Günlük arşivler: 31 Ağustos 2011

Güney Azerbaycan Bir Batı Projesi Olabilir mi?

Bazı arkadaşlarımın ağızlarından bu lafı, son zamanlarda çokça duyar oldum. “Güney Azerbaycan’daki Türklük uyanışı bir batı projesidir” Evet, maalesef bazılarımız, Amerika’nın İran’ı, ülkenin kuzeyinde yaşayan 40 milyona yakın Türk’ü kullanarak bölmeye çalıştığına fena halde inanmış durumda. Peki, bu düşünce ne kadar sağlam temellere dayanıyor? Gerçek olabilir mi? Tabii ki hayır.  Bunu iki temel sacayağına oturtabiliriz.İlk sacayağı İran Türklerinin tarihini iyi bilmekle alakalıdır. İran adlanan coğrafya henüz Amerika diye bir kıta bulunmamışken zaten Türklerin idaresinde olan ve yüzyıllar boyu Türk Milletine ev sahipliği yapmış bir coğrafyadır. Bu yüzden İran’ın Türklerin olduğunu haykırmak için Amerika ile anlaşmaya gerek yoktur. Amerika yokken bizim olan bir şeyin, bugün de bizim olduğunu söylemenin Amerika ile Batı Dünyası ile beraber çalışmak şeklinde algılanması yanlışında ötesinde bir saçmalıktır.Meselenin ikinci sacayağı ise, İran’ın yıllardır Türklere yaptıkları zulümlerin hiçbir şekilde Batı Dünyasında bir yankı uyandırmadığı ve aslında zulme uğrayan Türk olduğu için hoşlarına bile gittiği gerçeğidir. Madem Batı, Türklerin İran’ı bölmesine bu kadar meraklıdır, neden Elçibey’in iktidardan gitmesine göz yummuştur diye sormak lazım gelir? Batı’nın İran Coğrafyası üzerinde bir Türk planı olsaydı Elçibey’in iktidardan gitmesine göz yumar mıydı? Zira Ebulfez Elçibey, İran’a nota vererek Tebriz’in Kuzey Azerbaycan’la birleşmesi gerektiğini ve bunun tarihi bir zorunluluk olduğunu resmi ağızdan belirtiyordu.Esasen Batı’nın hiçbir şekilde, hiçbir zaman Türklerle ilgili olumlu, Türklerin lehine bir düşüncesinin olması imkânsızdır. Meselenin bir boyutu daha vardır ki ben arkadaşlarımızı bu boyutu da düşünmeye davet ediyorum. İran’da bugün hapiste yatan, suçu cezası belli olmayan, mahkeme tarihi belli olmayan ve zulme uğrayan binlerce Türk için Batı dünyası İran’a kaç gözlemci göndermiş ve kaç nota vermiştir? Kaç tane insan hakları kuruluşu, kaç defa Güney Azerbaycan’ı ziyaret etmiş, Batı’nın, Amerika’nın kaç şehrinde kaç tane gösteri düzenlenmiştir?Şunu çok iyi bilmeliyiz. Konu ne olursa olsun. Ruslar, Farslar, Araplar vs vs. hangi millet olursa olsun tarih boyunca Batı, Türklerin karşısında duran milleti desteklemiş ve Türk’e karşı cephe almıştır. 1. Dünya Savaşında Osmanlı Devleti Almanya ile ittifak halinde olmasına rağmen, kutsal topraklar İngilizlerin eline geçtiğinde Almanya’da bütün kliseler toplu halde çanlarını çalarak bunu kutlamışlardır. Batı ile ilişkilerimiz her zaman o çan seslerinin ürpertisi içinde gerçekleşmiş ve Batı Türk kanına asla doymamıştır.Diyarbakır’ın, Hakkâri’nin, Şırnak’ın Edirne ile İstanbul ile Ankara ile birliğini Tebriz’in yıkılmışlığı ve mazlumluğunda aramak yersizdir. Zira bugün Diyarbakır demokratik özerkliğini ilan etmiştir ama Tebriz hala İran’ın elinde esirdir.

İran ile neden bir arada olmalıyız? Bu İran değil midir yıllarca PKK’yı besleyen, Irak ile savaşta en ön cepheye Türkleri süren, bütün nükleer başlıklı füzeleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti topraklarına çevrilmiş bekleyen ve düşman dediğimiz Ermenistan’ı insani ve ekonomik yardımlarla ayakta tutan ve daha geçen yıl meclis başkanı tarafından soykırımı tanımamız salık verilen.

