ABD`nin yeni yüzyıl projesinin bir parçası: Arap Baharı – 3 –

politikaakademisi.org

İran ve Suriye

Bölgesel durumu, Arap Baharı adıyla dönüşümü ve değişimi ele alırken, İran`ın konusu da irdelenmesi gerekmektedir, zira Suriye`nin ardından gerginliğin İran`a da sıçrayacağı büyük bir olasılık olarak tartışılmaktadır. Fars molla rejimi gibi diktatör bir rejim, kendisine benzer bir rejim Suriye`nin yanında olmuştur. Suriye ile kara sınırı bulunmayan İran hep baba ve oğul tarafından yönetilen Suriye`ye destekte bulunmuştur. 1963 yılından baas partisi tarafından yönetilen Suriye, 1979 yılından İran`ın desteğini almış ve Şii Tahran, Şam`ın 1982 yılındaki HAMA katliamına bile göz yummuştur. Suriye, 70% Sünni, 10% alevi, 10% Hristiyan, 10% Kürt ve başka etniklere sahip bir ülkede, yanlız %10 alevi yönetimi ve halkı taharan mollaları tarafından desteklenmektedir. Hatta, İran ileriye giderek, 402 yıl  Şam – Halep vilayetleri olarak Osmanlı Türklerinin yönetiminde yaşayan ve Suriye ile 877km kara sınırı bulunan  Türkiye`yi engellemeye ve tehdit etmeye başlamıştır.

Bu dönüşüme ve değişime kafa tutan İran mollaları hızlı bir şekilde nükleer bomba yapma yolunda ilerlemektedir. Geçekten de, demokrasiden yoksun İran İslam Cumhuriyeti nükleer silah elde etme çabasındadır. Zira, petrol ve doğalgaz sahibi ve OPEC üyesi olan bir İran’nın, nükleer enerji elde etme çabasının dünyayı kandırmadan başka bir anlamı yoktur, bu çaba ile yanlız kendi rejiminin ömrünü uzatmaya çalışmaktadır.

İran, bölge komşularını ve dünya`yı tehdit ederek yoluna devam etmekte. Azerbaycan`ı İsrail`den uzaklaştırmak ve Avrupanın modern demokratik sistemini Azerbaycan`dan uzaklaştırmaya ve entegrasyonunu engellemeye çalışan İran mollaları, Şiilik kartıyla Azerbaycan`a girmeye çalışmıştır. Hatta, Avrupayı ve Azerbaycanı 2012 Bakü`deki Eurovision şarkı yarışmasında engellemek amacıyla Şii din adamlarını kullanarak terör ve saldırıyla tehdit etmiş ama başarılı olamamış ve İran teröristleri Bakü`de yakalanmıştır. Azerbaycan toplumunu ve gençliğini uyuşturucu yolu ile dağıtmak ve bu meselede bazi Afgan asıllı adamlarını transit için kullanmaktadır. Tahran Molla rejimi, Azerbaycan-İran arasındaki resmi görüşmelerde bile diplomatik kuralları hiçe sayarak Azerbaycan`ı küçümsemek için bayrağını ters asmıştır. İki Türk devleti olan Türkiye ve Azerbaycan`ın Laik ve seküler sistemini kendi şeriat rejimine ters gören mollalar, Komunist – sosiyalist ve Hristiyan ülkeleri olan Küba, Venezuela, bolivya, Çin, Ermenistan gibi ülkelerle sıkı ilişkilerde bulunulması ve yer alması büyük bir çelişkidir. Hatta, içindeki Güney Azerbaycan Türkleri faktörüne karşı olarak, ayrı dinlerden olan ve güya İrani – Ari ırkına mensup bildiyi Ermenistan-Kürt(İran`daki Kürtler) kartını ve kozunu oynamaktadır. Ayrıca, İran Güney Azerbaycan`ın üç önemli şehirlerinden olan, Erdebil`den Bakü`ye, Tebriz`den Nahçıvan`a karşı, Urmiye`den Türkiye`ye karşı, özellikkle Şemdinli, Yüksekova ve İran`daki Kara Kilise hattından PKK – Erivan arasında çalışmaktadır. Dahası, İran devamlı olarak Türkiye`den bazı önemli mallar ithal etmekte ve bu mallar bir kaç gün sonra Erivan pazarlarına götürmektedir. Müslüman Çeçenler müslüman İranın ilgisin çekmemektedir.  Zira, bu konuda Rusya ile Şii mollaların arasındaki iyi ilişkilerin büyük bir rolü vardır. Rus gizli servisinin Çeçenlerin öldürülmesinde İran`ın terörist gurubu Kudüs güçlerinden yardım aldıkları da söylentiler içindedir.

