Günlük arşivler: 11 Mayıs 2012

Uğur Mumcu’yu Kim Öldürdü?..

Aydınlığın Bilgesi İlhan Selçuk’un 25 Ocak 2009 tarihli yazısı…

Yazının başlığındaki iddialı soruya bak sen…
– Uğur’u kim öldürdü?..
Sorulur mu…
Ben öldürdüm..
Gülmeyin, bu nedenle ve gerekçeyle Ergenekon mudur, nedir, işte o davada yargılanıyorum…
*
Evet, Ergenekon iddianamesinin suçlama kurgusuna bakarsanız Uğur’u ben öldürmüşüm…
Yalnız ben mi?..
Biz…
Biz kim?..
Balbay…
Cumhuriyetçiler..
Şaka değil, Uğur’u ve de Muammer Aksoy’u, Bahriye Üçok’u, Çetin Emeç’i, Turan Dursun’u, Cavit Orhan Tütengil’i, Onat Kutlar’ı, Ahmet Taner Kışlalı’yı vb. ben öldürmüşüm…
Biz öldürmüşüz…
Öldürmüşüz veya öldürtmüşüz…
Neden?..
Elimizdeki 2450 sayfalık iddianameye göre terör olsun da darbeye ‘zemin’ hazırlasın diye yapmışız bu işleri…
*
Gerçekte Ergenekon’un gerçek savcısı kim, pek bilinmiyor; Feto mu, F-polisi mi, CIA mı, RTE mi, her kimse yaman bir planlamayı devreye soktu…
Ergenekon tertibinde iş geldi dayandı sendikaya…
Sendikacılığa…
Sendika başkanına baskın…
Hem evine…
Hem sendikasına..
TV’sine..
Polis ortalığı altüst ediyor, arama, tarama vesairede Türk Ceza Muhakemesi usullerini takan yok…
*
Eğer dinci-İslamcı-Amerikancı AKP iktidarına muhalif bir Atatürkçü isen ya teröristsin…
Ya darbeci…
Sevgili Uğur Mumcu yaşasaydı, Ergenekon tertibinin barsaklarını ortaya dökenlerin başında gelirdi…
Peki, bugün, 16’ncı ölüm yıldönümünde, Uğur’u anmak için ne yapmalı?..
*
Uğur Atatürkçüydü…
Cumhuriyetçiydi..
Aydınlanmacıydı..
Demokratik devrimciydi..
Antiemperyalistti..
Laikti..
Bağımsızlıkçıydı..
Dinci-İslamcı-Amerikancı devlete kökünden karşıydı…
Uğur’un güzelim anısını yad etmek için, onun kimliğini, kişiliğini, hayatını, mematını oluşturan ilkelere bağlılık ve hizmet en geçerli yöntemdir…
Ergenekon tertibine karşı durmayan ve çıkmayan, Uğur Mumcu’ya layık olamaz…
(25 Ocak 2009 tarihli yazısı)

11 Mayıs 2012

cumhuriyet.com.tr

Reklamlar

1919 metre uzunluğunda Türk bayrağı

Samsun Valiliği’nce Büyük Önder Atatürk’ün Samsun’a çıkış tarihi olan 19 Mayıs’ın 93. yıl dönümü dolayısıyla yaptırılan 1919 metre uzunluğundaki dev Türk bayrağı, 10 bini aşkın öğrenci ile vatandaşlarca Samsun sokaklarında gezdirildi.

Atatürk’ün 18 silah arkadaşıyla 19 Mayıs 1919’da Samsun’a adım attığı Kurtuluş Yolu’ndan başlayan ”Gençlik ve Bayrak Yürüyüşü”nde, 1919 metre uzunluğundaki Türk bayrağı 10 binden fazla öğrenci ile vatandaşlarca açılmaya başlandı. Dev bayrak, sokaklarda gezdirilerek Uğur Mumcu Parkı’na kadar açıldı.

Bayrağın açılması dolayısıyla Ordu-Samsun-Ankara karayolu bir süre trafiğe kapatıldı.Hafif raylı sistemde yolcu taşınmasına ara verildi. Bayrak açıldıktan sonra, Uğur Mumcu Parkı’nda, Jandarma Genel Komutanlığı Bandosu konser verdi.

