Yine Türk Milleti…

untitled

Değerli okuyucular,

Bildiğiniz gibi Türkiye üzerinde bir tehlikeli oyun oynanılmaktadır. 11 yıl sonra Türkiye`nin ne hale geldiğini herkes görmektedir…Hatta bu dönemde Türkiye – Azerbaycan ilişkileri bile gerginleştirmek istenildi. Fakat bu yanlışlıklara iki Türk milleti tepki verdikten sonra AKP bu yanlış yoldan döndü. Demokrasi yanlız AKP`ye oy verenlerin haklarını savunarak Türkiye Cumhuriyeti`nin temelini, tarihini baltalamak ve hep kendi oy veren! tabanını öne çekerek geri kalan çoğunluk halkın değerlerini görmemek,  bastırmak, ezmek, tahkir ederek laf atmak (iki ayyaş v.s.) ve yok etmek anlamına gelmemektedir… Türkiye`nin son olaylarından ve AKP`ye karşı halkın haklı sesinden komşu ülkeleri, yabancılar ve hatta İran mollaları bile faydalanmağa çalışmaktadır. Giderek şehirlere yayılan ve devam eden protestolar AKP`ye karşı başlangıç gibi görünmektedir. Umarım ki, Türkiye Cumhuriyeti, anti-demokratik AKP hükümetine karşı tutumuna daha da güçlü deveam edecektir. Fakat Türk milletinin yolu ve haklı sesi güçler tarafından kullanılmak ve kaydırılmak istenilmekte. Batı ve bazı güçler AKP`ye karşı bu güçlü protestoları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışacaklar ve tabi ki bu milletin gücünü başka yönlere kaydırmağa da hazırlıklalrı var ve  beklemekteler.  Türk milleti  bu oyunlara da izin vermeyecektir. Umarım ki, Türkiye Cumhuriyeti derin bir sıkıntı yaşamadan seküler ve laik Türkiye Cumhiriyeti yoluna, AKP`siz bir yönetimle yine devam edecektir. Kardeş Türkiye`nin  her konudaki zaferi  Azerbaycan`ın (Kuzey-Güney) zaferidir. 

27 Kasım 2012`de  bu blogda yayımlanan “Türkiye İç Ayrışma Sürecine (mi) giriyor”  başlıklı yazımdan bir bölümünü tekrar burada yayımlıyorum.  

…Hangi sürecin ve yolun nışaneleri olabilir bunlar? Düşüncelerime katılmayabilirsiniz, ama dikkat edilirse, 2002 yılından beri Türkiye`nin çizgisinin değiştiğini fark edeceksiniz. İdeolojinin iç politikada ve dış politikada nasıl bir etki ve ayrışmaya doğru götürdüğünü göreceksiniz. Demek ki, tarihten ders alınmıyor .

