Türkiye iç ayrışma sürecine (mi) giriyor?

imagesCALDKNIH

Değerli okurlar, bir aylık kardeş ülke Türkiye seferim bitti ve uzun bir aradan sonra tekrar huzurunuzdayım. Türkiye bıraktığım 2006 yılından beri çok değişmiş, fakat önemli ve göze çarpan değişiklik çok vahim. Türk milleti ayrışma noktasına doğru götürülmektedir. Laik, dinsiz, yobaz, İslamcı, ve buna benzer kavramalar halk içinde daha çok yaygındır. Hatta gizli ve açık tarikatlar ve hatipleri bile özel Televizyonlarında faalleşmişlerdir. Hangi sürecin ve yolun nışaneleri olabilir bunlar? Düşüncelerime katılmayabilirsiniz, ama dikkat edilirse, 2002 yılından beri Türkiye`nin çizgisinin değiştiğini fark edeceksiniz. İdeolojinin iç politikada ve dış politikada nasıl bir etki ve ayrışmaya doğru götürdüğünü göreceksiniz. Demek ki, tarihten ders alınmıyor  

Bir sade ifade ile denilirse,  devlet kurumlarından birinde başkan, daire başkanı ve/ya bir yetkili ile randevunuz var ve görüşeceksiniz. İlk baştan selamün aleyküm, maşallah, inşallah sözleriyle başlıyor ve elhemdülillah, hadisler ve kuran ayetleriyle sözlerini güçlendiriyor ve sonunda ise, rabbim isterse ile randevu bitiyor. Hele başkanın masasının arkasındaki arapça yazılı küçük kitapçıklar ve sözler bir tarafa. Bu konuda, Türkiye İran`ın devrim sonrasındaki ilk yıllarına benzemektedir. “Türkiye İran olamaz” diyenler dikkatle baksınlar bu inceliklere. İran`da, Humeyni ve onun dinci desteleri halkın din ve inanç damarından girerek güçlü ordusu olan, İsrail, ABD v.b. Avrupa ülkelriyle iyi ilişkisi olan bir şahlık rejimini yıktılar ve sonunda Humeyni Fransa`dan uçakla İran`a geldi. Şimdi aynı oyun Türkiye üzerinde oynanıyor ve  ABD`den(Pensilvanya) Türkiye`ye gelmek isteyenler de var. 1979 yılından beri gördüğümüz riya ve politik İslamın sözcükleri ve oyunları artık Türkiye cumhuriyetinde de görülmeye başladı. Hatta demokratik ve seküler hukuk devleti Türkiyede, müdür veya başkanlar tıpkı İran`da olduğu gibi konuşmalarına bile kuran`dan ayetler ve hadislerle devam ediyorlar.(!) Artık Türk milletinin sokaklarda ve caddelerde kullandıkları dini sözler, ifadeler ve simgeler, alışmadıkları devlet kurum, idareler ve yönetimin de odalarında görebiliyorlar. Acaba, bölgemizde İran gibi teokratik bir rejim dağılmaya doğru giderken, Türkiye`de islama dayalı bir sistem mi kurulmak isteniyor? Acaba, gizli eller tarafından sekuler Türkiye Cumhuriyyeti ılımlı bir İslam sistemine mi çevrilmek isteniliyor. Böyle olursa, kara günler ileridedir, Türk milleti gelecek nesilleri ve cumhuriyeti için bu sürece ve oyunlara dur demelidir. Geç olmadan.

Türkiye`yi yeniden ideolojik temeller üzerine kurmak büyük bir hatadır. Türkiye`den çok, bölge Türklüğünü etkileyecektir. Bu tartışmalar o kadar ileriye gitmiş ki, hatta akademik ve aydın çevreler tarfından bile “cumhuriyet tipi”, “Osmanlı tipi” sözler de ortalığa atılmıştır. Bazi çevreler ise, Türkiye`nin geliştiğine inanmaktdır. Türkiye guya ekonomik açıdan biraz ilerlemekte ve değişmektedir. Doğrudur, Türkiye`de özellikle İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde gelişmeler var, batı tipi binalar, ticaret, alış veriş merkezleri ve inşaatlar çoğalmaktadır. Bunlara benzer adımlar guya Türkiye`nin ilerlemesi demektir. Oysa, Avrupa Birliğinin üyesi İspanya ve Yunansitan`ın da 3-4 yıl önce ekonomik durumları Türkiye`den çok iyiydi. Şimdi bu ülkeler ve özellikle Yunanistan halkı ekmek sıralarında ve ihtiyaçlarını gidermekte zorluk çekmekteler. Türkiye gibi kırılgan bir ekonomiye sahip ve günümüzde dış yatırımlara bağlı bir ülke daha dıkkatlı addımlar atmalıdır. Arap sermayesinin akışı Türkiye`nin güçlü ekonomisi  anlamına gelmez. Bu geçici sermaye akışı Türkiye`nin ekonomi garantisi olmamalıdır. Her yer güllük gülistanlık da değil. İçeride Türk miletini ayrışmaya doğru götüren yalnış siyasetler ve uygulamalardan vazgeçilmelidir. Bunlar içte, dışta ve ekonomide kırılganlık yaratır. Bırakın dışarıdan Türkiye`ye dayatılan PKK terrörü gibi sorunları ve oyunları. Görünen o ki, 2002`den beri Türk milleti, hükümetin yalnış politikaları yüzünden ayrışma noktasına gelmiştir. Ülkenin bu günkü duruma gelmesi vahim bir olay. Türkiyenin seküler sistemine ağır darbeler vurulmaktadır. İran gibi İslam dinini politik amaçları doğrultusunda kullanan bir hükümeti gören ve bu rejimde yaşayan bir insan, Türkiye`nin hangi çizgide olduğunu daha rahat görebilmektedir. Fakat, İran`da 34 yıl devrimden sonra halk artık bu tip rejimden kurtulmaya çalışırken, neden Türk halkı bu çizgilere ve oyunlara sürüklenmektedir.

