Bakü’den, Araz Arslanlı hatta…

Bugün köşemi eski bir öğrencime Araz Arslanlı’ya bırakacağım. Arslanlı, ASAM’da çalıştıktan sonra Bakü’ye döndü. Kafkasya Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin başkanlığını yapıyor. Arslanlı, Aliyev iktidarını hiç desteklemedi. Seçimlerde milletvekili adayı oldu. Ailesine ve çevresine adaylıktan çekilmesi için çok baskı yapıldı. Yeni Azerbaycan Partisi’ne yönelik eleştirilerine rağmen son süreçte Ankara ve Bakü’ye kurulmak istenen tuzağı görüyor ve Türkiye’de de bazılarının görmesini istiyor.
“Ermeni açılımı” sürecinde Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan üçgeninde(özellikle Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde) değişen tablo 2010 sonu ve 2011 boyunca atılan olumlu adımlarla hak ettiği seyre dönmek üzereydi ki, yine Ermeni meselesi klasik rolünü yerine getirmeye başladı. Fransa’nın yasakçı zihniyeti yasalaştırma girişimi her nedense bazı Türk basın yayın kuruluşlarında Fransa’dan ve Fransa’daki (aynı zamanda dünyanın dört bir yanındaki) bu tür girişimlerin başlıca kaynaklarından olan Ermeni etkeninden çok başka ülke ve düşüncelerin hedefe alınmasına neden oldu. Bir yandan “Türkiye eğer Ermeni iddialarına doğru yanıt verseymiş, onları tanısaymış ve Ermenistan’ın şartlarını karşılasaymış, bu tür kararlara hedef olmazmış” iddiaları dile getirilirken, diğer yandan Azerbaycan’ın Fransa’ya “yeterli tepkiyi göstermediği” ileri sürüldü. Böylece “Türkiye-Azerbaycan ilişkileri bozulurken, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin gelişebileceği, zaten bunun için yeterli nedenin artık mevcut olduğu” havası oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Sözde soykırım iddialarının ne kadar yalan olduğunu görüyorsak, bu son iddiaların da onlardan geri kalmadığı ortadadır. “Soykırım” yalanı tıpkı 20. yüzyılın başlarında yaşananlar gibi yayılmacılık politikasının, aşırı iddiaların ve emperyalizmin ortaklaşa ürünüdür. Sahte belgelerden farklı olarak 1. Dünya Savaşı şartlarında kimlerin kimleri hangi iddialar ve vaatlerle tahrik ettiği, kimlerin kimlere kıyım yaptığı canlı şahitlerin ifadeleriyle onaylanmıştır. Ve o ispatlanmış tarih Ermenileri de, yüz yıl geçmesine rağmen halen Ermenileri kendi maşası olarak gören güçleri de yalanlamaktadır.
Belki de en çok bundan kaynaklanıyor olacak ki, önceleri “Ermeni iddiaları neden tartışılmıyor” diye yaygara koparanlar, şimdi “Ermeni iddiaları neden tartışılıyor” diye yaygara koparıyorlar. Neymiş, “bu iddiaların tartışılması Ermenileri rencide ediyormuş”, “karşı tarafa da anlayış gösterilmesi gerekiyormuş”. Rencide olma duygusu sadece Ermenilere özgü bir şey mi? Kendilerine en ufak hakaretimsi ifadeyi dava konusu eden yazarlar, neden Türk milleti hakaret konusu olunca bir yandan anlayıştan bahsederler, diğer yandan da bu hakaretlere itirazın karşı tarafı rencide edebileceğini iddia ederler?
