Günlük arşivler: 17 Mayıs 2012

Haray Haray Men Türk’em: “Uluslararası Güney Azerbaycan Türkleri 1. Forumu” Notları

 

Ankara, 12 Mayıs’ta bir ilke tanık oldu. Küresel bakışlar için belki küçük bir olaydı ama yüreğinde iman ve Türklük ateşi taşıyanlar için büyük bir adımdı. Güney Azerbaycan, İran’ın kuzeyini oluşturan ve 30 Milyonu aşkın Türk’ün yaşadığı bir bölgedir. Güney Azerbaycan, Türkiye’de fazla bilinmeyen genellikle Türk Milliyetçisi kesimlerce tanınan bir bölgedir. Bir de geçen yıl Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Tebriz ziyaretinde,”Aa, İran’da Türkler varmış” tepkisini basınımızın vermesi dışında pek bilinmez. 1828 yılında imzalanan Türkmençay anlaşmasına kadar aslında Kuzey ve Güney Azerbaycan terimleri bulunmamaktaydı. Ancak Çarlık Rusya’sı ile Kaçar Hanedanlığındaki İran arasındaki savaş sonrasında iki ülke arasında yapılan bu anlaşmayla Azerbaycan ikiye bölündü ve Güneyi İran’da, Kuzeyi de Rusya’da kalacak bir duruma geldi. Sınır olarakta Aras nehri çizildi. Daha sonra Kuzey Azerbaycan bağımsız bir devlet olabildi ancak Güney halen İran hakimiyetinde. Bölgede pek çok insan hakları ihlali ve kültürel asimilasyon yapılmakta ayrıca ekolojik bazı tehditlere karşı önlemler alınmayarak bölge insanı zor durumda bırakılmaktadır. Buna karşı bölgedeki bilinçli Türkler aralarında teşkilatlanmakta ve siyasi ve kültürel mücadele vermektedir. Daha önceleri Dünya Azerbaycan Kurultaylarında temsil edilen Güneyliler ilk defa kendi adlarıyla bir forum topladılar. “Güney Azerbaycan” adı ilk kez bir toplantının adı oldu. Güney Azerbaycan, Kuzey Azerbaycan ve Türkiye başta olmak üzere ABD, İsviçre, Almanya ve pek çok ülkedeki Azerbaycan Türkleri Ankara’da buluştu. Tarihi adımlar atıldı. Atılan bu tarihi adımlar da pek çok cepheyi elbette ki rahatsız etti. Toplantı büyük sıkıntılarla toplandı. Yaklaşık 8 aylık bir hazırlık süreci geçilirdi ve tüm katılımcılar kendi imkanlarıyla Ankara’ya geldiler. Toplantı yeri olarak ise Sıhhıye’deki Sürmeli Oteli belirlenmişti. Bir gün önce ise organize komitesi emniyete davet edildi ve bu toplantıyı iptal etmeleri istendi. Anlaşılan o ki, İran bu toplantıdan büyük rahatsızlık duymuştu. Bölgede İran’la gerginlik yaşamak istemeyen ve iki ülke arası ilişkileri zedelemek istemeyen, ve tabii ki Türklük şuuruna sahip olmayan hükümet güçleri de bu toplantıyı engellemeye çalıştılar. Toplantı için otele gelen Azerbaycan Türkleri ve Türklük sevdalıları toplantının iptal olduğu haberini aldılar. Etrafta basın adı altında bilgi toplamaya çalışan pek çok kişinin olması istihbarat servislerini akla getirdi. Bir gün öncesinden aldığımız haberlerde toplantı için alternatif