İdeolojik çizgili bir dış politika

Biraz önce de vurguladığım gibi, Türkiye idolojik ve mezhepçi bir tavir benimserse bu bölge Türklüğüne büyük bir zarar getirir. hükümetin inanç ve ideolojiye dayalı yanlış politikaları Türk milletinin, Turbanlısını, Turbansızını,dincisini, dinsizini, islamcisını, laikini, İçinden ayrışmağa doğru götürmüştür. Bu durum sokakta, caddede, otobüste rahatca  görülmektedir. Bu da, yalnız iç politikada değil, dış politika`yı da etkileyerek bölge Türklüğüne büyük darbeler vurmaktadır. Böyle bir ayrışmanın faydası yalnız İran gibi bir baskıcı rejime fayda sağlayacaktır. Çünkü, bu süreci Tahran rejimi çoktan planlamış ve beklemektedir. Bölgemizdeki ve özellikle Suriye-Türkiye konusundaki gerginlik ideolojik oyunlara kayarsa, İran`ın diktarör rejiminin ömrünü uzatabilir.  

Ümit Özdağ`ın dediği gibi: “…Türk dış politikasını sadece iktidar partisinin ideolojik çizgisi üzerine oturtmak, Türkiye’nin iktidar partisinden çok daha büyük olan potansiyelini inkâr etmek, kullanamamak anlamına gelmektedir. Bugün Davutoğlu bunu yapıyor.” (Yeniçağgazetesi, 15 Mart 2012)

Türkiye çevresindeki olup bitenlere kayıtsız kalmamalıdır, Gazzeye`ye, Suriye`ye, Arakan`a, Afganistan`a ve başka yerler el uaztması yerinde bir addımdır. Ne var ki, Türkiye`nin yanı başında olan Güney Azerbaycan`lıların, Tahran rejimi tarafından ezilen temel hak ve özgürlüklerine Ankara seyirci kalarak ses bile çıkartmıyor. Demokrasi, insan hakları konuları Güney Azerbaycan konusunda geçersizdir. Şimdiye kadar Türkiye tarafından ne uyarılar ne de gelişme görüldü Güney Azerbaycan konusunda. Adaleti sağlamak gibi bir misyonu üstlenmişseniz, bunun her yerde geçerli olması ve haksızlıklara karşı sesinizin de yükselmesi gerekmektedir. Başbaka Erdoğan Suriye konusunda “her koyun kendi bacağından asılır deyib bunu seyir mi deceğiz?” diyor. (Sabah, 26 Kasım 2012 ) Fakat, nedense, İran tarafından Güney Azerbaycan`ın insan hakları ihlali ve baskılarına göz yummaktadır. 2011 Cumhurbaşkanı Abdullah Gül`ün İran, Tebriz ziyareti ve Güney Azerbaycan Türklerinin, Türk Cumhurbaçkanına gösterdikleri sıcaklık ve sevinç bile Türkiye`ni bu konuda uyandırmadı. Güney Azerbayca milletinin Rusya`dan, İran`dan beklentisi değil de Türkiye`den olması doğaldır. Bölgemizde Türkiye batı ile yakın ilişkileri olan ve demokratik, hukuk ve temel insan hakları konularına değer veren ve önemli addımlar atan bir ülkedir. Bu önemli konular Güney Azerbaycan`a da geçerli olmalıdır. Oysa, bazi milli düşünceye sahip kısımlar, hatta akademik çevreler bile, ABD`ye karşı oldukları için, İran`ı savunmaktalar. Dünyada İnsan haklarında ve terrör konularında karnesi bozuk bir rejimin Türkiye`de savunulması ve övülmesi düşündürücüdür. Hatta, bu çevreler bilerek veya bilmeyerek İran istihbarat ve devrim muhafızlerinin ortalığa attığı “Amerika düğmeye bastı” sözlerini köşelerine ve Türkiye`deki medya taşımakta ve Güney Azerbaycan milletin hakları uğrunda mücadelesini İran`la birlikte engellemeye çalışımaktalar.  