Burada açıklama yapan Vali Hüseyin Aksoy, Samsun’da 19 Mayıs’ın heyecanla kutlandığı söyledi.

19 Mayıs denilince akla Samsun’un geldiğini belirten Aksoy, şunları kaydetti:

”Samsun’da 19 Mayıs’ı daha anlamlı, halkın katılımıyla coşku ve neşeyle kutlamak adına bu yıl farklı etkinlikler gerçekleştirdik. 1 Mayıs’tan 27 Mayıs’a kadar sürecek birçok farklı etkinlik düzenledik. Bugün de halkımızın katılımıyla Samsun’da ilk defa 1919 metre uzunluğunda Türk bayrağını Kurtuluş Yolu’ndan Gazi Mustafa Kemal’in ilk adımı attığı noktadan Uğur Mumcu Parkı’na kadar taşıdık. Cumhuriyetimizin hangi şartlarda kurulduğunu özellikle gençlerimize anlatmak adına bu tür etkinlikleri önemsiyoruz. Cumhuriyetin kuruluşu yolunda Samsun’un önemli bir misyon üstlendiğini ve bu misyona önemli katkı yüklemek adına Samsun’dan çok önemli katkıların yapıldığını biliyoruz. 19 Mayıs’ı Samsun’da büyük bir heyecan içinde kutlamaya devam edeceğiz.”

/Sabah/

08 Mayıs 2012

BAKÜ-1NEWS.COM.TR

KÜRTÇÜ FAŞİZMİ BESLEYEN EMPERYALİZMDİR “ABD Temsilcisinin 89 Yıl Önce Hazırladığı Kürt Raporu’nun Sırrı”

Türkiye’de “Kürt Sorunu” diye adlandırılan ayrılıkçı Kürtçü faşizmi besleyen iki ana damar vardır. Bunlardan biri aşiret-tarikat kontrolündeki feodal yapı, diğeri ise emperyalizm kıskacıdır.

Yüzyılın başında Anadolu’da “uydu bir Kürt devleti” kurdurmak isteyen ABD, İngiltere ve Fransa, Kurtuluş Savaşı yıllarında, Anadolu’daki Kürtlerle çok yakından ilgilenmiş, ayrılıkçı Kürtleri önce Türk ulusunun ölüm kalım mücadelesi olan Türk Kurtuluş Savaşı’na, sonra da çağdaş Türk ulus devletine karşı isyana teşvik etmiştir. Kurtuluş Savaşı yıllarında ve sonrasında Anadolu’da Türkiye karşıtı 30’dan fazla Kürtçü isyan çıkmıştır.[1]

“Kürt Sorunu”nun, daha doğrusu “ayrılıkçı Kürtçü faşizmin” kaynağını doğru anlamak için, Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonrasında Türkiye’de cirit atan ABD, İngiltere ve Fransa temsilcilerinin ve ajanlarının hazırlayıp ülkelerine gönderdikleri Kürt raporlarını iyi incelemek gerekir.

Örneğin, ABD’nin Türkiye’deki Yüksek Komiseri Tuğamiral Mark L. Bristol, 20 Şubat 1922’de İstanbul’dan Washington’a gönderdiği bir “Kürt raporunda” şu bilgilere yer vermiştir:

“Sayın Dışişleri Bakanı Efendim!

Başkanlığın bilgisi için askeri ateşe tarafından Kürdistan’daki durumla ilgili hazırlanan raporu sunuyorum. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi Kürt sorunu dikkati çekecek değerdedir. Normal koşullarda bile Kürtler daima komşuları için sorun olmuşlardır. Şimdi, Kürdistan’ın ünlü petrol yatakları nedeniyle yabancı entrikalar kuşkusuz başladığı için ciddi sonuçlar çıkabilir. İngilizler herhalde Kürdistan’ı denetim altına almak için Kürtleri Türklere karşı kullanmak isteyeceklerdir. Türkler de Kuzey Mezopotamya’yı (Kuzey Irak’ı) ele geçirmek için aynı şeyi yapacaktır. Kürdistan’ı özel etki bölgesi sayan Fransızlar da Türk İngiliz sürtüşmesinden çıkar sağlamakta bir an duraksamayacaklardır.”

