24 Nisan Öncesi Ermenilerin ‘Soykırım’ Propagandası

24 Nisan’da Ermenistan ve Ermeni diasporası uluslararası alanda sözde Ermeni soykırımının 97. yıldönümünü anacaklar. Ancak geçen sene ve daha önceki yıllardan farklı olarak bu konuyla ilgili bu yıl Ermenilerin propaganda faaliyetlerinde sanki bir durgunluk söz konusu olsa da, tamamen faaliyetsiz değildirler. Ermenistan ve diaspora teşkilatları konuyla ilgili olarak yine de, ABD ve Avrupa’da propagandalarını sürdürmektedirler.

Bu süreçte yaşanan durgunluğu ise aşağıdaki faktörlerle açıklamak mümkündür:

-2011 yılı sonlarından itibaren Ermenistan ve Ermeni diaspora teşkilatlarının bütün enerjilerini Fransa parlamentosunun sözde Ermeni soykırımını inkar edenlerin cezalandırılmasına yönelik kanun kabul edilmesine harcaması;

-Ermenistan’da parlamento seçimlerinin gayrı resmi olarak 2011 yılı sonlarından başlaması;

-Suriye’de gerginliğinin artması ve uluslararası müdahale ihtimalinin ortaya çıkması;

-ABD, İsrail ve Batı devletlerinin İran’a askeri müdahalesinin gündeme gelmesi;

-Son iki konuyla ilgili Türkiye’nin askeri gücü, jeopolitik konumu ve Arap coğrafyasında Sünniler üzerinde etkili olması.

Bu durgunluğun bir diğer nedeninin de Türkiye’nin ve Türk diasporasının hedefe yönelik propagandası sonucunda oluştuğunu iddia etmek doğru olmazdı. Şöyle ki Ermenistan ve Ermeni diasporasının propagandası sonucunda Aralık 2011’de ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi ve Ermeni Dostluk Grubu üyeleri Ed Royce ve Howard Berman tarafından hazırlanan “H.RES.306” No’lu yasa tasarısı Genel Kurul’da kabul edildi.

Yasa tasarısında soykırım kelimesi kullanılmasa da, Türkler Asuri, Pontus ve Süryanilerin olduğu iki milyon Hıristiyan’ı kasıtlı olarak yok etmekle itham ediliyor. Her zaman olduğu gibi ABD’deki Türk diaspora teşkilatları bu olayların da gerisinde kalmıştır.

Türk diaspora kuruluşları Temsilciler Meclisi’ne itiraz mektupları ve fakslar göndererek, Ermenistan ve Yunanistan’da azınlıklara verilen hakların Türkiye’deki azınlıklara verilmiş haklarla kıyaslanamayacak kadar yetersiz olduğu vurgulasalar da, sonuç itibarıyla değişen bir şey olmamıştır. Konunun ilginç olan yanı Türk medyasında bununla ilgili haber içerikli yayınlar dışında başka ciddi bir yorum ve analizin yer almamasıdır.

Fransa parlamentosu sözde Ermeni soykırımını inkar edenlerin cezalandırılması hakkında kanun kabul ettikten sonra ABD buna karşı görüş bildirse de, bazı sivil toplum kuruluşları ABD’de de bu tür yasanın kabul edilmesi gerektiği bildirmiştir.

ABD’nin Maine eyalet Senatosu 10 Nisan’da sözde Ermeni soykırımını tanıyan yasayı kabul etti. Ermeniler her zaman olduğu gibi, bu sene de ABD Başkanı Obama’nın 24 Nisan’da yapacağı konuşmada ‘genocide’ kelimesini kullanması için propagandalarına devam etmektedirler.

Elbette, uluslararası alanda yaşanan gerginlikler dikkate alındığında Obama Türkiye’nin oynayacağı rolü göz önünde bulundurarak ‘genocide’ kelimesini kullanmayabilir. Ama önümüzdeki yıllarda Ermeni propagandası devam ederse ve uluslararası alanda yaşanan gergiliğin ortadan kaldırılmasında Türkiye’nin rolü zayıflamış olursa, özellikle 2015 yılında ABD Başkanı’nın ‘genocide’ kelimesini kullanma ihtimali oldukça yüksektir.

Sözde Ermeni soykırımı propagandası değerlendirildiği zaman ABD ve Avrupa’da olduğu kadar Ermeni diasporasının Türkiye’de de gayet rahat bir ortamda faaliyet gösterdiği belli olmaktadır. Bu konuda iki temel unsur vardır:

-Türkiye’deki Ermeni diasporasının faaliyeti;

-sözde Ermeni soykırımı konusunda Ermenilerin Türklerin kendilerine söylettikleri konular.

