Güney Azerbaycan Türkleri: Acı Tecrübeleri İzlemek mi? Yoksa Tedbir almak mı?

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Irak Türkmenleri

Fikret Bila Milliyet gazetesindeki yazısında Irak Türkmenleri hakkında şöyle demiştir: “…ABD`nin Irak`ı işgali ve sonrasında yaşanan süreçte Irak Türk`leri çok zor günler yaşadılar. Canlarını verme pahasına ayakta durabildiler. Saldırıya uğradılar, çatışmanın ortasında kaldılar, yerlerinden edildiler, öldürüldüler, sürüldüler…şimdi benzeri sıkıntıları Suriye Türkleri yaşıyor…” (Suriye`deki Türkmenlerin geleceği, 15 Aralık 2012) Irak`ın 2003 işgalinden sonra, ABD ile Talabani ve Barzani arasındaki anlaşmalar hep bölge Türklüğünün alehine olmuş ve halende bu durum devam etmektedir. ABD, Talabani ve Barzani arasındaki anlaşma gereği, Kürdistan Demokrat Partisinden Mesud Barzani Kuzey İrak bölgesel Kürt yönetimi başkanı,  Kürdistan Yurtseverler Birliğinden Celal Talabani Irak cumhurbaşkanı ve Kürt asıllı Hüşyar Zebari ise, Irak`ın dış işleri bakanı olmuştur. Böylece, 2003 yılından Türkmenler ve şehirleri olan Kerkük ve bölgesi, Kürtlerin baskı ve şiddetlerine maruz kalmışdır. Bu oyunların uygulanmasında ise Barzani ve Talabani`nin direk rolleri vardır. Talabani`nin her ne kadar güya barışsever karekteriyle günümüzde adlandırılsa da, bölgenin özellikle Kerkük`ün Kürtleştirmesinde büyük rolü ve çabası olmuştur. Kerkük Türklerine baskı uygularken, şehrin yapısını Kürtler lehine değişmişdir. Hatta bu konuda teröre bile başvurarak, önde gelen Türkmen`ler öldürülmüşdür. Irak`lı rakipleri tarafından “Fırıldak Celal” ve “diplomasi fahişesi” olarak adlandırılan Talabani, binlerce Türkmen ailesini peşmerge güçleriyle Kerkük`ten zorla göç ettirdi. Kerkük`ü sözde Kürt bölgesine katmak için kentin demografik yapısıyla oynayarak, Kerkük`ün seçmen kütüklerine 227 bin Kürt ekledi, kente aileleriyle birlikte 600 bin peşmerge yerleştirdi. (yeniçağgazetesi, 19 Kasım 2012). Bu arada, Irak Cumhurbaşkanı Calal Talabani`nin belirsiz sağlık sorunu ve durumu bu gerilimin daha da derinleşeceğinden haber vermektedir. Talabani`nin hastalığından sonra, iddialara göre, Barzani`nin kendi Kürdistan Demokrat Parti`sinden Irak`ın Cumhurbaşkanlığına aday önerme çabası ABD tarafından onay verilmemeiştir. Hatta, son Erbil-Bağdat hattındaki gerginliklerde Barzani`nin  Kerkük`e girişi bile, Türkmenler ve Türkmen Cephesi Başkanı, Salihi tarafından eleştirilmiştir.

Suriye Türkleri

Irak`ın son dönemdeki gerginliği devam ederken, Suriye kanlı günlerini yaşamaktadır.  Burada da Türk`ler mağdur durumdalar. Tıpkı Irak`ta olduğu gibi  Suriye Türk`lerinin de durumu gittikçe ağırlaşmaktadır. Kendisi de Bayır-Bucak Türk`lerinden olan ve şuanda Milliyetçi Hareket Partisi(MHP) Grup Başkanvekili olan Mehmet Şandır, Suriye Türkmenlerinin ağır durumunu dış işler bakanı Davutoğlu`nun da katıldığı İstanbul`daki Suriye Türkmenleri toplantısında dile getirmıştir. Şandır: “…Suriye`de 4 milyon Türk yaşadığını ve özelllikle Hama-Humus bölgesi ve Halep çevresinde olmak üzere Suriye`nin her bölgesinde yaklaşık 5 bin soydaşımız katledilmiştir. Birçok köy boşaltılmış 40 bin kişi Türkiye`ye ve çevre ülkelerine sığınmıştır… Suriye Türkleri faturayı canlarıyla bizim adımıza ödüyorlar…” demiştir. (En ağır fatura Suriyeli Türk`e, Yeniçağgazetesi, 14 Aralık 2012)