Son gelişmelere baktığımızda Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin olumlu seyrinden memnun olmayan ve Türkiye’yi Ermenistan karşısında tek taraflı tavizlere zorlamak isteyen kesimlerin hiçbir fırsatı boş geçmediklerini görmekteyiz. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı, parlamento, Dışişleri Bakanlığı, sivil toplum kuruluşları, aydınlar, bilim adamları, medya ve diğer düzeylerde konuya ilişkin tepkisini dile getirmiştir. Ama buna rağmen Azerbaycan’ın Fransa’ya tepkisini yeterli görmeyenler ve eleştirenler olabilir. Bu çok doğaldır. Zaten Türkiye’nin tepkisi için de daha ağır ifadeler kullanılmıyor mu? Genelde süreklilik ve çok boyutluluk arz etmediği, sanki o gün için kendi iç kamuoyunu tatmin etmeye yönelik olduğu ifade edilmiyor mu? Her ülkenin bu tür durumlarda yapabilecekleri bellidir. Beklentilerin her zaman karşılanamaması da doğaldır. Fakat her gelişmeden Azerbaycan ile Türkiye’nin arasını açmak için yararlanmaya çalışma girişimleri hoş değildir.
Zaten Türkiye’ye “Karabağ sorunu sizinle yakın ilişki kurmamıza engel oluyor, aslında Azerbaycan aradan çekilse daha iyi anlaşırız”, Azerbaycan’a ise “asıl sorun Türkiye ile zamanında onlar bizi katlettiler, topraklarımızdan sürdüler, biz de mecburen yeni yurt edinmek için Azerbaycan topraklarına yerleştik, yani sorunun kaynağı Türkiye, siz sadece onun tarihi politikalarının mağdurusunuz” tarzında yaklaşan Ermeni fırsatçılığı anlaşılabilir. Fakat Türkiye ve Azerbaycan 2010 sonlarında ve 2011’de attığı adımlarla ilişkileri bu düzeye taşımışken bu fırsatçılara neden meydan verildiğini anlamak zordur.
Son yayınlar muhtemel protokoller senaryosu için yapılan ön hazırlığı da akıllara getiriyor ve KKTC’nin tanınması ve diğer konulardan bahane olarak yararlanma alışkanlığıyla yine karşılaşacağımızı da gösteriyor. Tabii ki, KKTC konusunda Azerbaycan’dan haklı beklentiler mevcut olabilir. Ama Azerbaycan’ın da koşullarını bilerek ve anlayış göstererek. Tıpkı Ermenistan Azerbaycan topraklarını işgal ederken Bakü’de Türkiye’den olan beklentiler gibi. Beklentilerin her zaman karşılanamamasının ülkelerin sorunları ve olanaklarıyla ilişkisi olduğu kadar üçüncü ülkelerin etkisiyle de ilişkili olabileceği dikkate alınmalıdır. Aşırı beklenti stratejisinin ilişkiler açısından risk oluşturduğu gözden kaçırılmamalıdır.
Türkiye ile Rusya arasındaki son Strateji Planlama Konseyi Toplantısı sonrasında yayınlanan ortak bildiride diğer bölgelerdeki sorunlardan bahsedilirken toprak bütünlüğü ilkesi vurgulandığı halde genel olarak Kafkasya’daki sorunlardan bahsedilen 25.,  direkt Karabağ sorunundan bahsedilen 26. maddede “toprak bütünlüğü” nün hatırlatılması gereği duyulmamıştır.  Hem de Türkiye’nin ve Rusya’nın ister Azerbaycan ile olan ilişkileri, isterse de genel olarak toprak bütünlüğüne verdikleri önem nedeniyle tam tersine bunu özel olarak vurgulamaları beklendiği halde.
Toplumun tüm kesimlerini dikkate alarak karşılaştırıldığında Azerbaycan ile Türkiye’nin Fransa’ya tepkileri arasında çok az fark ya bulunur ya bulunmaz. Atılan adımlar da aynı şekilde. Hatta, bazılarına göre Azerbaycan daha çok alanı kapsayan bir tavır içerisindedir. Beklentiler karşılanmadığı için eleştiriler, öneriler de dile getirilebilir. Fakat bu iki ülkeyi hedefine alanları, gizli ve açık emel sahiplerini, işgalciyi, gerçek soykırımcıyı, sömürgeciyi bir kenara bırakıp sadece kardeşe saldırmak ne kadar mantıklıdır. Hırsızın hiç mi suçu yok?
ÜMİT ÖZDAĞ
 01 Şubat 2012
 haberiniz.com.tr