Neler oluyor?

Tahran’da gençler İngiltere Büyükelçiliği’ni bastı, altı kişiyi rehin aldı. Tıpkı 1979, devrim günlerindeki gibi. Rusya füze kalkanını açıktan hedef alıyor, İran da öyle. Hizbullah-İsrail arasında her an çatışmaya dönüşebilecek atış talimleri yapılıyor. Arap ülkeleri, Türkiye, ABD ve Avrupal? ülkelerin askeri yetkililerinin İskenderun’da, Ankara’da Suriye’ye askeri müdahale görüşmeleri yaptığı iddia ediliyor. Libyalı direnişçiler askeri imkanlarıyla birlikte Suriyeli muhaliflerle beraber hareket ediyor. Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e kadar bütün bölge, Suriye merkezli derin bir krizin içine sürüklendi bile. Suriye krizinin daha ne sürprizlere gebe olduğunu, bütün hesapları en ayrıntılarıyla yapanların bile öngörebildiğini sanmıyorum. Öyle görünüyor ki, Suriye cephesi açıldı. Açıldı ama “Arap Baharı”nın ulaştığı ülkelerden hiç birine benzemiyor. Bölgeyi etkisi altına alan fırtına, hangi ülkeyi etkisi altına almışsa o ülkede derin değişimlere yol açıyor, bizler de her ülkenin özel şartlarını ve gelişmelerini tartışıyorduk. Mısır öyleydi, Libya öyleydi, Yemen öyleydi ya da Tunus öyleydi. Fırtına Suriye’ye ulaştı. Bölgenin hemen bütün güçleri ve dışarıdan bölgeye yoğunlaşan hemen her ülke bu ülkeye yoğunlaştığı anda şartlar değişti. Bugüne kadar gördüklerimizin dışında, etkisi çok daha geniş bir durumla karşı karşıyayız. Suriye ile ilgili her girişim, ülke ölçeğinin çok ötesinde etkilere yol açacak, açıyor da. Arap Birliği’nin kararından sonra, aslında birkaç aydır devam eden ve önceden takvime bağlanmış gibi görünen müdahale adımlarının her birinden sonra bölgesel etki daha da güç kazanıyor. ABD, İngiltere, Fransa, Türkiye ve Arap ülkeleri Şam yönetimini devirme konusunda kararı çoktan vermişler. Açıktan söylemeseler de, “askeri müdahale” dahil bilenen her yöntemin uygulanacağını artık biliyoruz. BM Güvenlik Konseyi ya da klasik NATO operasyonu dışında, belki sadece Suriye’ye özgü bir müdahale şekli de denenebilir. Mesela; ABD ve Avrupa’nın desteğiyle, Arap gücü ile Türk silahlı kuvvetleri müdahalenin öncüsü olabilir. Bölgesel aktörler, ilk kez bölge içi bir gücü iktidardan alma yoluna gidiyorlar sanki.
Ama bölge güçlerinin buna gücü yetmeyebilir. Bu yüzden malum çevrelerin etkin katılımı, başlangıçta olmasa bile sonrasında zorunlu hale gelecektir. Peki Suriye müdahalesine karşı çıkacak güçler ne yapar? Rusya, savaş gemilerini bölgede tutuyor ve bu ülkede bir askeri üs bulunduruyor. Tek uçak gemisini de Suriye açıklarına göndereceği söyleniyor. Moskova’dan arka arkaya yapılan açıklamalarda, Şam yönetimini savunma konusunda kararlı oldukları vurgusu yapılıyor. Suriye tartışmalarında dikkatler Moskova desteğine çevrilmiş durumda. Ancak, bundan önceki deneyimler, Moskova’nın en son noktada geri adım attığını, savunduğu ülkeleri yalnız bıraktığını gösterdi. Aynı durum Suriye için de söz konusu olabilir. İran ise kayıtsız şartsız Şam yönetimini destekleyecektir. Dün Tahran’da İngiltere Büyükelçiliği’nin işgali, 1979’da Amerikan elçiliğinin ele geçirilip 444 gün elinde tutan öğrencilerin eylemini hatırlattı. İngiltere’nin, 14 Kasım’da ABD ve Kanada’yla birlikte yeni bir yaptırım paketi uygulama kararı almasına öfkelenen Tahran’la Londra arasındaki kriz, hızla İran’ın Suriye tavrını belirleyecek bir havaya bürünebilir… Suriye’nin çözülme ihtimaline karşı İran’ın Irak’la güçlü askeri bağlar kurduğunu, Suriye’nin yerini alacak yeni bir “kalkan” inşa ettiğini söylemeye gerek yok sanırım. İran-Suriye-Hizbullah eksenine şimdi Irak da ekleniyor. Her ne kadar Şam’ı son noktaya kadar savunma kararlılığında olsa da Tahran’ın; kendi krizini yönetemeyecek duruma geldiği anda Suriye konusunda gevşeyeceği hesap ediliyor.
Libya’nın Suriye muhalefetine silah aktarmasından, Libya ve Suriyeli komutanların görüşmesinden, Batılı ülkelerle Arap ülkeleri ve Türkiye’den askeri birimlerin müdahale toplantıları yaptığı iddiasına kadar, onlarca gelişme, önümüzdeki günlerde Suriye’de çok ciddi gelişmeler yaşanacağının habercisi.
Tekrar söyleyelim; karar verilmiş ve nihai uygulama için atılması gereken adımlar atılıyor, belirlenen aşamalar gerçekleşiyor. Dolayısıyla, son noktada ne olacağı artık herkesin malumu. Suriye olayı, bundan önceki gördüklerimize hiç benzemeyecek. Libya’ya bile benzemeyecek. Akdeniz’den hatta Kızıldeniz’den Basra Körfezi’ne kadar her karış toprağı ciddi biçimde etkileyecek. Fay hatları belki de yeni kırılıyor ya da depremin en şiddetlisiyle yeni karşılaşacağız… Korkumuz Şam’a bombaların yağmasıydı hep.. Müdahaleyi yapacak olanlar bunu istemiyor. Ancak müdahale başladıktan sonra kim bunu engelleyebilecek…

İbrahim Karagül

01 Aralık 2011

kafkassam-merkez.com