Bu İran’ın bütünlüğü ile Türkiye’nin bütünlüğünün asla ve asla alakası yoktur. Her coğrafya kendine has özellikleri içinde barındırır ve bu özellikler o coğrafyanın kaderini belirlerler. Yarın hak yerini bulup İran coğrafyası Türkler tarafından yönetilmeye başlandığında onların karşısına hangi yüzle çıkacaksınız?

Tam sürekli altımızı oyan İran Coğrafyasındaki Fars Devletinin yerine hemen yanı başımızda bir Türk devletinin kurulması çıkarlarımız için daha öncelikli ve gereklidir. En azından bu Türk Devleti, İran gibi dağlara taşları bombalayıp PKK ile mücadele ediyorum yalanları yerine gerçekten canıyla, kanıyla Türk Milletinin yanında her savaşa girecektir.

Amerika; Rusya, İran ve Çin ile düşman diye biz düşmanlıklarımızdan vaz mı geçelim?  Yere batsın o İran’ın toprak bütünlüğü. Bizi iki şey ilgilendirir: Birincisi Türkiye’nin toprak bütünlüğün sağlanması ve bu bütünlüğün TURAN coğrafyasını yavaş yavaş sarması. İkincisi kalıcı birleşmenin sağlanabilmesi için, TURAN coğrafyasının düşmanlardan ve Türk Birliğinden çekinen unsurlardan temizlenmesi.

Elçibey diyordu ki: Turan’ın yolu, Azerbaycan’ın birleşmesinden geçer. Birleşmiş ve güçlü bir Azerbaycan’ın bu bölgede Türkiye’nin toprak bütünlüğünü sağlamada İran’dan daha faydalı olacağını belirtmekte ve hatırlatmakta yarar görüyorum… Tüm kudretiyle: TANRI TÜRK’Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN!

ŞEVKET TALHA APUHAN
28 Ağustos 2011
Reklamlar

Tebriz düşerse, Ankara düşer ! Urmu Düşerse…

Fars şovenizminin Güney Azerbaycan Türkleri üzerine uyguladığı baskı ve zulüm, yerini uzun vadeli bir sürgün projesine dönüştürdü.  Güney Azerbaycan’ın milli şuuru ve direnci yüksek, 40 milyona yaklaşan nüfusunu toplu şekilde karşısına almaktan çekinen faşist Fars yönetimi, bölgede yaşayan Türkleri uzun vadede sürgün ettirecek, yok edecek bir projeyi devreye soktu. Van Gölü’ne 147 km uzaklıkta, Güney Azerbaycan Türkiye sınırına yakın bir bölgede yer alan Urmu –tuz- Gölü’nün yüzde 60’ını göle giden su yollarını tıkayıp , üzerinde baraj vb faaliyetler yaparak kurutan İran, geriye kalan yüzde 40’lık bölümü de kurutmak için çalışmalarına hız kazandırdı. Bir tuz gölü olan Urmu’nun kuruması demek; bölgedeki bütün tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin bitmesi, tuz fırtınaları, tuz kasırgaları, tuz tsunamileri ile yaşanmaz bir coğrafyanın ortaya çıkması demektir…

Urmu ve çevresindeki şehirlerde yaşayan 15 milyona yakın Türk’ün üzerinde resmen “doğal atom bombası” diyebileceğimiz bir felaket çökmüştür. Bu felaket uzun vadede Türkiye’nin Güney Azerbaycan sınırlarınıda vuracaktır. Tuz çölüne dönecek alanda ot dahi bitmeyecek, milyonlarca Türk açlık ve “doğal soykırımla” başbaşa kalacaktır !

Onlarca yıldır fars zulmü altında, dilinden ve demokratik haklarından yoksun olarak yaşayan Güney Azerbaycan Türkleri; geçmiş dönemdeki baskı ve hakaretler karşısında nasıl ki uyanış sergilemişlerse, Urmu’nun kurutulması çalışmaları karşısında yine büyük bir uyanıklık göstererek direniş başlatmışlardır.