birkaç yer belirlendiği, hatta kesinleşip tekrar iptal edildiğini öğrendik. İran bastırıyor, Türkiye hükümeti ön ayak oluyor ama Türklük sevdalıları yılmıyordu. Toplantı yoğun çalışmaların ardından iki gün olması gerekirken bir güne indirilerek, Kızılay’daki Doğa Rezidans’ta gerçekleşti. Saat 12’de İstiklal Marşı ve Azerbaycan Milli Marşı’nın okunmasıyla başlayan forumda tarihi anlar yaşandı. Katılımcıların Güney Azerbaycan teriminin ilk kez kullanıldığı bu toplantıda bulunmaktan dolayı çok heyecanlı oldukları görüldü. Kürsüye çıkan herkes dertlerini anlatıyor ama umutsuzluğa dair hiçbir emare göstermiyorlardı. Programda Azerbaycan Milletvekili Sabir Rüstemhanlı, Azerbaycan’ın kadın mücahidlerinden Hanım Halilova, Irak Türkmen Milletvekili Fevzi Ekrem Terzioğlu, Karabağ mücahidlerinden Abit Öztürk’te katılımcılar arasındaydı. Foruma pek çok milli hareket teşkilatı ve siyasi partiler katıldı. Zaman zaman hararetli tartışmaların da yapıldığı toplantıda, her şeye rağmen herkesin ortak bir paydası vardı: “Güney Azerbaycan’ın kaderi.” İran’ın ve belki de pek çok yabancı ülkenin baskıları altında, tamamen kendi imkanlarıyla Ankara’ya gelerek ilk kez Güney Azerbaycan adının anıldı Uluslararası bir forumun düzenlendiği düşünülürse, içerik hakkında pek yorum yapmaya gerek yoktur. Siyasi mücadeleler ve yöntem farklıları ikinci plana atılmalıdır. Bu bir ilktir ve bir kıvılcımdır. Katılımcılar arasında Güney Azerbaycan’da faaliyet gösterenler olmak üzere konuyla ilgili hemen hemen tüm kuruluşlar bulunmaktaydı. Bu fırsat değerlendirildi ve tarihi bir karara imza atıldı. Güney Azerbaycan Türklüğü mücadelesinin sivil toplum kanadını güçlendirmek için forum tertip komitesinin Güney Azerbaycan Türkleri Konseyi kurulması kararı foruma katılanlara soruldu yapılan oylama sonucu konseyin kurulmasına karar verildi. Konseyin tüzüğünün hazırlanması ve yapılacakların düzene koyulması için yaklaşık 50 kişilik bir konsey yönetimi oluşturuldu. Bu konseyin faal hale gelmesiyle Güney Azerbaycan meselesi uluslararası arenada daha etkin hale gelecek ve istendiğinde bir muhatap olarak alınabilecek bir yapıya kavuşacaktır. Bu da Birleşmiş Milletler başta olmak üzere insan hakları alanında faaliyet gösteren tüm kuruluşlara seslerini duyurmak için büyük bir fırsat olacaktır. Katılımcılarla yaptığımız sohbetlerde, İran’da yaşayan Türklerin her geçen gün daha da bilinçlendiği, milli davalarına daha çok sahip çıkmaya başladığını anladık. Özellikle bu noktada Traktör Futbol Takımının birleştirici rolü gözlerden kaçmadı. Farklı farklı teşkilatlar olmasına rağmen bunların aralarında ciddi sorunların olmaması geleceğe umutla bakılmasına