Kardaş Kömeği! Yeniden!

Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi’ni bilir misiniz? Peki ya Zeynelabidin Tağıyef’i?

Van’daki depremi endişe ile takip ederken, bültenlerin alt yazıyla geçtiği “ilk yardım Azerbaycan’dan geldi!” haberini duyduğunuzda bilmiyorduysanız lütfen şimdi öğrenin. “Bir millet iki devlet” meselesinin bir slogandan ibaret olmadığını, tarihi ve güncel boyutlarıyla ancak bu şekilde idrak edebilirsiniz.

1905’te nizamnamesini kabul ve ilan eden Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi Kafkasya’nın genelinde, zor yılların yardım eli olacaktır. Hacı Zeynelabidin Tağıyef, Hasan Bey Melikov, Ali Merdan Topçubaşı, Ahmed Bey Ağayef, Hüseyinzade Ali Bey, İsa Bey Hacınski ve diğerleri…

Bu isimleri ve faaliyetlerini biraz okuyup da gururlanmayacak Azerbaycanlı da olmaz, Türk de. Zira bu isimler bir taraftan ülkelerinin siyasal durumu ile ilgili faaliyet içinde iken, diğer taraftan hem edebiyat hayatını yaşatmakta (Hayat ve Kaspi dergileri gibi), hem hayır ve yardım faaliyetleri organize etmekte, hem de ekonomik faaliyet yürütmekteydiler. Onların; ihtilallerin, savaşların, barışların, katliamların, açlıkların ve nice felaketin en yoğun olduğu yüzyılın ilk 20 yılındaki bu enerjileri, muhakkak bir milleti diri tutan gerçek ruh idi.

Şu ferasete bakar mısınız?

Aşağıdaki maddeler, Tağıyef’in İstanbul’a gönderdiği (1907) temsilcisi Talibzade Yusuf Efendi’nin kendi hareketlerinin esaslarına ilişkin çok kritik notlarındandır:

1.Şimdiye kadar Kafkasya Türkleri yazışmalarında hep Farsça’yı kullanmışlardır. Bundan sonra Farsça’nın yerine anadilimiz olan Türkçe’nin kullanılması ve geliştirilmesi,

2.Bilimum mektep kitaplarımızın Osmanlı Türkçesi ile yazılması,

3.Mekteplerimizin programının Osmanlı Maarif programına göre yapılması,

4.Merkezi idaresi Bulgaristan’ın Varna şehri ile İran’ın Urumiye şehirlerinde bulunan “Ermeni-Amerikan ve Ermeni-Protestan Komite-i Muzırrası’nın Kafkasya ve Azerbaycan Türklerini hilafet makamına bağlılıktan ve mukaddes gaye olan İslam ittihadından uzaklaştırmak için Arapça, Türkçe, Farsça ve Kürtçeye vakıf olan Ermeniler tarafından Kafkasya’ya zararlı neşriyatlar sokulmaktadır. Bunları bir an önce tesirsiz hale getirmek ve Kafkasya Müslümanlarını etkilemelerini önlemek için karşı neşriyatta bulunmak,

5.İran’a, Mısır’a ve Avrupa’ya firar edip, oralarda tutunamayarak Kafkasya’ya dönmek isteyenlere izin verilmemesi,

6.Mektep müdürleri ve öğretmenlerin Osmanlı Hükümetinin de uygun görmesi ile İstanbul’dan tedarik edilmesi,

7.Dini kitapların tefsirleri, peygamberimizin hadisleri, ahlaki kitaplar ve bu konulardaki yararlı tamimlerin yayınlanması.

Cemiyet’in Osmanlı hükümeti ile bu ilk temasları, zor yıllar için iyi bir alt yapıyı oluşturdu. Rusya’nın Kafkasya’yı kesin hakimiyeti altına almak için kullandığı Ermeni kartı karşısında, Müslüman ahalinin esas dayanağı olacak bütün teşkilatlarda bu bağ ve şuur asıl rolü oynadı. Ancak maalesef Birinci Dünya Savaşı Türk’ün aleyhine sonuçlandı. Özellikle Kafkas cephesindeki mağlubiyet, bu cemiyetin boyunu aşacak büyüklükte bir ölüm-kalım meselesi yaratmıştı.

İşgal ve Katliamlar…

Ruslar, bundan sonra, Kuzeydoğu Anadolu’dan başlamak ve aşağıya doğru Ermenileri daha fazla kullanmak suretiyle büyük bir mezalime imza atışlardır. Bu mezalim ilerleyen aylarda net bir Ermeni zulmüne dönüşmüş, Doğu Anadolu vilayetlerinin Müslüman ahalisi (Türkmeni, Kürdü aynı şiddetle) insanlığın az şahit olduğu facialı katliamlara maruz bırakılmıştır.

İşte depremle sarsılan Van’ımız da bu zulümlerin en büyüklerini yaşamıştır. Adilcevaz, Saray, Erciş, Zeve, Molla Kasım, Şeyh Ayne, Zorova, Doğu Beyazıt (O zaman Beyazid), Kömüs, Kozluca, Muradiye… Ermeni vahşet çetelerince, taş taş üstünde kalmayacak biçimde yakılıp yıkılan bu yerlerde, binlerce insan kılıçtan geçirilmiş, kadınlara ve kızlara tecavüz edilmiş, insanların bakar gözleri oyulmuş, derileri soyulmuştur.

İşte o kapkara günlerde, bin bir meşakkat içinde, Moskova’nın türlü baskılarından ve takibatından sıyrılarak bütün bir Müslüman ahaliye yardım etmek de sadece bu Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi’ne nasip olmuştur.

Van-Muş-Bitlis Müslüman ahalisinin kuzeye, Sürmeli bölgesine doğru kaçabilenlerine Azerbaycan’ın bu cemiyeti yardım edebilmiştir. Cemiyetin yardım komitesi, başta Diyadin ve Bayezid olmak üzere Muş, Van, Erciş Müslümanlarının çok kötü durumda oldukları haberleri üzerine Ahmed Bey Bibinov öncülüğünde yardım faaliyetine başlayıp acil giyecek ve erzak ihtiyaçlarını temin etmiştir. 1917 yılı sonuna kadar bu acil yardımı sürdüren Cemiyet, bütün bunları Rusya’nın tepkisini çekmeden hatta onun izniyle yaptığından ne denli zor bir durumda olduğunu anlamak herhalde mümkündür. Bu yardımlar sadece Doğu Anadolu ile sınırlı değildi. Karadeniz kıyılarından Erzincan iline kadar uzanan bütün bir işgal coğrafyasında adeta bu kardeş eli hissediliyordu.

Ancak bugün bu yardımları hatırlamamıza Erciş ve Van vesile oldu. Böyle acı vesilelerin olması üzücü de olsa, “kardaşlık hukuku” asla unutulmamalıdır.

Türkiye’nin haber ajanslarında “İlk destek Bakü’den” manşetleri görmek böyle buruk bir sevinç ve gurur veriyor bize. Teşekkürler Azerbaycan!

Dr. Yalçın SARIKAYA, Karadeniz Stratejik Araştırma ve Uygulama Merkezi (KARASAM) Müdürü

24 Ekim 2011

1news.com.tr