Bölgede başlayan direniş hareketi, daha önceki bağımsızlık ayaklanmalrında olduğu gibi basınımız tarafından örtbas edilmekte, İran’da herşey yolundaymış gibi gösterilmektedir. Buna mukabil, “esir Türkler” konusunda neredeyse 60 senedir mücadele veren Türk Milliyetçileri’ne ise Güney Azerbaycan davasına destek vermemeleri için psikolojik operasyon yapılmakta, bunun “bir ABD projesi” olduğu kara propagandası işletilmektedir. İşte tam bu noktada şunu sormak gerekir; eğer Güney Azerbaycan Bağımsızlık hareketi bir ABD – BOP projesi ise , Mısır’da, Libya’da, Suriye’de , Ürdün’de açıkça “muhalifleri” destekleyen ABD, Avrupa ve Türkiye basını ve hükümetleri neden konu Güney Azerbaycan’ın muhalefetine geldiğinde Fars Faşizminin tarafını tutmaktadırlar ?! Bütün bu ülkelerde yönetimleri karşılarına alan bu çevreler, mesele Tahran’ın düşmesi olunca, neden susmaktadırlar ve taraf olmamaktadırlar ?

Aynı soruyu Urumçi ve Kerkük içinde sormak mümkündür. Zulüm altında ezilen hiç bir Türk ili ve topluluğu Türkiye hükümetleri ve Dünya kamuoyundan gereken desteği almamaktadır. Dünya devletleri kendi aralarında hakimiyet mücadelesi verirken, bu hakimiyet mücadelesinde Türkleri kendilerine eş edinip, onların hür olmalarını sağlayacak hiç bir noktada birbirlerine düşmemektedirler. Bu, dünya milletleri arasında Türk’ün esir olarak tutulması noktasında bir bilinçaltı veya açık mutabakatın varlığını da su yüzüne çıkarmaktadır.

Türkiye kamuoyunun “dış Türkler” meselesi ile ilgilenmeyen çoğunluğunu bir tarafa bırakırsak, bu konu ile yakinen ilgilenen ciddi bir “milliyetçi” tabanın varlığını “es geçmeyen” kesimler, bu tabanın etki sahasını iyi bildikleri için, bilhassa onları “aldatabilecekleri” argümanları özenle seçmektedirler.
Milli duyarlığı yüksek kesimlerin zihinleri, yine sözde “milli” söylemlerle ele geçirilmeye çalışılmaktadır.
“Urumçi’de Uygur Türklüğünü desteklersek Çin’de Pkk’yı destekler.”
“Tebriz’de G. Azerbaycan Türklüğünü desteklersek İran’da Pkk’yı destekler.”
“Kerkük’te Türkmeneli Türklüğünü desteklersek, Irak’ta Pkk’yı destekler.”
“Gümilcine’de Trakya Türklüğünü desteklersek, Yunanistan Pkk’yı destekler.” gibi;
ülkemizdeki “TATLI SU MİLLİYETÇİLERİNİN” uyutulması maksadıyla uydurulmuş, Türk’ü pısırıklığa ve miskinliğe iten, Türk’ü kandaşını satmaya alıştıran şerefsizce inanışlarla millietimizin bilinçaltı yıkanmaktadır.

Dün Kerkük’te “Türkmenleri desteklersek, Türkmeneli devletinin kurulmasını istersek, birileri de çıkar Türkiye’nin güney doğusunda Kürdistan kurmak ister” propagandası ile Kerkük’lü soydaşımızı Barzani önderliğindeki Kürt faşizmine yem edenler; bugün aynı propaganda ile Tebriz’i Fars faşizmine yem etmeye çalışmaktadır.  Kerkük’ü ele geçiren Barzani, bugün meclise girecek güneydoğulu vekillere referans olmakta, bölgedeki aşiretleri kontorlü altında toplamaktadır. Bugün güney doğuda artan terörün en büyük finansörü, Irak’ta kurulmasına göz yumulan işgalci Kürdistan Özerk Yönetimi’dir !

Unutmayın:

Kerkük düştü, Diyarbakır’da birileri sözde özerlik ilan etti !
Tebriz düşerse Ankara düşer !

Diğer taraftan, Türk Birliği’nin ve Turan’ın kara sınırlarının bütünleşmesi yalnızca Güney Azerbaycan’ın bağımsızlığı ile mümkünse; Urmu’da kurutulmak istenen, yalnızca bir göl değil; TÜRK’ÜN TURAN ÜLKÜSÜDÜR !

Urmu kurursa…

 

Erhan Özhan,

30 Ağustos 2011

www.haberiniz.com

Türkiye’deki Türk Milliyetçileri Nerede Hata Yapıyorlar?

