden petrolü alıp bir başka yere satan güya milli çıkar/menfaatleri düşünen ve güya ümmetçi geçinen başkanlar! tarih sizleri af etmeyecek…Tarihin yanlış tarafında olanlar utansınlar…

21YYTETV (16-18 Temmuz/July 2013)
Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın Telafer adlı kitabından uyarlanmıştır.

 

 

Aran ERDEBİLLİ
04 Ağustos 2014

Güzide Komutanlarımızdan Muhittin Paşa, Orduda ve Anadolu’daki Hayatı, Resmi Tercüme-i Hali ve Şahsiyeti.

Güzide Komutanlarımızdan Muhittin Paşa, Orduda ve Anadolu’daki Hayatı, Resmi Tercüme-i Hali ve Şahsiyeti.

One of Our Distinguished Commanders, Muhittin Pasha, His Life, Biography and Personality In Anatolia And Army

Peyami Safa
Çev: Aran ERDEBİLLİ
Tarih Kültür ve Sanat Arastırmaları Dergisi (ISSN: 2147-0626) Cilt. 3, No, 1, Mart 2104
Journal of History Culture and Art Research, Vol. 3, No. 1, March 2014
DOI: 10.7596/taksad.v3i1.287
Özet

Muhittin Paşa, Türkiye’nin büyük milli mücadelesinde kendisini icraatlarıyla göstermiş ve ispatlamış özellikle ordu teşkilatına hâkim olan, tecrübeli ve başarılı komutanlardan birisidir. Milli mücadelede Anadolu’nun en buhranlı zamanlarında Türk ruhu ile cephe gerisinde çabalar gösteren ve yılmadan çalışan bir seçkin komutandır. Anadolu’daki Kastamonu, Adana ve bölgelerinde, Sakarya ve İnönü savaşlarında, acemi halkın örgütlenmesinden tutmuş askeri eğitimlerine kadar önemli vazifelere de bulunmuş ve büyük cesaret sergileyerek her kesi ülkenin savunmasına hazırlamıştır. Yunanlıları İzmir’de denize dökmeden önce, dağılmaya doğru giden, acınacak bir durumda olan ve kendisini bile savunamayan bir Türk ordusunu yan yana toplayarak, savaşa hazır bir duruma getirmiştir. Hatta bu tecrübeli Türk komutanı, Anadolu’da halk örgüt kavramını bile bilmezken, özellikle Kastamonu ve çevresinde büyük bir başarıyla eli silah tutamayan halkı özenle örgütlemiş ve sorunları göğüsleyerek askeri eğitimlerini üstlenmiştir. Dolayısıyla, durmadan çalışan Muhittin paşa, Anadolu’nun en tehlikeli ve düşman ateşiyle karşı karşıya kalan zamanında yepyeni, dinç ve eğitilmiş gücü cepheye sevk ederek, düşmanın üstün güçle saldırısını def edebilmiştir. Muhittin paşa, düşmanı denize dökerek zaferi Anadolu’ya getiren ve bu muazzam işi başaranlar arasında halkın saygı ve sevgisini kazananlardandır. Yüksek seviyede askeri ve idari kabiliyette sahip olan Muhittin Paşa ikinci faaliyeti de Adana’da olmuş ve Türkiye-Fransa arasındaki Kilikya anlaşmasının 11’inci Maddesi gereği, Türkiye-Suriye arasındaki gümrük mukavelesi aktı için Beyrut’ta kurulan komisyonda Türkiye tarafından bulunmuştur.

Abstract

Muhittin Pasha was one of the most experienced and successful commanders, who proved and demonstrated his performances especially in the dominant of military organization in Turkey’s great national struggle. During the terrible time of Anatolia in the national struggle, he worked tirelessly with Turkish spirit behind the front. In Kastamonu, Adana and their regions, and in the Battles of Sakarya and İnönü, he kept the organization and the military training of the recruits up, and displayed a great courage in preparing everyone for the defense of country. Before driving the Greek forces into the sea in Izmir, and when the Turkish army was nearly collapsing and it could not even defend itself, he collected the army, and made it ready for the war. In fact, in Anatolia, especially in Kastamonu and its region, the people even did not know the concept of organization. Therefore, he organized them and got people to make military training, who were unable to keep a weapon. In the most dangerous times of Anatolia, Muhittin Pasha tried and worked non-stop to train in the front, defend high attack of enemy power, and drive the enemy forces into the sea. The people of Anatolia greatly respected this man, who had brought them a great victory. The second activity of Muhittin, who had a high-level military and administrative talent, was in Adana. He was the representative of Turkey in the commission founded in Beirut for the act of Turkey-Syrian Customs Agreement which was the requirement of Article 11th of Cilicia Agreement between Turkey and France.