Şii İran /acem kurnazlığı

İran`ın islam dinini politik amaçları doğrultusunda kullanması herkes tarafından bilinmektedir. Şu anda bu oyunlar İran`da ters tepmektedir. İran halkına rağmen bir ülkedir. Halkını korku, şidet, baskı ve idamlarla yönetmektedir. 1979 yılından, evi camdan olan İran gibi bir rejim komşusuna hep taş atmakla meşguldur. Halkına şiddet uygularken ve teröru bölgede her zaman dış politikasında gündemde tutan İran, bölgedeki Şiiliği iyi derecede kulanmaktadır. Tahran rejiminde demokrasi, özgür seçim, çoğunluğun sesi/oyu ve azınlığın hakkından söz edilemez. İran muhaliflerini terör etmek ve korkutmakla tehdit etmekte ve hatta, terör konusunda bir çok sabıkası ve tecrübesi vardır. Yurt dışındaki İran`lı muhaliflerin öldürülmesinden, Arjantin`deki terör, Hindistan, Tayland, Gürcistan  patlamaları, Suudi Arabistan`ın Vaşington`daki İran karşıtı büyükelçi Adil El-Cobeire yönelik terör faliyetleri, Azerbaycan`daki yakalanan teröristleri ve Suriye`deki terör ve savaşan kudus güçleri, Şii İran mollalarının bir kaç terör örneklerindendir. Suriye konusunda, Türkiye`nin İran`a göstermiş olduğu tepkiler ve sergilemiş olduğu çabalar haklıdır. İran meclis başkanı Ali Laricani, muharrem günlerinde İstanbul`a gelmesi ve Suriye konusunu görüşmesi bile bir acem oyunudur. Bu ziyaretin zamanlama açısından tam aşure törenlerine rastlaması ve bu törenlerden Türkiye`deki Şii ve caferilere mesaj vermesi de İran için bir önem taşımaktadır. Bu arada, İran tarafından Türkiye`nin NATO`dan patriot füze isteği de kınanmıştır. PKK`nın 43% İran-İrak-Suriye`den oluşmaktadır. İran`ın devrim mhafizlarının terör kolu olan kudus güçleri, İrak – Suriye hattında PKK ve PYD ile çok yakın çalışmaları vardır. Son zamanlarda Türkiye`de tutuklanan İran casusları ve Türkiye güvenlik güçlerine teslim olan PKK teröristlerinin itiraflarında da bunları görebilirsiniz. Dahası, İran son zamanlarda Türkiye`ye karşı, İrak Şii başbakan Nuri El- Maliki`yi kullanmaktadır.

Maliki yönetiminin Şii İran`la ilişki, hatta dayanışma içinde olduğu göz önüne alınırsa, çatışmanın etnik boyutunun yanında mezhepsel bir boyut kazanacağı ve bunun bölgede bir mezhep çatışmasına yol açacağı da dikkate alınmalıdır. Türkiye`nin, en kötü senaryo olarak ortaya çıkabilecek mezhepsel ve etnik esaslı çatışmaları dikkate alarak, bölgedeki ilişkilerni ve girişimlerini birleştirici ve bütünleştirici esasta düzenlenmesine özen göstermesi gerekmektedir. Bu nedenle bölgede belirli gruplara yakın, bazılarına da uzak durması, kendisini de çatışmanın taraflarınından biri durumuna getirmesi tehlikesini yaratabilir.” (Armağan Kuloğlu, yeniçağgazetesi, 24 Kasım 2012)

