Ermeni Stratejisi Yeniden “Kürtlere” Yönelecek!

Geçtiğimiz haftalarda, Ermeni siyaset bilimci Levon Şirinyan’ın Türkiye’ye dönük sözde soykırım başta olmak üzere çeşitli konularda yaptığı açıklamalar dikkat çekmişti.
Rus Regnum ajansına yansıyan açıklamaların en önemli ve ilginç kısmı, Ermeni milletine ve devletine yol gösterirken kullandığı “bu haliyle Türkiye’den bir şey koparmamız neredeyse imkansız, bu nedenle tarihte bize düşmanlık etmiş olan Kürtlerle ilişkilere yönelmek zorundayız” ifadeleridir.
Aslında bunları okuyan her bir Kürt, yaşadığı coğrafyanın neden ve nasıl onlarca yıldır kanlı bir çatışmanın mekanı haline getirildiği konusunda sağlıklı bir veriye sahip olacaktır. Ancak ne yazık ki, Türkiye’den toprak koparmak hevesinden bir gün olsun caymamış hastalıklı ruh haline sahip olan bir kısım Ermenilerin bu açık sözlülüğü dahi, körü körüne Kürtçülüğün sağır ettiği kulaklar tarafından duyulmuyor.
Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Kafkaslar’da Ermeni mezalimini ağırlıklı olarak Türkmen ve Kürt ahalileri yaşamıştır. Ermeni Daşnak komita faaliyetlerine de en sıkı direnişi bu bölgeler vermiştir. Elbette bütün bu facialı yıllarda karşılıklı öldürme fiilleri de yaşanmış, acılar acıları doğurmuştur. İşin bu acı insani boyutu bir tarafa, Ermeniler kendilerine bir yurt verilmesi konusu gündeme geldiğinde Anadolu’yu yedi parçaya bölenlerin, kendileri için ayırdıklarını zannettikleri epeyce vilayeti sözde Kürdistan’a hazırladıklarını görünce pek bir hayal kırıklığına uğramışlardır. Ancak Türk milletinin birlik-beraberliği ile bu da olmamış, Doğu ve Güneydoğu Anadolu milli bütünlük içinde kalmış, Ermeniler ise Gümrü ve İrevan hanlıklarının tarihi topraklarında kendilerine Rusya tarafından tahsis edilen yeni devletlerine rıza göstermişlerdir.
Şirinyan’ın sözlerini bütün bu tarihi süreçle okumalıyız. Şirinyan, Kürt ve Ermeni toplumlarının ilişkisinin sorunlarından bahsederken kısa geçip sözü birden işbirliğine getiriyor. Bu da bizlere 1980’lerin ortasında ASALA’nın Orly baskını ile dünya kamuoyunda iflas etmesinden hemen sonra hızla parlayan PKK terörünü çağrıştırıyor.
Bilindiği gibi PKK eylemlerinde son zamanlarda ciddi bir artış var. Eylemlerin, saldırıların, pusuların coğrafyasına bakılıp bu işte Suriye üzerinde yoğunlaşılıyor. Bu da çok yanlış değil ancak Suriye’nin (ve Lübnan’ın) 1980’lerin o karanlık yıllarında hem ASALA hem PKK toplantılarına ev sahipliği yapmış olduğu ve bunun için hala geçerli zeminlerin varlığını koruduğu unutulmamalıdır.
Sadece Şirinyan’ın sözleri değil, geçtiğimiz günlerde katıldığım Uluslararası İnsani Güvenlik Konferansı’nda sunulan bir bildiri de bana bu bağlantıyı yeniden hatırlattı. Bildirinin başlığı en az içeriği kadar özensizdi. “Belirsiz geçmiş, belirsiz gelecek ve belirsiz bugün: Iğdır ilinde Sosyal bağlılık ve çatışma”. Ne alakası olduğunu bir türlü anlayamadım ama sunumu oldukça tecrübesiz ve metodolojiden mahrum bir İtalyan genç gerçekleştirdi. Iğdır ilinin içinde var olduğunu iddia ettiği bir etnik ayrımı haritalaştırıp o haritanın sunum boyunca panoda kalmasını sağladı.
İnsanların Kürtler ve Azeriler olarak bölünmüş olduklarını ve birbirlerindenm alışveriş etmediklerini, birbirlerinin okuluna, kahvesine gitmediklerini iddia etti. Bu sözleri ciddiye almak ağırıma gitmiş olsa da kendisine bütün hazirun önünde çalışmasının gerçeği yansıtmadığını, metodunun bulunmadığını ve bölgeyi yüzeysel ele aldığını söyledikten sonra “bu konuyu neden ve nasıl seçtiğini” sordum. Tatmin edici bir cevap alamamak beni endişelendirdi. Ülkemizin hangi kritik, hangi hassas noktasıyla kimler meşgul oluyor? Bütün bunlardan yeni bir sosyal çatışma, yeni bir etnik kavga çıkarmak için altyapı faaliyetleri yeni bir aşamaya mı taşınmış? Diye düşünmekten kendimi alı koyamadım.
Bu noktada Ermenistan’ın yeniden Kürtlere yönelmesi meselesi günde geliyor. Avrupa başkentlerinde terörü protesto eden Türkler, terör örgütü mensuplarının fiili hedefi haline geliyorlar. Ermenistan ise Türkiye ile ilişkilerinde bir türlü istediklerini hayata geçiremiyor. Hatta kendi iç karışıklıkları çoğu kez dışarıdaki meşguliyetine mani oluyor. Bu bakımdan Avrupa diasporası ile Ermeni-PKK ilişkilerini harekete geçirmek noktasında yeni bir karar alınmış olabilir. Türkiye’de teröre karşı birlik-beraberlik ve etnik değil milli kimlik vurgusu güçlenmezse, farklı etnik özellikler taşıyan muhtelif kitlelerin bir arada yaşadığı şehirlerde kirli oyunlar tezgâhlanabilir.
İnşallah olmaz ancak olursa, elbette o zaman da bunları yazdığımızı ve dikkat çektiğimizi hatırlatacağız. O zaman da bütün bunları Ermeni veya Kürt karşıtlığı gibi takdim edenler, ya da kurgusal bir birliktelikten bahsedip gerçekleri gizlemeye çalıştığımızı iddia edenler olacak. Ancak tarihin tekerrürü yeni bir keşif değil.

Dr. Yalçın SARIKAYA, Karadeniz Stratejik Araştırma ve Uygulama Merkezi (KARASAM) Müdürü

o Kasım 2011

kafkassam-merkez.com