ERDOĞAN GÜYA BAKÜ VE TEBRİZ DEMİŞ…

thumb300_20130506110819932

Foto: 1news.com.tr

Güney Azerbaycan Milli Hareketinin dikkatine

Hemen Güney Azerbaycan Türk Hükümetinin kurulması gerekmektedir!

Kardeş ülke Türkiye`de mizahi şekilde ayran mı, yoksa rakı mı milli içkimiz? ve kırmızı oje/ruj gibi medyada açıklamaların ve tartışmaların ötesinde ciddi bir olay yaşanmaktadır. Şuan da, PKK terör örgütünün “çekilme” konusu tartışılmaya bşlasa da, dün (08 Mayıs`ta) terör örgütü PKK sınırdan geçti haberleri ve fotoları bile yayımlandı(!) Görünen o ki, AKP Türkiye`si terör örgütü PKK`yı bir zamanlar en büyük destekçileri olan Suriye ve İran`a karşı çevirmiş durumda. Fakat, terör örgütü Türkiye`yi terk ederken (!) Güney Azerbaycan (İran Azerbaycanı) topraklarına, Kuzey Irak ve Suriye`deki PYD Kürt grubuna katılmıştır. Hatta, “PKK Suriye`de savaşıyor” gibi haberler bile kulislere yansımakta. Bu arada, Türk Güney Azerbaycan, kardeş ülkenin milli çıkar ve hassasiyetlerini anlamakta, fakat, yakın gelecekte bu olumsuz gidişattan ve durumdan Güney Azerbaycan etkilenecek ve iki yönden tehlike ile karşı karşıya kalarak topraklarının işgaline neden olacaktır. Böylece, hem Tahran rejimi hemi de Türkiye`den ayrılan, Kuzey Irak`a ve Güney Azerbaycan`a yerleştirilen terör örgütü PKK, Güney Azerbaycan milletinin milli çıkarlarını ve geleceğine sıkıntılar yaratmaya başlayacaktır. Körfez savaşı sonrası misafir olarak yavaş yavaş İran Kürtlerinin bölgelerine ve oradan da Güney Azerbaycan`ın Urmiye şehri ve çevresine yerleşen ve son dönemde güçlü Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetiminin de tam desteğini alan İran`lı Kürtler ile PKK şimdi fırsattan yararlanmak fikrindeler. Erdoğan, Tebriz`i son günlerde dile getirse de, fakat Güney Azerbaycan AKP`nin terör örgütü PKK ile anlaşmasının ağır bedelini ödeyecektir. Eğer  Güney Azerbaycan`ın başkenti Türk Tebriz kurtuluş savaşında camilerde dular etmişse de, Anadolu Türk milleti ve ulu önder Atatürk`e derin inanç ve saygıdan dolayı yapmışdır. Şimdi ise, durum farklı ve ne yazık ki içte ve dışta Türk varlığına ve Atatürk`ün koyduğu kutsal yoldan Avrupa Birliği istedi diye yavaş yavaş uzaklaşan ve milli hassasiyetleri hiçe sayarak yanlız Sünni-Şii gözlüğü ile meselelere bakan AKP gibi bir hükümetin yaptıklarına, Tebriz`de öfkelenmeğe doğru gitmektedir. Gerçekten AKP hükümeti Güney Azerbaycan`ın (İran Azerbaycanı) Urmiye şehri ve çevresini silahlarla donanmış Kürt terör gruplarının ve çetelerinin saldırısına müsait hale getirilmiştir. Tahran molla rejimi ise zaten yıllardır Kürtleri Güney Azerbaycan Türklerine karşı desteklemektedir. Bu durumda Güney Azerbaycan toprakları tıpkı Karabağ`ın Ermeiler tarafından işgali gibi bir durumla karşı karşıya kalacaktır. Bu tehlikeyi yıllardır Güney Azerbaycan`ın milleti  tekrar ediyor. Yine tekrar ediyorum, Türkiye Cumhuriyeti`nin Urmiye`deki konsolosluğu bölgenin ve durumun zaten İran tarafından İran`lı Kürtler lehine çalıştığını ve gerginleştirdiğini iyi bilmektedir…