Ne var ki, 21 yüzyıl Türkiye Enstitüsü başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ Suriye Türkleriyle bağlı aylar önce durumu şöyle ortaya koymuştur: “…Diğer bir ifade ile Suriye’deki en örgütsüz, siyasal bilinci geri ve silahsız toplum olan Suriye Türkleri iç savaşın en kolay avı durumuna düşeceklerdir. Ayrıca El Kaide ile Irak iç savaşı sırasında gelişen selefi örgütler bir yandan PKK diğer yandan Türklere yönelik katliamlara başladığı zaman Suriye Türkleri kendilerini tam bir mezbaha ortamında bulacaklardır…” (Suriye İç Savaşı Tırmanırken Suriye Türkleri?, 30 Temmuz 2012)

Kerkük petrolu ve Güney Azerbaycan   

Şuanda bölgenin Kürt terör gruplarına destekte bulunan Barzani, AKP`ye yakınlaşmış durumdadır. Tabi ki, ortada bir Kerkük petrolu sözkonusu ve Türkmenler unudulmuş durumdalar. Petrol uğruna yanlız Türkmenler değil aynı şekilde Güney Azerbaycan Türkleri de mağdur duruma düşeceklerdir. Yolun sonu şimdiden görünmektedir. Şöyle ki, AKP – Barzani yakınlaşması ve çalışması bölgesel Kürt yönetiminin ve dolayısıyla bölge Kürtlerinin güçlendirilmesi anlamına gelmektedir. Kerkük`ün petrolunu Türkiye`ye çekmek için Kürt bölgesel yönmetimine yeşil ışık yakan AKP hükümeti, Erbil`le destekte bulunmaktadır. Son dönemlerde bile Türkmenleri AKP Sattı mı? diye haberleri kulislerde dolaşmaya başladı. AKP`nin kürtlere yakınlaşması yakın gelecekte Güney Azerbaycan Türklüğüne ve çıkarlarına zarar verecektir. Zira, Türkiye sınırının doğusunda ve İran içerisinde yer alan Güney Azerbaycan  coğrafıyası ile komşu olan Kürtler, PEJAK/PKK, PYD ve İran Küertlei Komele v. b. Kürt grupları bölgesel yönetim Barzani tarafından desteklenmektedirler. Barzani`nin güçlenmesi Güney Azerbaycan topraklarının geleceğine yönelik bu gruplar tarafından saldırılar düzenlenmesi ve  topraklarının bir bölümünün Kürtler tarafından işgal edilmesi demektir. Şimdi Barzani`den destek alan bazı İran Kürt`leri gittikçe Güney Azerbayca`nın bazı şehirlerinden Kürt şehiri olarak bahsetemeye başladılar. Güney Azerbaycan`ın Urmiye şehrini bile şimdiden Kürt şehri olarak görmekteler. Urmiye`deki nüfusları %10 – %15 bulmayan, körfez ve Irak savaşları  sonrası Güney Azerbaycan`ın batı ve Türkiye`ye yakın sınırlarına, özellikle Urumiye`ye ve çevresine yerleştirilen bu Kürt`ler şimdi direk Barzani`nin yardımına umutlular ve İran yönetiminin etkisizleşmesini beklemekteler. Bu terör grupları güçlerini Barzani`den almaktalar. Giderek de, kaçak ve uyuşturucu yolu ile hızlı bir şekilde silahlanmaktalar. Hatta İran rejimi bir olay başlamadan Urumiye çevresindeki göçmen Kürtleri güçlendirmekte ve kendi planlarını uygulamaya çalışmaktadır. Bu planların ortasında ise, Güney Azerbaycan milleti ve toprakları durmaktadır. Dolayısıyla, hem Tahran rejiminin Kürtleri kullanma ve silahlandırma planları hemi de AKP`den destek alan bölgesel yönetiminin İran Kürtlerini güçlendirme planları, yakın gelecekte Güney Azerbaycan Türklerine ve Türkiye`ye bir sıkıntı yaratacağı büyük bir ihtimal. Bu konularda ortaya atılan Ankara`nın haberi yok sözleri de hiç inandırıcı değildir. Türkiye`nin Tahran büyükelçiliği ve özellikle Urumiye şehirindeki Türkiye başkonsolusluğu bizlerden daha iyi Güney Azerbaycan durumunu bilmekte ve olayları daha da yakından izlemektedir. Fakat ortada bir acı gerçek var ki, o da Aslı Aydıntaşbaş`ın Milliyet gazetesinde yazdığı gibi, “…fotoğrafın en ilginç karesi, Türkiye. Ankara, Kuzey İrak`la kol kola giriyor, Suriye`de rejim değişikliğine oynuyor, Arap Baharı`ına yatırım yapıyor, Ortadoğu`da liderliğe soynuyor. Şuna tereddüt yok: kazanırsa, büyük kazanacak…” (`Esad`ın elini sıkmam istifayı tercih ederim` , 15 Aralık 2012)