Son yıllarda Türk milletçilerinin Güney Azerbaycanlılara yönelik tutumlarında ciddi değişiklikler yaşanıyor; Bu değişimi Güney Azerbaycan Milli Hareketine dönük husumet olarak da yorumlayabiliriz. Açık söylemeseler de Güney Azerbaycan’ı CİA ve Batı projesi gibi görüyorlar. Türk milliyetçileri içinde bu bakışın varlığını kanıtlamaya gerek yok. Türk milliyetçilerinden kiminle konuşursanız böyle düşündüğünü görürsünüz. Türk Ocak’larından MHP’ye kadar geniş yelpazede görüştüğüm insanların böyle düşündüklerini gördüm.

Öncelikle şunu belirtmem gerekiyor ki, Güney Azerbaycan Milli Hareketi Türk milliyetçi sayılabilecek bir siyasi hareket. Oradaki insanlar “ben Türk’üm ve Türlüğümü yaşamak istiyorum” diyerek hapse giriyor, işkence oluyor, hayat düzenleri altüst oluyor. O insanların mücadelesinin tek gayesi Türk olarak gururlu, onurlu, özgür ve bağımsız yaşamak. Güney Azerbaycan’da Türk milliyetçiliğinin belirleyici siyasi hareket olması Türk dünyası açısından tarihi bir fırsat. Neden?

İran Türkiye’den sonra en fazla Türk’ün yaşadığı ülkedir. Fars milliyetçiliği hâkimiyeti nedeniyle bu Türklerin altın köprüsü Türk dünyasını kılıç gibi ortadan kesmiş. Türk dünyasını coğrafi bütünlüğünü İran’daki Fars milliyetçiliği bozmuş. Türkiye ve Türk dünyası arasında Fars milliyetçi adından bir engel oluşturulmuş. Ele buna göre açık yüreklilikle söyleyebilirim ki, Türk dünyasına giden yol Güney Azerbaycan’dan geçer. Turan’a giden yol Güney Azerbaycan’dan geçer. Türkler İran’daki Fars milliyetçiliği devletinden kurtulmadıkça Türk dünyasına kolayca ulaşamazlar. Bugün Türkiye çok ciddi baskılar altında. Türkiye karşılaştığı bu jeopolitik kuşatmadan çıkmak istiyorsa Türk dünyasına yol bulmalı. İran’da Fars milliyetçiliği hâkimiyeti sürdükçe Türkiye şu andaki karşılaştığı jeopolitik kuşatmadan çıkması çok zor.

Anadolu Türkleri İran’da yaşayan Türklerden daha önce milli bilince vardılar ve milli devletlerini kurdular. İran’daki Türkler yüzyıllar boyunca Şiilik, Farslık ve İranlılık aşkıyla yanıp tutuştular; böylece hem kendilerini yaktılar hem de Türk dünyasının birlikteliğini engellediler. Şimdi Güney Azerbaycanlılar tarihi gafletten uyanmışlar ve milli kimliklerinin farkına varmışlar. Güney Azerbaycanlıların milli uyanışı büyük tarihi fırsat. Biz yüzyıllar boyunca bu tarihi fırsatı bekledik. Bizler bin yıllar sonra birlikte olabileceğimiz koşulu yakaladık. Bizler Osmanlı-Safevi kavgasını çoktan aştık; bizler Türk’üz dedik. Güney Azerbaycanlılar bu tarihi dönüşüm geçirirken, teessüfle  şimdi Türkiye’deki Türk milliyetçileri bu fırsatı değerlendirmek istemiyorlar. Güney Azerbaycan Milli hareketinden Batı projesi diye uzak duruyorlar. Bin yıllar özlemini duyduğumuz ve beklediğimiz fırsat doğmuşken onu kendi ellerimizle gömüyoruz şimdi.