Bristol raporuna, Fransız Askeri İstihbaratı’nın Kürtler hakkında hazırladığı bir rapordan alıntılar yaparak, şöyle devam etmiştir:

“Rapor’da Kürdistan ayaklanmasına, bütün Yakındoğu sorununun bir parçası ve İngilizlerin, dünyanın bu bölgesindeki amaçları ve istekleri açısından bakmak gerektiğini belirtmektedir. Sonra Büyük Britanya’nın en büyük sorununun Hindistan’ı güven altına almak olduğu, İngilizlerin planlarına bu bakımlardan yaklaşmak gerektiği ileri sürülmektedir. Bunlardan biri İran üzerinden Bolşevik tehdidi, öte yanda Mezopotamya, İran ve Gülucistan üzerinde Milliyetçi-Türk Pan İslam tehdididir. Bu son tehdidi önlemek için İngilizler, Filistin ve Irak dahil Akdeniz’den Basra Körfezi’ne uzanan kendi etkilerinde bir dizi devlet kurmak görüşündedir. Kral Hüseyin ailesini kullanarak güçlü bir Arap imparatorluğu kurmak ve Türklerin yoluna set çekmek istemiş, ancak Hicazlı aileyle işler yolunda gitmemiştir. Büyük çapta bir Arap ordusu düzenlemek oldukça güç bir iştir. Ayrıca daha kötüsü Halifelik İstanbul’da bulunmaktadır. Dolayısıyla Büyük Britanya’nın Kürdistan’daki rahatsız durumdan yararlanıp Mustafa Kemal’in sırtında bir tehdit olacak bir biçimde bunu geliştirmeye çabalamasına, aynı zamanda Milliyetçi Türkiye ile Mezopotamya arasında bir perde kurmasına şaşmamak gerekir.

Bundan sonra Kürt tarihi ile ilgili bilgiler verilmiştir. Bu arada Kürdistan’ın tamamen coğrafi bir deyim olduğu, hiçbir zaman siyasal bir birlik haline gelmediği belirtilmiştir. Kürtler, Türkiye ve İran da dağınık durumdadırlar.İran’da, Kürdistan’da, sonra Azerbaycan ve Ardilan’da başka etnik gruplara karışık olarak bulunmaktadırlar. Türkiye’de ise altı doğu vilayetinde; Trabzon, Erzurum, Van, Bitlis, Harput ve Diyarbakır’da, ayrıca Sivas ve Musul vilayetlerinde bulunmaktadırlar. Ermeno-Kürdistan’da ve Sivas’ta Ermeni ve Türk halkı ile birlikte yaşamaktadırlar. Diyarbakır ve Musul’da ‘Milli’ denilen Araplarla iç iç içedirler. Türkiye’deki Kürtlerin sayısı aşağı yukarı 1.200.000’dir. Dünya Savaşı sırasında başlıca Kürt ailelerinden Bedirhan ailesinin başı Abdürrezzak Bedirhan, kendini Kürdistan Prensi tanıması koşuluyla Rusya’ya hizmetini ve 25.000 süvari vermeyi önermiştir. Çar’ın egemenliğini kabul etmeye hazır olduğunu bildirmiştir. Rusya, bu öneriyi çok tehlikeli olacağı gerekçesiyle reddetmiştir. Ara yerde İstanbul Hükümeti, Kürtleri ayaklandırmaya çalıştığı için Bedirhan’ı ölüme mahkum etmiş, Bedirhan ise çabalarını sürdürmüş ve bu defa İngilizlere dönmüştür, ancak birden bire ölmüştür. Ölümünün Türk ajanlarının verdiği zehirden ileri geldiği öne sürülmüştür. Versailles Antlaşması’ndan önceki yıllarda Paris’te yaşamakta olan zengin ve etkili bir Kürt, Şerif Paşa, bu anlaşmaya bir Kürt devleti kurulmasını sokuşturmayı neredeyse başarmış, ancak Londra Konferansı bunu engellemiştir. Türkler, Şerif Paşa’nın eylemlerinden başka, Kürt devleti akımının arkasında kimsenin bulunmadığını iddia etmektedirler, ancak gerçek şudur ki, Kürt halkı kendisinden devamlı adam ve para istenmesinden bıkmıştır. İngilizler, onların bu hoşnutsuzluğundan yararlanarak karışıklık yaratmak, bir isyan çıkarmak üzere ajanlar göndermiştir. Bu ajanlar arasında Kürt Mustafa Paşa, Mulan Zade ve Hamit Paşa vardır. Geçen ilkbahar da Ankara Hükümeti’nin Kürtlerden istekleri o kadar dayanılmaz bir düzeye gelmiştir ki, en sonunda ayaklanmışlardır. Başlangıçta bu ayaklanma hiçbir güçlük çıkmadan bir Türk taburuyla bastırılmıştır. Haziran’daki başka bir ayaklanma daha ciddi olmuş ve bununla başa çıkmak için bir tümen kadar kuvvet gerekmiştir. Kazım Karabekir Paşa, bütün yaz boyunca Kürtlerin eylemlerine katılanların sayısının, bütün önlemlere rağmen artması karşısında kuşku içinde kalmıştır. (…) Kasım ayında Mardin’in Kürtler tarafından alındığı haber verilmiştir.”