Dünya`nın 5 kıtasında kriz, savaş ve terörü destekleyen İranın Kudüs güçlerinin önemli isimlerinden ve İran İslam Cumhuriyeti`nin teorisyenlerinden, Rahim Pour Azghadi şöyle demektedir:

…biz yaşlandık artık yeni nesil hazır olmalıdır, artık devrimi ihrac ettik ve bitti, dünya`nın beş kıtasında adamlarımız var ve dünya cihatı için her zaman hazır beklemektedirler.  bunlar dünyanın her yerine girmelidirler, Kuzey, Güney Afrika`ya, Doğu Asya`ya ve Avrupa`nın yüreğine bile girmelidirler ve uluslararası kriz ve savaş çıkarmalıdrlar, hiç kimseden hatta, ABD `den de korkmamalıyız…İmam Humeyni`nin dediğine göre de  şuanda İran devrimi dünya devrimlerinin annesidir…” (http://www.youtube.com/watch?v=xFw_bkkf0z8, 24 September 2011)

İran terörist devrim muhafızlarının dış kolu olan kudüs güçlerinin tehdit ettikleri bölgeler ve ülkeler. 

  1. Arap Körfezindeki Hürmüz boğazı (Küresel petrol krizi çıkartmak için) Abu musa, Küçük Tunb ve Büyük Tunb adaları Hürmüz boğazının taşıma yolları arasındadır.

  2. Azerbaycan`dan Türkiye`ye uzanan ve Avrupa`nın petrolun sağlayan ve stratejik öneme sahip olan Bakü -Tiflis – Ceyhan boru hattı.

  3. Türkiye`nin malatya şehrindeki NATO\ABD hava üssü.

  4. Afganistan, İrak, Bahreyn, Dubai, Katar ve Kuveyt`teki yabanci üsler ve Suudi Arabistan`nın merkezleri.

komşularıyla iyi ilişkisi bulunmayan, dış siyasetinde terör ve tehdit diliyle konuşan mollalar, komşuları tarafından da kabul görülmemektedir. ABD senatosu İran`a karşı yeni yaptırımları kabul etti ve yaptırımlarının kapsamı ise, enerji, taşımacılık ve altın gibi değerli madenleri olmaktadır (Cumhuriyet, 30 Kasım 2012) Nükleer çalışmalarından ve terörden ödün vermeyen İran mollaları son dönemlerde ambargoların ağır etkilerini görmektedir.  İran`ın para birimi olan Riyal değerini kayıbetmekte ve ekonomisi çökmek üzeredir. Pahalılık, yoksulluk ve gerginlik artmaktadır. Halka göre bu kötü gidişatın ve ülkenin bu hale gelmesinin tek sorumlusu baskıcı rejimdir. Bu günlerde mollalar İran halkının haberi olmadan ABD ile direk konuşmak için  bir çaba göstermektedir. İran`ın hem iç gerginlikleri hemde bölgedeki Arap Baharı dönüşümleri İran mollalarını korkutmuştur. 2009 İran seçkilerinde halkın oylarının sahteleştirilmesi İran`ı bir çalkantı içine sokmuş ve bu da, halk ve molla rejimi arasında bir derin yara açarak, mollaların hiç kaçış yolları olmadığını göstermiştir. Bu seçimlerde, muhalif Mir Hüseyin Musevi seçilirken, halkın oyu dini lider Hamaneyi ve mollalar tarafından çalındı ve sahte oylarla Mahmut Ahmedinejad Cumhurbaşkanı oldu. Halk mollalara tepki vererek “benim oyum nerede?” sloganları atarak sokakları ve caddeleri ateşe vermişlerdir. Halkının oyunu dini lider Hamaney`nin eliyle Ahmedinejad`a veren ve cumhurbaşkanı yapan rejim, bu olayların tekrar engellenmesi için, şimdiden 13 Haziran 2013 seçimlerine daha geniş bir program hazırlamaktadır. Molla rejimi 2009 yılında Kerrubi ve Musevi gibi muhalif adayların tekrar ortaya çıkmaması için ve bu hassas zamanda gerginliğin tırmanmaması için yeni yasa tasarısı hazırlamıştır. Böylece rejim bu yeni oyun ve tasarıyla muhaliflerini seçkilerden devredışı bırakacaktır.