Bir sade ifade ile denilirse,  devlet kurumlarından birinde başkan, daire başkanı ve/ya bir yetkili ile randevunuz var ve görüşeceksiniz. İlk baştan selamün aleyküm, maşallah, inşallah sözleriyle başlıyor ve elhemdülillah, hadisler ve kuran ayetleriyle sözlerini güçlendiriyor ve sonunda ise, rabbim isterse ile randevu bitiyor. Hele başkanın masasının arkasındaki arapça yazılı küçük kitapçıklar ve sözler bir tarafa. Bu konuda, Türkiye İran`ın devrim sonrasındaki ilk yıllarına benzemektedir. “Türkiye İran olamaz” diyenler dikkatle baksınlar bu inceliklere. İran`da, Humeyni ve onun dinci desteleri halkın din ve inanç damarından girerek güçlü ordusu olan, İsrail, ABD v.b. Avrupa ülkelriyle iyi ilişkisi olan bir şahlık rejimini yıktılar ve sonunda Humeyni Fransa`dan uçakla İran`a geldi. Şimdi aynı oyun Türkiye üzerinde oynanıyor ve  ABD`den(Pensilvanya) Türkiye`ye gelmek isteyenler de var. 1979 yılından beri gördüğümüz riya ve politik İslamın sözcükleri ve oyunları artık Türkiye cumhuriyetinde de görülmeye başladı. Hatta demokratik ve seküler hukuk devleti Türkiyede, müdür veya başkanlar tıpkı İran`da olduğu gibi konuşmalarına bile kuran`dan ayetler ve hadislerle devam ediyorlar.(!) Artık Türk milletinin sokaklarda ve caddelerde kullandıkları dini sözler, ifadeler ve simgeler, alışmadıkları devlet kurum, idareler ve yönetimin de odalarında görebiliyorlar. Acaba, bölgemizde İran gibi teokratik bir rejim dağılmaya doğru giderken, Türkiye`de islama dayalı bir sistem mi kurulmak isteniyor? Acaba, gizli eller tarafından sekuler Türkiye Cumhuriyyeti ılımlı bir İslam sistemine mi çevrilmek isteniliyor. Böyle olursa, kara günler ileridedir, Türk milleti gelecek nesilleri ve cumhuriyeti için bu sürece ve oyunlara dur demelidir. Geç olmadan.

Türkiye`yi yeniden ideolojik temeller üzerine kurmak büyük bir hatadır. Türkiye`den çok, bölge Türklüğünü etkileyecektir. Bu tartışmalar o kadar ileriye gitmiş ki, hatta akademik ve aydın çevreler tarfından bile “cumhuriyet tipi”, “Osmanlı tipi” sözler de ortalığa atılmıştır. Bazi çevreler ise, Türkiye`nin geliştiğine inanmaktdır. Türkiye guya ekonomik açıdan biraz ilerlemekte ve değişmektedir. Doğrudur, Türkiye`de özellikle İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde gelişmeler var, batı tipi binalar, ticaret, alış veriş merkezleri ve inşaatlar çoğalmaktadır. Bunlara benzer adımlar guya Türkiye`nin ilerlemesi demektir. Oysa, Avrupa Birliğinin üyesi İspanya ve Yunansitan`ın da 3-4 yıl önce ekonomik durumları Türkiye`den çok iyiydi. Şimdi bu ülkeler ve özellikle Yunanistan halkı ekmek sıralarında ve ihtiyaçlarını gidermekte zorluk çekmekteler. Türkiye gibi kırılgan bir ekonomiye sahip ve günümüzde dış yatırımlara bağlı bir ülke daha dıkkatlı addımlar atmalıdır. Arap sermayesinin akışı Türkiye`nin güçlü ekonomisi  anlamına gelmez. Bu geçici sermaye akışı Türkiye`nin ekonomi garantisi olmamalıdır. Her yer güllük gülistanlık da değil. İçeride Türk miletini ayrışmaya doğru götüren yalnış siyasetler ve uygulamalardan vazgeçilmelidir. Bunlar içte, dışta ve ekonomide kırılganlık yaratır. Bırakın dışarıdan Türkiye`ye dayatılan PKK terrörü gibi sorunları ve oyunları. Görünen o ki, 2002`den beri Türk milleti, hükümetin yalnış politikaları yüzünden ayrışma noktasına gelmiştir. Ülkenin bu günkü duruma gelmesi vahim bir olay. Türkiyenin seküler sistemine ağır darbeler vurulmaktadır. İran gibi İslam dinini politik amaçları doğrultusunda kullanan bir hükümeti gören ve bu rejimde yaşayan bir insan, Türkiye`nin hangi çizgide olduğunu daha rahat görebilmektedir. Fakat, İran`da 34 yıl devrimden sonra halk artık bu tip rejimden kurtulmaya çalışırken, neden Türk halkı bu çizgilere ve oyunlara sürüklenmektedir…

Aran ERDEBİLLİ

04 Haziran 2013