“Kürt akımı çok ciddiye alınmamalıdır. Kürtler bir lider bulamamışlardır. Onları düzene koyacak güçte kimse yoktur. Şerif Paşa, ülkesinden yetki alamamıştır. İstanbul’daki iki Kürt derneği ise oturup uzun uzun tartışmakta, ancak ortaya bir lider çıkaramamaktadır. Halen Süleymaniye’de bulunan Kürt Kongresi, bir başkan seçmek ve bir program üzerinde birleşmek için çağrıda bulunmuş, ancak Kürt aşiret reislerinin üçte ikisi bu çağrıya katılmamışlardır. Askeri ve siyasi liderlikten yoksundurlar. Yunanlılar önemli bir zafer kazanırlarsa Kürt isyanı Türkiye’nin arkasını ciddi bir biçimde tehdit edebilir. Ancak Batı’daki savaş Türklerin lehine gelişirse, Türkler ellerindeki yarım düzine yetenekli liderden biriyle Kürt sorunlarına son verebilir. İngilizler kuşkusuz bu durumu bilmektedirler. Gen de Kürt durumuyla meşgul olduğu sürece Mustafa Kemal’in Musul’a el koyamayacağını düşünmektedirler. Dolayısıyla Kürt akımına yardımcı olmaktadırlar. Bay Churchill, Avam Kamarası’ndan İngiliz Yüksek Komiserliği’nin yönetiminde olursa Kürtlerin Mezopotamya (Irak) ile birlikte idare edilmeye razı olduklarının araştırmalar sonunda öğrenildiğini söylemiştir. Gerçekte ise bu araştırmalar, İngilizlerin İstanbul’daki iki Kürt derneğini ‘Teali’ ile ‘Teşkilat’ Musul ve Mardin bölgesindeki bazı küçük Kürt reislerini satın almaları biçiminde sınırlı olmuştur. (…)”

“Alınan istihbarata göre İngilizler, Hicazlı Kral Hüseyin’in üçüncü oğlu Emir Zeid’i kral yapmak istemektedir. Ancak kendinden çıkacak bir lideri bulamayan Kürdistan’ın bir yabancı prensi kabul etmesi düşünülemez.

Fransız-Türk anlaşmasına karşı yürüttükleri kampanya ve Kürt ayaklanmasına verdikleri itici güç konusunda İngilizlerin eylemlerini yakından izlemek gerekir. İngiliz iddiasına göre, gizli bir anlaşma ile Türkler geri aldıktan sonra Musul’daki petrol yataklarının işletilmesini Fransızlara söz vermişlerdir. Böyle bir anlaşmanın varlığı konusunda ellerinde kanıt yoktur. Şimdi aynı zamanda bizim Türklere yaptığımızı (yanlış olduğuna eminim)Kürtlere yapmaya çalışmaktadırlar. Kürtleri, Mardin ve öteki bölgeleri ele geçirmeye, yani Türklerin bize verdikleri bölgeleri ele geçirmeye itiyorlar. Bu durumda İngilizler, Fransız çıkraları aleyhinde çalışmıyorlar mı?”

[2]

İşte, Atatürk’ün ifadesiyle, “Bizi mahvetmek isteyen emperyalizmin…” kirli yüzü ve kirli oyunları…

İşte emperyalizmin Türkiye’yi bölüp parçalamak için kullandığı Kürt kartı!