destek olmakta olduğunu anladık. Türklerin özellikle kültürel ve eğitim alanında haklarını elde etmek için büyük bir faaliyet başlattıklarını farklı hedeflere sahip teşkilatların bu noktalarda hem fikir oldukları gözlendi. İran Azerbaycan Türkleri’nin genelinin Caferi-Şii olması sebebiyle İran yönetimine olan dini bağlılık ise aradaki en büyük çelişkinin kaynağı. Bu durum Milliyetçi kesimlerde seküler bakış açılarına hatta ateist fikirlere yol açmakta. Bunun önüne geçmek isteyen teşkilatlar ise Türklük ve haklar temelindeki faaliyetlerle davalarını sürdürmeyi tercih ediyorlar. İran’da dini durumun baskıyla işlemesi de Türkleri en çok rahatsız eden durumlardan biri. Konuştuğumuz bir teşkilat mensubu, Güney Azerbaycan’da dini bilginin çok az olduğunu eğer bölgede Türkiye Türklerinin dini eğitim çalışması olursa İran rejiminin yanlışlarını milletin çok daha iyi anlayacağını ve rejime dini bağlılığın kırılacağını dahi belirtti. Arap Baharı konusu geçtiğinde de Güney Azerbaycanlıların ortak bir fikri vardı: “Her ne kadar İran rejimiyle sorunlarımız olsa da ABD’nin bölgedeki tetikçiliğini yapmayacağız.” Türkler kendi haklarını kendilerinin alacaklarına kesin inanmaktalar bölgede. Foruma katılanlar ertesi gün yani 13 Mayıs’ta hem Güney Azerbaycan’daki şovenist İran siyasetini protesto etmek amacıyla hem de iki gün boyunca kendilerine siyasi baskı yapmalarını protesto amacıyla İran’ın Ankara Büyükelçiliğine bir yürüyüşte bulundular ve bir basın açıklaması yaptıktan sonra dağıldılar. İlk olan bu toplantı için görüşlerimiz elbette olumlu. İlerleyen toplantılar eğer gerçekleşirse, daha geniş katılımın sağlanması ve hamasi söylemlerden çok güncel ve reel sorunların ele alındığı ve ortak uygulamayı sağlayan çalışmaların yapılması ise elzemdir. Ayrıca kişisel görüşlerimi belirtirsem, Güney Azerbaycan Türkleri tarihsel gerçeklilikler ışığında İran içinde bir bağımsızlık veya bölünme taraftarı değil, İran’ın toprak bütünlüğü taraftarı olmaları yararlarına olacaktır. Demokratik, siyasi alanda olmazsa kendi içlerinde verecekleri mücadelelerle bu hakları kazanmalı kesinlikle dış ülkelerin piyonluğuna ve bölünme yanlısı politikalara girmemelidirler. Çünkü tarihte İran devleti pek çok kez Türk hanedanları tarafından yönetilmiştir. İran devletleşme yolunda bakıldığında aslında Şii eksenli bir Türk devleti olarak gelişmiştir. Farslar sonradan sonradan çoğalmış etki alanlarını artırmış ve hükümdarlığı ele almışlardır. Bu yüzden Türkler İran’da haklarını elde etmeli ve İran devleti içinde etkinliklerini artırarak tarihi gerçekliği tekrar elde etmelidirler. Aksi durumlar hem İran hem de Türkler açısından sorunlara yol açacaktır.