Ne Şii, ne Sünni ne de Alevi, Türk Tebriz

Tabi ki, Ankara`dan AKP`nin Sünni gözlüğüyle Tebriz Azerbaycan ve Türk olarak görünemez, Şii olarak görünür. Türkiye`nin siyasi partileri, basın ve hatta bazi milli düşünceye sahip kesimler bile, Güney Azerbaycan meselesine soğuk bakmaktalar. Tek millet ve iki devlet ve dili bir sözü, petrol zengini Kuzey Azerbaycan`a geçerli olurken ve Bakü`ye övgüler yağdırılırken, Güney Azerbaycan`a kardeşlik kavramının geçersiz olduğunu görmekteğiz. (!) Uluslararası ilişkilerde ulusal çıkarların önde olması doğrudur. Fakat, insan hakları her yerde aynı şeylerdir ve hakların ihlalidir sonunda. Dünyanın ve Birleşmiş Miletlerinin İran`ın şuandaki insan hakları ihlaline bağlı uyarıları olurken, Türkiye`den bu konuda hiç bir haber çıkmiyor.   Güney Azerbaycan`daki insan haklarının İran tarafından ihlaline soğuk bakmak, aslında insan haklarına inanmamak anlamına geliyor. AKP`nin Türkiye`yi yönetmesinin 10 yılı doldu. Dünyanın her yerinde müslümanından tutmuş Arap`ına kadar el uzatılırken ve hakları savunulurken, aynı şekilde Güney Azerbaycan`dan konuşmamak düşündürücüdr. Ankara hükümetinin bugün gerek İrak`ta ve gerekse Suriye`de Türklere izlediği yalnış politika, Güney Azerbaycan`ı Türkiye`den uzaklaştırmaktadır. Öyle ki, bazi Güney Azerbaycan milli aktifleri ve aydınları haklı olarak Türkiye`den yüz döndürmekteler. Bu konu gittikçe de tartışma konularından birine çevirilmiştir. Güney Azerbaycan Türk`ünün, Anadolu Türklerine sicak sevgi ve yakınlığı malesef AKP`nin ideolojik temelli yalnış dış politikalar yüzünden geri çevirilmektedir.  Böyle bir durumda kaybeden Türkiye ve malesef olaydan faydalanan ise, Şii İran olacaktır. Türkiye artık Güney Azerbaycan konusunda bekle gör politikasından vaz geçmelidir ve bölge Türklüğünün milli çıkarları ve birlikte çalışmalarını sağlamalıdır. İdeolojik bir Türkiye ve siyasetine dur demenin zamanı geldi ve geç olmadan bir gün Tebriz`in de Bakü gibi Azerbaycan`ın tarihi ve büyük şehirlerinden biri olduğunu anlamalıdır. Aslında Tebriz ne Şii, ne Sünni ve ne de Alevidir. Tebriz Türk Azerbaycandır ve Şii İran`a karşı hakları ve varlıkları uğrunda mücadele eden bir Türk başkentidir. Bölge gerginliği gittikçe artarsa İran`da bir iç savaşın patlak vermesi büyük bir olasılıktır. Bu durumda, İran`ın Ermenistan`la iyi ilişkilerini, ve dayanışmasını ve terör örgütleri PKK/PEJAK/PYD`i desteklemesi göz önüne alınırsa, Güney Azerbaycan Türklüğü de kendi savunma hakkına sahibdir ve milletini korumak zorundadır. Bu nedenle, Güney Azerbayca`nın bazi milli gurupları ve aktifleri, Kerkük ve/ya Suriye Türkleri gibi oyunlara ve çıkarlara yem olmamak için, Türkiye`siz bile olsa, bütün gençlerin ve milli grupların az veya çok silahlanmasını ve savaşa hazır olmalarını tartışmaktadırlar. Yoksa bu hızlı gelişmelerden çok etkileneceklerine ve yarın geç olacağına inanmaktalar. 

Sonuç olarak, bir taraftan Türkiye`nin 10 yıla yakın bir ideolojik temelli iç politika uygulaması Türk milletini ülke içinde kucaklamak yerine, dinci, dinsiz, laik, islamcı gibi ayrışmağa doğru götürürken, diğer taraftan ise, dış politikada Sünni ağırlıklı çizginin de bölge Türklüğünü özellikle Güney Azerbaycan Türklüğünü etkilemektedir. Bu olaylardan da, yalnız İran gibi Şii bir rejim yararlanacaktır. Zira, Tahran`ın 1979 yılından beri Şiilik üzerine çok planları olmakta ve bölgenin günümüzdeki gerginliğini de nazara alarak, İran kendi rejiminin ömrünü uzatmak için bu planı Türkiye aleyhine uygulayacaktır. AKP`nin yalnış ideoloji temelli dış politikasıyla Türkiye bu kozu İran gibi bir terörist rejimin ellerine  itmemelidir.  Güney Azerbaycan Türklerinin, özellikle gençliğin ve milli insanların içinde, Şiilik, Alevilik ve Sünnilik söz konusu değildir ve bu çizgiler üzerinde hareket etmemektedirler. İnanç ve mezhepleri bir tarafa bırakarak, milli varlıkları, tarihi toprakları ve milletini savunmak uğrunda davalarını ve mücadelelerini her ne pahasına olursa olsun göze almışlardır. Türkiye`siz bile olsada Güney Azerbaycan milleti, Fars İran, Ermenistan ve terör gurupları olan PKK/PEJAK/PYD üçlüsüne karşı kendi savunma hakkını kullanacaktır. Türkiye artık Sünni gözlüklerini çıkarmalıdır. Geç olmadan tarihten ders alınmalıdır. 

Aran ERDEBİLLİ

27 Kasım 2012