Amiral Bristol’un Washington’a gönderdiği bu rapor, emperyalizm için “Kürt”, “Türk” veya başka bir milletin değil, “ulusal çıkarların” esas olduğunu, emperyalizmin “kendi ulusal çıkarları için” gözünü kırpmadan, büyük bir soğukkanlılıkla “halkları” kullanabileceğini gözler önüne sermektedir.

Bu rapor, Kurtuluş Savaşı sırasındaki “Kürt isyanlarının” ve “ayrılıkçı” Kürt hareketlerinin arkasında “emperyalist güçlerin” olduğunu; İngilizlerin ve Fransızların Kürtler üzerindeki “kirli oyunlarını” ve “entrikalarını”, ABD’nin çok yakından takip ettiğini şüpheye yer bırakmayacak biçimde kanıtlamaktadır.

Özetlemek gerekirse:

1. ABD temsilcisine göre Kürtler, komşuları için bile daima sorun olmuşlardır.

2. Kürtler üzerindeki yabancı entrikaların temel nedeni bölgedeki petrol yataklarıdır.

3. İngilizler, Kürt bölgelerini (Kürdistan’ı) denetim altına almak için Kürtleri Türklere karşı kullanmaktadırlar.

4. Fransa da Kürt bölgelerini (Kürdistan’ı) özel etki bölgesi saymakta ve çıkarları doğrultusunda çalışmaktadır.

5. İngiltere, Hindistan sömürgelerini korumak için Ortadoğu’da kendi etkisinde bir dizi devlet kurmak istemektedir. Bu devletlerden biri de Kürdistan’dır.

6. İngiltere, Kürt bölgelerindeki rahatsızlıktan yararlanıp Atatürk’ü, tehdit edecek bir biçimde Kürt sorununu geliştirip milliyetçi Türkiye ile Mezopotamya (Irak)arasında bir tampon oluşturmaya çalışmaktadır.

7. Kürdistan adı tarih boyunca hep “coğrafi bir bölge” adı olarak kullanılmış, hiçbir zaman “siyasal birlik” anlamında kullanılmamıştır.

8. ABD temsilcisi, Ermeno-Kürdistan kavramından söz ederek, emperyalistlerin bölgede bir Ermeni-Kürt Federasyonu kurmak istediklerini ima etmektedir

9. Bazı Kürt liderleri ve Kürt aşiretleri I. Dünya Savaşı’ndan beri ayrılıkçı faaliyetler içine girmişlerdir.

10. İngiltere, Kürtlerin içinde bulundukları durumdan yararlanarak onları Türklere karşı kışkırtmak için ajanlar göndermiştir.

11. Kürtler, Ankara’daki Milli Hükümet’e karşı ayaklanmışlardır.

12. Kürtlerin başında iyi bir lider olmadığı sürece Kürt hareketini fazla ciddiye almamak gerekir.

13. Yunanlılar, önemli bir zafer kazanırsa Kürt isyanları Türkiye’yi tehdit edecek boyuta ulaşabilir, Ancak, savaşı Türkler kazanırsa Türkler “Kürt sorununu” çözebilir.

14. İngiltere, Atatürk, Kürt sorunuyla meşgul edildiği sürece, Türkiye’nin Musul’a el koyamayacağını düşündüklerinden bölgedeki Kürtleri Atatürk’e ve Ankara Hükümeti’ne karşı kışkırtmaktadırlar.

15. İstanbul’da iki Kürt cemiyeti vardır. Bu cemiyetler Kürtleri Türkiye’den koparıp İngiliz mandası altına almaya çalışmaktadırlar

16. İngiltere’nin ve Fransa’nın Kürt bölgelerindeki çıkarları çatıştığı için İngiltere ve Fransa arasında gizli bir mücadele yaşanmaktadır.

1922-2011; aradan geçen 89 yıla rağmen, ABD’nin ve Avrupa’nın Kürt politikası bugün ne kadar değişmiştir?

Görüldüğü gibi Kürt Sorunu’nun kaynağı Kemalizm değil, emperyalizmdir. Köksüz tatlısu solcularına, dönme liberallere ve kadim yobazlara duyurulur….