Anahtar Kelimeler

Muhittin Paşa, Anadolu, Türk Ordusu, Milli Mücadele, Sakarya ve İnönü savaşları, Türkiye-Fransa İtilafnamesi, Muhittin Pasha, Anatolia, Turkish Army, Great National Struggle, The Battles of Sakarya and İnönü, Turkish-French Agreement.

Tam Metin: PDF

Aran ERDEBİLLİ

25 Haziran 2014

http://kutaksam.karabuk.edu.tr/index.php/ilk/article/view/287

 

HOCALI`YI UNUTMADIK…

6522933[1]

1992 yılında ırkçı ermeni taşnakları ve aşırı milliyetçileri, Sovyet Birliği`nin dağılmasını fırsat bilerek, Azerbaycan topraklarına ve orada yaşayan Türk milletine kalleşce saldırıya geçmişlerdir. Rusların yardımıyla donanmış Ermeni ırkçı askerleri Karabağı işgal ederek Hocalı`da silahsız insanlara kadın, çocuk ve yaşlı demeden işkence verip öldürmüşlerdir. İnsanların kulaklarını, burunlarını keserek, derilerini soyarak, diri diri yakarak ve bu vahşi cinayetlerinin filmini bile kayıda alarak kendi Ermeniliklerini göstermişlerdir. Ermenilere göre, Azerbaycan`lı hamile kadının karnını yırtarak bebeğini çıkarmak güya zafermiş, Hocalı çocuklarının gözü önünde babalarını diri diri yakmak ve çocuklarına izletmek güya büyük bir zafermiş, yaşlı insanların kulağını ve burnunu kesmek büyük bir zarfermiş ve bunlara benzer insanlığa sığmayan vahşilikler güya büyük bir ermeni zaferiymiş. Bu hasta ruhlu Ermeni vahşiliyi yabancı gazeteler tarafından bile yayımlanmış ve dünya tarafından bilinmektedir. Fakat, dünya`daki Birleşmiş Milletler, uluslararası ceza mahkemeleri ve İnsan hakları gibi kurum ve kuruluşların da bu cinayetlere susması ve halen bir adım atmamaları düşündürücüdür. Bu örgütlerin çoğu da, bu katil Ermenilerin halen dünyada elini kolunu sallayarak gezdiklerini ve bir kaç cani Ermeni`nin bile şu anda Ermenistan devletinin başında olduğunu bilmektedirler. Hatta, katil Ermenilerin bir çoğu Ermenistan`da yaşasalarda, bazıları, Rusya, İran, Lübnan, Fransa, Arjantin, Avustralya ve ABD gibi ülkelere gidip gelmekteler.   

Ermeni ırkçıları savunmasız Hocalı`nın sivil insanını Türk oldukları için görülmemiş işkencelerle öldürüp 120 milyona yakın Türk`ü bölgeden yok edip bitirecklerini sansalar da, yanılıyorlar. Bu hunhar saldırılarının cevabı, bölgedeki 3-4 milyon ermeniye çok ağır olacak. İşte bu fitne ve kinlerinden dolayı nüfusları hep azalmaktadır. Artık bu çirkin ve nifret dolu saldırılarından ötrü tarihten silinmeye doğru gideceklerdir. Bu vahşiliklerini yaparken de, dünyayı kandırarak kendilerini “mazlum” millet olarak tanıtıyorlar.

Ermeniler hiç düşündüler mi? Ne zamana kadar başka ülkelerin  bölgedeki piyonları olacaklar? Ne zamana kadar Rusların kucağında korku ile yaşayacaklar? Ne zamana kadar oyuna gelerek yıllardır yayn yana yaşadıkları komşularına saldıracaklar? Bir millet ağıllı olmaz ise, kendisiyle birlikte gelecek nesillerinin de yaşamını karartır. Bölgedeki 120 miliyona yakın Türk, Karabğ`daki Hocalı soykırımını hiç unutmadı, tam tersine bu kalleş ve kahpe Ermeni saldırısını ve vahşiliğini Türk çocuklarına öğretmekteler. Ermeni ırkçı çete ve örgütlerinin cevabı yaptıklarından daha da ağırı kendilerine geri dönecektir. Ermeniler bu kahpe saldırılarla aslında zafer değil, kendi Ermeni nesillerinin geleceğini yok etmişlerdir. Bunu da, zaman gösterecektir.

Karabağ`da özellikle Hocalı`da soykırıma uğrayan Azerbaycan Türklerini saygı ve rahmetle anıyoruz.

HOCALI`YI UNUTMADIK…

Aran ERDEBİLLİ

26 Şubat 2014