Bunlar yapılırken ve İran-ABD arasında karşılıklı tehditler olurken, Tahran rejimi bölgedeki gidişatın kendi aleyhine olacağını anlamış ve ABD ile direk müzakere ve çıkış yollarını aramaktadır. Mollalar çözüme dair bir ışığın yanlız ABD ile konuşmak ve müzakerelerden geçmesini iyi bilmekteler ve hatta, kamuoyu oluşturmak için rejim tarafından sık sık ABD ile 33 yıl sonra müzakereyi tartışmaktalar. Öyle ki, 1979 yılından bu konu yasak ve tehlikeli olurken, son günlerde İran`ın basın, yayın ve üniversiteleri bile ABD ile uzlaşma ve konuşmayı tartışma konusu yapmaktalar. Bu geri adımın bir benzeri de 1988`de İran-İrak savaşında mollalar tarafından görülmüştür. İran-İrak savaşında İran`ın lideri Humeyni miliyonlarca insanın ölümüne ve ailelerin dağılmasına neden olmuş ve sonunda barışı kabul ederek bu barışı “zehir içmeye” benzetmiştir. Şimdi mollalar ABD ile uzlaşmayı göze almış ve ilişkilerini normalleştirmek için, dini lider Hamaney`ye ikinci “zehir içirmeyi” istemektedirler. Bu konuda İran dini lideri Ali Hamaney`ye yakınlığıyla bilinen ve hatta direk fikirlerini savunan Keyhan gazetesine göre, bazı eskimiş devrimciler ABD ile direk müzakere ve ilişkilerin geliştirilmesini savunarak dini lider Hamaney`ye baskı uygulamakta ve dolaysıyla dini lidere ikinci “zehiri içirmeyi” istemekteler. Bu gazeteye göre, ABD ile ilişkilerin normalleşmesini savunanların içinde, Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad, Yargı Erki`nin Başkanı ve Danışmanı Sadik ve Cevat Laricani kardeşleri, eski Dış İşleri Bakanı Menuçehr Müttaki ve eski Devrim Muhafızları Komutanı ve Nizamın Maslahatını Teşhis Komisyonu sekreteri Muhsin Rizai `den bahs etmektedir. (BBC Frsaça, 08 Aralık 2012)

Fakat, ABD ve batılı müttefikleri bölgesel durumu özellikle, İsrail`in güvenliğini, İran`nın nükleer çalışmalarını, dünya`daki teröre desteğini ve insan haklarının ihlalini nazara alarak, dini lider Hamaneyi`nin “zehir içmesini” kabul etmeyeceklerdir. Böylece, 1979`dan mollaların baskısı altında yaşayan ve şuanda ekonomik açısından ağır sıkıntılar yaşayan İran halkı, Arap Baharı`nı İran baharına çevirerek değişimi tecrübe edeceklerdir.   

(son)

Aran ERDEBİLLİ

11 Aralık 2012