Güney Azerbaycanlılar “ Haray haray men Türkem” sloganlarıyla sokaklarda gösteri düzenliyorlar; onlar “Bakı-tebriz-Ankara – bizler hara Fars hara” haykırışlarıyla Fars şovenizmine karşı isyan ediyorlar. Bu isteklerin ve sloganların Batıyla ne alakası var? Batının desteklediğini iddia ediyorlarsa ispat etsinler. Batı destekliyorsa nasıl oluyor da milli hareket içindeki insanların gazete çıkaracak para bulamadıkları gözüküyor. Nasıl oluyor web site açacak kadar maddi olanakları yok. Nasıl destek ki, onun insanları para bulmak için gece gündüz inşaatlarda çalışıyorlar. Batı destekliyorlarsa nerede Para?. Batı destekliyorsa neden sesimizi hiç kimse duymuyor?. Batı destekliyorsa neden Batı medyası tam anlamıyla yüzümüze kapalı?. Batı destekliyorsa neden uluslararası kurumlar bizden mesafeli duruyorlar? Batı projesi olduğunu iddia edenler buyursunlar ispat etsinler. Batı destekliyorsa neden bu hareketin tribünü yok, televizyonu yok, gazetesi yok, dergisi yok. Neden? İşin ilginç tarafı odur ki, İran rejimi bizleri neyle suçluyorsa Türk milliyetçileri de aynı suçlamayı yapıyorlar. İran rejimi de bizleri MİT, CİA ve MOSSAD elemanları gibi gösteriyor.

“Türkiye’nin PKK/terör sorunu nedeniyle İran’la  iyi olmalı ve onunla birlikte hareket etmeli ve İran’ın iç işlerine karışmamalı” denildi. Yıllarca bu politika izlendi. Ne oldu? İran-Türkiye işbirliği PKK’yı bitirdi mi? Türk milliyetçilerinin bir bölümü sırf bu nedenle İran’daki Türklerden mesafeli durduğunu biliyorum. Yıllar sonra bu politikanın değerlendirme zamanı gelmedi mi?. Türk milliyetçileri PKK/terör nedeniyle içe kapanırken terör azalmadı; tam tersine büyüdü. Bunu bütün terör uzmanları biliyorlar ki, Türkiye PKK’ya karşı 90’lardaki askeri başarısını İran ile işbirliği içinde elde etmedi; O dönemde İran ve Suriye PKK’yı destekliyorlardı. Türk milliyetçileri bu sorunu içe kapanarak çözemezler. Neden? Çünkü tüm Batı Kürt milliyetçiliğini destekliyor. Türkiye bu jeopolitik baskıdan Türk dünyasına yönelmekle kurtulabilir. Bunun yolu Güney Azerbaycan’dan geçiyor. Kürt milliyetçilerinin “Büyük Kürdistan” hayali sadece Güney Azerbaycan üzerinden durdurulabilir. Güney Azerbaycan’daki Türk egemenliği Kürtçü yayılmacılığı engellediği gibi Türkiye’nin toprak bütünlüğünün de garantisi olabilir.

İran/ Fars milliyetçi rejimlerden Türklere dost olmaz. Bunu yüz yıllar boyu tecrübe etmişiz. PKK gibi kanlı terör örgütünü onlar başımız bela ettiler, şimdi de en büyük destekçileri yene onlar. Hani Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktu? Farslar ne zamandan beri Türklere dost oluverdiler? Ehmedinejad gibi köktenci Fars milliyetçisi nasıl oluyor da Türk dostu olarak görünüyor? İran’daki 35 milyon Türk’ün bütün haklarını gasp eden adam nasıl Türk dostu olabilir? Ehmedinejad Fars ırkını kutsallaştırmak peşinde; Fars milliyetçiliğini dinselleştirmek arayışında. Fars-Türk kardeşliği tarihi yanılgı. Türk-Fars kardeşliği yanılgısı yüzünden İran’daki Türkleri feda etmek telafisi olmayan hata. Şimdi Türk milliyetçileri Türk-fars stratejik ittifakından bahsediyorlar. Tarihi yanılgı üzerinde kurulan ittifakların sonu acı hüsranlara bitmiş.

İran’daki Türkler tarihsel olarak Türk milliyetçi düşünce hayatının önemli parçası. Anadolu Türk milliyetçilerinin zihniyetinde İran’daki Türkler “esir Türkler” kategorisine girmeseler de, ancak onlar hep dikkat merkezinde olmuşlar. Ziya Gökalp’tan Nihal Atsız’a, Nihal Atsız’dan Alparslan Türkeş’e kadar İran Türkleri hep stratejik hedeflerden biri olmuştur. Şimdi ne oldu? Şimdi ne değişti? Güney Azerbaycanlılardaki Türklük uyanışını dikkate aldığımızda Gökalp’ın hayal ettiği “Oğuzların Kültürel Birliğinin ayak sesleri duyulurken neden Anadolu Türkleri kapılarını kaplatıyorlar? Neden? Tarihi rüyamızın gerçekleşmesi yakınken neden yanlış algı ve tavırlarla onu erteliyoruz?

Arif Keskin

30 Ağustos 201

www.haberiniz.com