Sinan Meydan İLK KURŞUN 17 Ağustos 2011

Kaynaklar-Dipnotlar [1] Bütün bu Kürtçü isyanların ayrıntıları için bkz. Sinan Meydan, Cummhuriyet Tarihi Yalanları, 2.Kitap, İstanbul, (Eylül) 2011 [2] Orhan Duru, Amerikan Gizli Belgelerinde Türkiye’nin Kurtuluş Yılları, İstanbul, 2001, s.156-161

19 Ağustos 2011

ilk-kursun.com

Kitap Dünyasından Seçtiklerimiz

Mission Kürdistan

Ceyhun Bozkurt 2012 /    Kripto Yayınları
ABD-PKK İLİŞKİLERİNİN STRATEJİK ANALİZİ 1978 – 2012ABD  Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 13 şehit verdiğimiz Diyarbakır Silvan  saldırısının ardından, ABD’nin PKK’ya “hiçbir zaman” destek vermediğini  söylüyordu.Clinton, bunu söylerken gözlerimizin içine bakıyordu.Bu sırada PKK terör örgütü militanları ise ABD işgali altındaki Irak topraklarından gelip, saldırılarını devam ediyorlardı.

Clinton’a göre ABD PKK’yı desteklemiyordu. Hiçbir zaman da desteklemişti.

Arşivlerdeki belgeler ve haberler ise Clinton’u yalanlıyordu.

Kitapta, ABD’nin PKK’ya sağladığı siyasi, askeri ve ekonomik destekler, ABD’nin kendi belgeleriyle de ortaya konmakta.

Dünyada  “terörle mücadele ettiğini” söyleyen bir devlet ile aynı devletin resmi  belgelerinde dahi “terör örgütü” olarak nitelenen PKK arasındaki  ilişki, artık gizlenemeyecek kadar açık hale gelmiş durumda.

Türkiye  her zamankinden daha büyük bir tehditle karşı karşıyayken, ABD-PKK  ilişkisinin ortaya konulması ve stratejik analizinin yapılması,  kendisine 2023 gibi önemli bir vizyon koyan devlet aklının önünü  görebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

———————————————————————————————————–

Cesetler Gölgeler Yalanlar (Türkiye’deki Faili Meçhullerin ve Kayıpların Tam Listesi)

Prof Dr. Ümit Özdağ, İkbal Vurucu 2011 /    Kripto Basım Yayın
 Son yılların en büyük yalanlarından birisi Türkiye’de 17.000 faili meçhul cinayet işlendiği iddiasıdır. Bu yalanı üretenler 17.000 faili meçhul cinayetin terörle mücadele kisvesi altında büyük bir bölümü PKK sempatizanı olan insanların güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü ileri sürmektedirler. Bütün büyük yalanlar gibi bu büyük yalana da toplumun büyük bir bölümü ciddi bir şekilde sorgulamadan inanmıştır. İnananların bir bölümü öldürülenlerin PKK’lı olduğunu ve bunu hak ettiğini düşünmüştür. Diğerleri ise tepki göstermişlerdir. Bu sayının gerçek olup olmadığını sorgulayan ise çok az olmuştur.
Oysa bu konuda biraz araştırma yapan kişi ve kuruluşlar bu rakamın gerçeği yansıtmadığını ortaya koyan bulgulara erişmişlerdir. Örneğin insan hakları ile ilgilenen bir derneğin 1989-1999 yılları arasında Türkiye’deki faili meçhul cinayetlerin sayısının 1964 yurttaşı kapsadığını açıklamıştır. Öte yandan insan hakları konusunda çalışan bir vakıf ise 2000-2008 yılları arasındaki faili meçhul sayısının 130, gözaltı ya da cezaevinde ölüm vakasını 306 olarak vermiştir.
Elinizde tuttuğunuz çalışma ise bu konuda şimdiye değin yapılmış en önemli aşamayı temsil etmektedir. Çünkü bu çalışmada Türkiye’de işlenen faili meçhul cinayetler ve kayıplar isim isim, tarihleri, yerleri ve dosya numaraları ile ortaya konulmuştur. Ve ortaya 17.000 yalanından çok daha farklı bir gerçek çıkmıştır. Bu sonuç bizi rahatlatmamalıdır. Aksine bir hukuk devletinde hiçbir vatandaş hayatını faili meçhul cinayetlerde kaybetmemelidir. Bütün cinayetlerin faillerini ortaya çıkarmak devletin görevidir. Bu ise devlet görevlilerini karalayarak değil, onlarını görevlerini yapmaya her türlü hukuki yol ile teşvik ederek olabilir.

21yyte.org