Doğrudur, Türkiye devleti her devlet gibi gerçekçi ve milli çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir. Fakat, çıkarları için bölge Türklerine şimdilik yardımda bulunmak planları yoktursa, milletini ve topraklarını savunmak için silahlanma isteğinde bulunan bölge Türklerini silahsızlandırıp savunmasız bir hale sokmamalıdır. Bu konuda Irak Türkmenler örneği ortadadır. Türkmenlerin iddalarına göre ilk Irak`ın işgalinde silahlanan Türkmenleri AKP silahsızlandırmıştır. İlginçtir ki, iki devlet Ankara – Bakü bölge Türklüğünü savunmazken, henuz devlet olmayan Barzani Erbil`den, dört ülke Irak, Suriye, Türkiye ve İran Kürtlerini ve terör örgütleri PKK-PEJAK-PYD ve İran içindeki ve dışındaki kürt gruplarını örgütleyerek ve mali destekte bulunarak yönvermektedir. Bu konuda, Barzani`nin silahlı gücü peşmergelerin Suriye Kürtlerine askeri eğitimi herkes tarafından bilinmektedir.

Bu nedenle, Güney Azerbaycan`ın gelecekte değil de bugün Bakü ve Ankara`nın desteğine ihtiyaç duymaktadır. Bu gün Güney Azerbaycan milletinin bu desteğe çok ihtiyacı vardır.  Ankara ve Bakü`nün gelecekteki “destek umudu” yanıltıcı ve çok zordur. Türkiye ve Azerbaycan cumhuriyeti İran`daki milletlerin ve Türklerin haklarının ihlalini iyi bilmektedirler. İran`daki Fars olmayan çoğunluk etnikler ve milletlerin, İran molla rejimi tarafından baskılarını, işkencelerini ve idamlarını bilmektedirler. Fakat bunlara rağmen, güya demokrasi ile yatıp kalkan AKP gibi bir hükümet, insan haklarını ihlal eden İran`a karşı uluslararası arenada engel yaratmamaya çalışmaktadır. Örneğin, Sedat Ergin`in de Hürriyet gazetesindeki yazısında vurguladığı gibi, 27 Kasım`da BM Genel Kurulu üçüncü komitesi`nde İran`daki insan haklarını ihlaline dikkat çeken oylamaya, Çad, Sumali ve Myanmar gibi Türkiye ve Azerbaycan da İran`ın yanında yer alarak oylamaya katılmamışlardır. Dahası, “…Birleşmiş Milletler `in İran`daki insan haklarını incelemele görevli özel temsilcisi Ahmed Shaheed`in Türkiye`deki İran`lı mültecilerle görüşebilmek için yapmak istediği geziye Türk hükümeti  tarafından izin verilmemiştir…” (Türkiye`den BM`ye İran engellemesi, 15 Aralık 2012)