Türkiye’de Ermeni diasporasının faaliyetini sınırlayacak hukuki dayanak yoktur. Kişiler ve sivil toplum kuruluşları Ermeni diasporasının Türkiye karşıtı propagandasını yargıya taşıdığında mahkemeler ifade özgürlüğünü ön planda tutarak davayı kapatmaktadırlar.

Türkiye ve yurtdışında yaşayan Türklerin bir kısmı da, Orhan Pamuk’un Nobel ödülü almasından sonra bu ödülü almak uğruna her fırsatta Türkiye’yi sözde Ermeni soykırımını ile suçlayarak, Hükümetin Ermenilerden özür dilemesini, hatta tazminat bile ödemesi gerektiğini talep etmektedirler. ABD’nin Clrack Üniversitesi’nde çalışan Taner Akçam Ermeni diasporasının ‘1 numara Türk markası’dır.’ Akçam, her fırsatta sözde Ermeni soykırımını gündeme getirerek Türkiye’yi suçlamaktadır.

Türkiye’nin büyük medya kuruluşları da sözde Ermeni soykırımı konusunda Ermenilerin görüşlerini desteklemektedir. Radikal gazetesinin 10 Nisan 2012 tarihli sayısında Orhan Kemal Çengiz Hükümet’in konuyla ilgili görüşlerinin uzun uzadı eleştirdikten sonra çözüm olarak bunu önermektedir. ‘Soykırım hukuki bir kavramdır. Bu tanımı yapan sözleşme bu olaylardan çok sonra yürürlüğe girmiştir. Onu bir kenara bırakalım. Ancak, biz 1915 olaylarının büyük bir insanlık trajedisi olduğunu kabul ediyoruz. Bunu yapan İttihat ve Terakki hükümetini ve onun uzantılarını kınıyoruz.

Bu trajik olayların kurbanları olan Ermeni kardeşlerimizden ve onların altsoylarından özür diliyoruz.’ Çengizin bu ‘dahiane fikri’ Türklere karşı psikolojik operasyonda yer aldıktan sonra, Zaman gazetesinin İngilizce versiyonu olan ‘Today’s Zaman’ gazetesinde yayımlanan haberde Türk Hükumeti’nin sözde Ermeni soykırımı propagandası karşısında stratejisinin yeterli olmadığı için Ermenistan ile imzalanmış protokollerin Meclis’te onaylanması gerektiğini bildirmiştir.

Türk basınında bu tür görüşlerin dile getirilmesi Ermeni propagandasının ciddi başarısıdır. Diğer devletlerde bundan daha uçuk görüşler dile getirilebilir. Ama bu talebin Türkiye’de seslenmesi Ermeni propagandasının başarısını göstermesi bakımından önemlidir.

Türk medyasında neredeyse her gün bu tür haberler yayımlanmaktadır. Propaganda süreci böyle devam ederse, bir kaç yıl sonra Türkiye için ‘savaşta mağlup olmuş ülke’ etkisi oluşturacaktır. Sözde Ermeni soykırımı ile ilgili Türkiye kamuoyunun ikiye bölünmesi ‘Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan ile kuracağı asil kanında mevcuttur.’ diyen Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra onbinlerce insanın meydanlara toplaşarak ‘Hepimiz Ermeniyiz!’, ‘Hepimiz Hrantız!’ sloganlarını dile getirmeleriyle açıkça ortaya çıktı.

Fransa parlamentosunun sözde ermeni soykırımını inkar edenlerin cezalandırılması konusunda yasa tasarısını kabul etmesi ve daha sonra bu yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi Ermenistan ve Ermeni diasporasında şok etkisi yarattı. Bu sadece siyasi mücadelede başarısızlık gibi değil, aynı zamanda propaganda sürecinde on milyonlarca doların kaybedilmesi demektir. İsviçre ve Slovakya’dan sonra Avrupa Birliği’nin ikinci büyük devleti Fransa’nın da bu tür yasa kabul etmesi Ermenileri oldukça umutlandırmıştı. Ermeniler Avrupa Birliği’nin de bu benzer yasa kabul etmesinden sonra Birliğe üye diğer devletlerinde otomatik olarak bu yasayı kabul edeceklerini düşünmekteydiler. Ama kanunun Fransa Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi Ermenilerin planlarını önemli derecede bozdu.

Buna rağmen Ermenistan ve Ermeni diasporasının sözde Ermeni soykırımının 100. yıldönümü olan 2015 yılına daha ciddi hazırlandıkları tespit edilmiştir. Ermenistan ve Ermeni diaspora kuruluşları bununla ilgili propaganda faaliyetlerine devam edecekler.

Dr. Hatem Cabbarlı,  Avrasya Güvenlik ve Strateji Araştırmalar Merkezi Başkanı

19 Nisan 2012

1news.com.tr