Emre Kartal

16 Mayıs 2012

kafkassam-merkez.com

Reklamlar

İranın ölkəmizlə bağlı təhlükəli planı üzə çıxdı – ÖZƏL

İran son illər bölgədə özünün siyasətini diktə etmək məqsədi ilə müxtəlif planlar həyata keçirməyə başlayıb.

Bu planlardan biri də, Azərbaycan və Gürcüstanda məhsəplərarası ixtişaşlar yaratmaqdır. Gürcüstandakı etibarlı mənbədən “Vətəninfo.az”a daxil olan məlumata görə, İran bu məqsədlə Gürcüstanda azərbaycanlıların yaşadığı bölgədə insanların şiə məhsəpinə cəlbi üçün işlər görülür. Belə bir planın həyata keçirilməsində Gürcüstan hökumətinin özü də maraqlıdır. Buna bariz nümunə olaraq, yeni yaradılmış Gürcüstan Müsəlman İdarəsinə bir millət vəkili, bir qubernator müavini və kənd təsərrüfatı nazirinin müavinin təyin edilməsidir. Bununla da İranın mənfur planına Gürcüstan dəstək verməyə çalışır. Mənbənin iddiasına əsasən, molla rejimi planın həyata keçirilməsinə 250 milyon dollar vəsait ayırıb. Artıq layihənin ilkin mərhələsində 100-dən çox gürcüstanlı soydaşımız İranın müxtəlif şəhərlərində dini təhsil almağa göndərilib. Planın ikinci mərhələsi isə ondan ibarətdir ki, Gürcüstan dövləti ilə birlikdə rəsmi Tehran Borçalıda yaşayan soydaşlarımız arasında məhsəp qarşıdurması yaradaraq nəzarəti öz əllərində saxlamaqla bərabər, Azərbaycan hökumətinə də bu yolla müxtəlif təzyiq imkanlarını gerçəkləşdirsinlər. Verilən məlumatda o da qeyd olunur ki, Gürcüstan və İran rəhbərlikləri gizli şəkildə müxtəlif anlaşmalar imzalayıblar. Bu anlaşmalardan biri Gürcüstanda həyata keçirilən torpaq islahatları zamanı soydaşlarımıza məxsus torpaqların İran əsilli ermənilərə satılmasıdır. Qeyd edək ki, bir müddət əvvəl məlumat yayılıb ki, ARDNŞ prezidenti Rövnəq Abdullayev soydaşlarımızın torpaqları əllərindən çıxmasın deyə, şəxsi büdcəsindən müəyyən qədər vəsait ayıraraq, həmin torpaqların soydaşlarımızda qalması yolunda addımlar atıb. Amma mənbəmizin verdiyi məlumatda bunun əksi görünür. Məlumata görə, Gürcüstan rəhbərliyi ARDNŞ rəhbərinin bu istəyini rəsmi Bakının mövqeyi olaraq gördüyündən, tələsik həmin torpaqların bir qismini erməni əsilli Gürcüstan vətəndaşına satılmasını həyata keçirib. Həmin şəxsin hazırda Rusiyada böyük bizneslə məşğul olduğu və bu torpaqların ona məxsus olması ilə bağlı rəsmi sənədlər əldə etdiyi deyilir. Azərbaycan hökumətinin Gürcüstanın və İranın (Ermənistanda daxil olmaqla) bu niyyətini bildiyi və proseslərin qarşısını almaq üçün hərəkətə keçdiyi vurğulanır.

16 Mayıs 2012

veteninfo.az

İbrahim KARAGÜL, “Şii-Sünni kavgası mı Arap-Fars savaşı mı?”

İbrahim KARAGÜL, “Şii-Sünni kavgası mı Arap-Fars savaşı mı?” başlıklı yazısında, aylardır Suriye krizi üzerinden bir tür kimlik savaşının, mezhep savaşı tehlikesine dikkat çektiğini, Irak’ta en acı örneğini yaşadığımız, Suriye’deki değişim süreci ile patlayan, Lübnan’da çatışmalara kadar uzanan kimlik eksenli bölünmenin önümüzdeki onlarca yılın en önemli tartışma konularından biri olacağını belirterek “Biz, yüzyıllara dayanan bu güç çatışmasına taraf olursak bir başka ayrışmanın içine çekilmiş olacağız. Osmanlı İran gerilimlerine, Çaldıran savaşı günlerine dönüp bugüne bakmakta fayda var. O çatışmalar da mezhep kimliği üzerinden yürütülmüştü. Ancak altında etnik mücadele de vardı. Bugünün Arap-Fars çatışmaları ile o günün Osmanlı-İran çatışmaları birbirine çok benziyor. Her ikisi de mezhep kimliği altına gizlenmiş hem etnik hem de jeopolitik hesapların ürünü. Bir tür bölgesel hakimiyet mücadelesi. Eğer Türkiye, Suudi Arabistan-İran denkleminin içine düşerse, bölgeyi toparlayıcı rolü yerine keskin bir taraf olursa, Arap-Fars mücadelesi sonrası Türkiye-İran mücadelesini bugüne çağırma noktasına kadar gidebilir” şeklindeki görüşlerini aktarmaktadır.

15 Mayıs 2012

byegm.gov.tr