“150-200 milyon nüfuslu Türk Bloku”

Türk Konseyi Genel Sekreteri, emekli büyükelçi Halil Akıncı, İstanbul’da Türk Dünyası ile ilgili gazetecileri kahvaltıya davet etti ve faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi, kısa adıyla Türk Konseyi, 2009 yılında Nahçıvan’daki Türk zirvesinde imzalanan Nahçıvan Anlaşması ile kurulmuştu. Kurucu üyeler, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye idi. 1992 yılında Ankara Zirvesi ile başlayan süreç, 1996 yılında Taşkent zirvesinde  “Türkçe Konuşan Devletler Zirvesi Sekreteryası” oluşturulması, ardından 2000 Bakü zirvesinde bu sekreteryanın İstanbul’da kurulması kararları ile devam etti. 2010 yılında sekreterya kuruldu ve Büyükelçi Halil Akıncı, devlet başkanları tarafından genel sekreter olarak atandı. Yardımcısı da Azerbaycan’dan Kısmet Güzelov…
***
Halil Akıncı, daha söze başlarken Taha Akyol’un  “Türk mü Türki mi”  sorusuna  “Türk”  diye cevap verirken Kaşgarlı Mahmut’tan Zeki Velidi Togan’ın tarih görüşüne kadar küçük bir tarih, dil ve kültür gezintisi yaptı. Ayrıca alfabe birliğine yönelik çalışmaları anlattı. Ortak tarih bilincinin gençlerin siyasi bilincinin oluşmasındaki öneminin altını çizerek, bütün Türk Dünyası okullarında okutulacak  “ortak tarih kitapları” nın hazırlanması çalışmalarının da sürdüğünü söyledi. Hatta bugüne kadar sadece üniversiteler düzeyinde süren öğrenci değişiminin liseler düzeyine indirilmesi için proje geliştirdiklerini bildirdi. Akıncı, sohbete  “Altın elbiseli adam” dan girdi, Kazakların helikoptere   “dikuçar” , Azerbaycan Türklerinin  “koruma” ya  “cangüden” dediğinden bahisle dil tartışmalarına dokundu, Türk Dünyası’nda kelime köklerinin aynılığını, kökten kelime üretmenin Altay Türkçesi’ndeki kolaylığını, ortak alfabe ile birlikte bütün Türk dünyasında kullanılacak ortak bir edebi dil oluşturulabilmesi için ortak terminolojinin tespit edilmesi amacıyla komisyonlar kurulacağını, tek alfabe hedefinin bir sorun teşkil etmediğini, siyasi karar meselesi olduğunu anlattı ve  “Türkler, Türk dili etrafında oluşmuş bir millettir”  dedi. Akıncı, halen Kazakistan’da kurulu olan ulusal nitelikli Türk Akademisi’nin uluslararası hale getirilmesi, bu alanda dünyanın en iyilerinin gelip çalışabileceği bir ortam oluşturulması çalışmalarının sürdüğünü söyledi.
***
Doğrusu, Türk Konseyi Genel Sekreterliği’ne atanmış da olsa bir Türk diplomatının, Türklük ile bu kadar haşır neşir birisi olacağını beklemiyordum. Tabii bizim sütten ağzımız yanmış bir defa, onun için  “Bu projelerin arkasındaki siyasi iradenin durumu nedir” diye sordum. Kısa ve net cevap verdi:  “1991 yılındaki neyse bugün de aynı siyasi irade vardır.” Orta Asya’daki gerçekliği ise  “Türklerle işbirliğini öne çıkaralım diyen Türkçüler, Ruslarla bağları koparmayalım diyenler ve Amerikancılar” temelinde izah etti. Abdülhamit Bilici,  “Türk Cumhuriyetleri, ’Türkiye, Arap Baharı politikasında takip ettiği tutumu bize de yansıtır mı’diye bir endişe duymuyor mu” tarzında bir soru sordu. Akıncı, bu devletlerin yeni kurulduğunu hatırlatarak  “Tarihte hiçbir devlet, demokrasi ile kurulmamıştır”  diye cevap verdi ve Türkiye’nin böyle bir endişe doğmasına izin vermeyeceğini ifade etmiş oldu… Akıncı, Sedat Ergin’in  “20 yıl sonrası için nasıl bir Türk Dünyası hayal ediyorsunuz”  sorusuna da daha önce verdiği bilgileri hatırlatarak cevap verdi: “Bugün altı Türk Cumhuriyeti’nin toplam nüfusu, 136 milyon, toplam yüzölçümü, 4 milyon 739 milyon kilometre kare ve toplam gayrisafi milli geliri, 1 trilyon 413 milyar dolardır. Biz hukuki alt yapıyı oluşturur, ulaştırma alt yapısını hazırlar ve etrafımızdaki devletlerde bulunan bizim azınlıklarımızı da işbirliği için değerlendirirsek, 2035’te Dışişleri’nde aynı politikayı takip eden tam bir siyasi blok haline geliriz. 150-200 milyonluk bir blok olacağız. Biz ekonomik temel üzerinden bir entegrasyondan bahsediyoruz, harcı kültür olacak. Bunun artık kesintiye uğramaması lazım.” Akıncı,  “Rusya ne der”  sorularının hatırlatılması üzerine de  “Rusya’da böyle bir oluşumun, Rusya’nın çıkarları açısından da faydalı olacağına dair görüşler vardır”  cevabını verdi. Tabii aklımda Büyük Orta Doğu ve Arap Baharı projelerinde Türkiye’nin paspas gibi kullanılması, bu arada ülkenin etnik temelde bölünmesine dair söylemler de vardı ama bu geniş ufuklu sohbete gölge düşürmek istemedim…

Arslan BULUT

11 Nisan 2012

kemalistler.org