Güney Azerbaycan Türkleri tarihte de hoş olmayan sıkıntılar ve saldırılarla karşı karşıya kalarak, büyük acılar yaşamışlar ve kaıyplar vermişlerdir. 20 yüzyılda Ermenilerin, Ciloların (Türkiye`den Güney Azerbaycan`a göç eden Asuri`lere Cilo`lar denir) ve Kürtlerin çeteleri ve gruplarının saldırısı sonucunda binlerce Güney Azerbaycan`ın sivil insanı katledilmiştir. Ümit Özdağ bir yazısında Kürtlerin Cumhuriyet öncesi isyanından bahs edereken tarihi bir gerçeyi ve acıyı şöyle ortaya koymaktadır: “…yedinci isyan Şeyh Ubeydullah (1880) 19. yüzyılda, İran`daki Kürtlerin maruz kaldıkları girişimleri bahane ederek, 20 bin isyancıyla, İran`a girmiş ve birçok  Azeri Türkünün de katledildiği saldırıda bulunmuştur.” (Kürtçülük sorunu T. C. `nin ürettiği bir sorun mudur?, Yeniçağgazetesi, 21 Aralık 2012). Yakın gelecekte, Irak ve Suriye gibi İran`ın da gerginleşmesi büyük bir ihtimal. Bu durumda, Güney Azerbaycan toprakları ve Türklüğü Barzani`nin yardım ettiği Kürt çeteleri ve grupları tarafından Urumiye ve çevresinde kesin bir sıkıntıyla karşı karşıya gelerek, değişik planlar ve oyunlar sergilenecektir. Bu duruma hazırsızlık yakalanmak vahim sonuçlar doğurur. Olayın en ağır yönü ise, bu oyunların ve planların bölge türklüğüne karşı uygulanmasında, Barzani, terör grupları PKK, PEJAK, PYD, İran kürt çeteleri ve grupları ile birlikte, kardeş Türkiye`yi yöneten AKP gibi bir hükümetin de büyük rolü vardır.    

Özetle, yukarıdaki ifadeler dikkate alındığında Güney Azerbaycan Türkleri artık durumdan ders çıkarmalıdır. Irak Türkmenlerinin ve Suriye Türklerinin acı tecrübelerini izlemek yerine artık tedbir almanın zamanı gelmiştir. Güney Azerbaycan topraklarının ve milletinin geleceği için yarın bir garanti var mı? Bu garantiyi kim verecek? İran dağıldıktan sonra eli boş bir millet nasıl toprakları ve halkını koruyacak? Demokrasiye inanan kim var karşınızda? Demokrası ile toprakları korumak olmaz? Çünkü, karşınızdaki demokrasi diliyle değil de, silahlara donanmış bir halde karşınıza çıkacaktır ve o ani beklemektedir. Bütün bu sorulara cevab ararken, bir tedbirin de alınması geç olmadan hayati önem taşımaktadır. Türkiye`nin bekle gör politikası ve geleceye umutlu sözleri Güney Azerbaycan halkına garanti olabilmez. Şuanki Türkiye hükümeti ve Azerbaycan cumhuriyetinden, Güney Azerbaycan milletinin beklentisi olmamalıdır. Zira, bırakın Irak Türkmenleri ve/ya Suriye Türklerine Türkiye`nin yardımını, Türkiye hükümeti kendi içindeki milli insanları hapislerde çürütülmektedir. Türkmenleri ve Suriye Türklerinin acı durumlarını görmeliyiz. Güney Azerbaycan kendi milletinin yarınını savunmak için zaman kayıp etmedebn gücünü ortaya koymalıdır. Güney Azerbaycan, kendi milletini ve topraklarını savunmak için silahlanması doğal bir haktır. Zaman geç olmadan, tarihten ve bölgenin şimdiki durumundan ders çıkarılmalıdır. Güney Azerbaycan Türklüğü hiç bir zaman silahla  sorunlarını çözmemiştir ve saldırılara maruz kalan bir millet olarak gine demokrasi değerlerine inanmaktadır. Fakat, saldırılara karşı kendi savunma hakkını kullanmak için tedbir almalıdır. Karşısında demokrasiden anlayan bir güç yerine, hızlı bir şekilde silahlanan ve saldırıyı bekleyen bir Kürt çete ve örgütleri vardır. Güney Azerbaycan Türklüğünün AKP gibi bir hükümetin Türkleri görmeyen dış politikasına umutlu olmamalıdır. Şu anda bu millete uygun olan model  Atatürk`ün gösterdiği önemli çizgiye odaklanmalı ve örnek almalıdır. M. K. Atatürk şöyle diyor: “Bizi yok etmek düşüncesi karşısında, varlığımızı silahla korumak ve savunmak çok doğaldır. Bundan daha doğal ve daha haklı bir hareket olamaz.” ve/ya diyor ki: “her saldırıya karşı, her zaman karşı saldırı düşünmek gerekir”. 

Aran ERDEBİLLİ

01 Ocak 2013