Hal böyleyken, şimdi aşağıdaki medyadan kısa gerçekler ve tüm ifadeler dikkatle okunmalıdır. Türk Güney Azerbaycan Milli Hareketi bundan sonra gereken adımları geç olmadan hızlı bir şekilde atmalıdır. Şimdiki İran`ın sınırları içinde sıkıntılarla karşılaştığımıza rağmen her türlü olumsuzluklara karşı hazır olunmalıdır. Şimdiki olumsuz durum Güney Azerbaycan milletini Tahran molla rejimyle PKK terör çetelrinin iki ateşi arasına sevk etmektedir. Bu olayı engellemk ve kendi milletimizi savunmamız için hemen harekete geçmenin zamanı gelmiştir. Yine tekrar ediyorum, ikinci bir Karabağ durumunun Güney Azerbaycan topraklarında yaratılmasına doğru gidilmektedir. Güney Azerbaycan Türkleri bu olumsuz gidişata izin vermeyecektir. Fırsattan istifade ederek Güney Azerbaycan`ın milli toprakları Urumiye, Salmas, Sulduz v.b. bölgelerinde gözü olan PKK/PEJAK/PYD ve İranl`ı Kürt terör örgütlerine ve çetelerine gereken cevap verilecektir. Bu çetelerin işgalini ve işgal rüyalarını engellemek için tüm  Güney Azerbaycan gençliği ve milleti hemen  zaman kayıp etmeden aktif hareket geçmelidir… Güney Azerbaycan`ın tüm milli teşkilatları ve partileri kendi grupları içerisinde düzenlerini bozmadan çalışmalarını yürütürken, artık bir çatı altında da birleşmek ve hatta zaman kayıp etmeden hemen Milli Güney Azerbaycan Türk Hükümetinin kurulmasına başlamalıdır. Güney Azerbaycan Hareketi ve milleti ancak bu ciddi adımla içeride, bölgede ve uluslararası arenada etkisini gösterebilir ve söz sahibi olur. ..Ümit Özadğ`ın dediği gibi, ÇOK GEÇ UYANINCA, ÇOK GEÇ OLACAKTIR…

MEDYADAN

Erdoğan: Bakü‘nün, Tebriz‘in camilerinde eller bizim için semaya kalktı

Erdoğan, Kızılcahamam’da düzenlenen ve iki gün süren 20. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın kapanış ve değerlendirme konuşmasında, gündemdeki konuları değerlendirdi.“Türkiye Başbakanı Erdoğan, Çanakkale’ye düşman gemileri yanaştığında, İstanbul, İzmir işgal edildiğinde, Ankara’da Büyük Millet Meclisi kurulduğunda, ordu Sakarya Meydanı’nda savaştığında dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların zafer için dua ettiğini, Bakü’nün, Tebriz’in camilerinde Türkiye için eller semaya kalktığını söyledi.

…”Sadece Ankara’nın Hacıbayram Camisi’nde değil, sadece Diyarbakır’ın Ulu Camisi’nde değil, sadece Edirne’nin Selimiye Camisi’nde değil, Mekke’de, Medine’de, Harameyn-i Şerifeyn’de Müslümanlar bizim için dua ettiler. İslamabad’ın camilerinde, Saraybosna’nın, Üsküp’ün, Prizren’in camilerinde, Bakü‘nün, Tebriz’in, Bağdat’ın, Basra’nın camilerinde, Kudüs’te Mescid-i Aksa’da, Şam’da, Halep’te Emevi Camilerinde bizim için eller semaya kalktı. Pakistan’da, sadece camilerde değil, evlerde, sokaklarda, okullarda bizim için dualar edildi. Ta Arjantin’de bizim için dualar edildi.” (06 Mayıs 2013, 1news.com.tr)

Suriye`li silahlı Kürt yapılanması

Türkiye’deki çözüm süreci önümüzü açıyor

Suriye’deki Kürt yapılanması olan Demokratik Birlik Partisi’nin ve daha doğrusu başka bir Kürt terör orgütünün(PYD) Eşbaşkanı Salih Müslim, Türkiye’deki çözüm sürecinin, partisi PYD’nin de önünü açabileceğini iddia etmış. Müslim, “Çözüm süreciyle birlikte Avrupa’da ve Suriye içinde bize karşı tutumlarda değişiklikler görüyoruz” dedi …”Türkiye’nin kendi Kürt sorununu çözmesi, yalnızca Türkiye’deki Kürtler için değil, tüm Kürtler için son derece önemli.” …Müslim, 1982-83 yıllarında tanıştığı Abdullah Öcalan ve İran’daki PJAK’ın lideri Hacı Ahmed gibi, doğrudan çatışmalara komuta etmeyen, askeri alana uzak bir lider. Ancak örgütüne askeri olarak oldukça güveniyor…PYD bugün 15 bin kişiyi aşkın silahlı gücüyle, Suriye’nin Kürt bölgelerinin büyük çoğunluğunda kontrolü elinde bulunduruyor… (07 Mayıs 2013, ntvmsnbc.com)

Bülent Arınç bilmiyor!

PKK ne zaman silah bırakır bilmiyorum

Hürriyet Gazetesi Yazarı Taha Akyol, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç`a: PKK çekilen bölgelerde piknik yapmayacaktır, ellerinde silahlar var ve anlaşılan kolay silah bırakmayacaktır? gibi sorular sormuş ve ilginç yanıtlar almış.

Bülent Arınç, CNNTürk’te Taha Akyol’un ‘Eğrisi Doğrusu’ programına katıldı. Arınç, “Lider noktasında olanların, Karayılan ve çevresinin Türkiye’ye gelmeyecek şekilde hangi ülkelere gidecekleri ileride konuşulacak bir konu” dedi. Arınç, ”PKK ne zaman silah bırakacak?” sorusuna da “Bunu bende bilmiyorum” yanıtını verdi (Hürriyet, 03 Mayıs 2013)

Fakat gerçekler ortada, Ümit Özdağ Büyük sansür diyor.

Büyük Sansür

Tarihin en büyük çarpıtmalarından birisi olan “PKK’ya taviz vermedik” çarpıtmasına halkı inandırabilmek için Türk Milletine yönelik kapsamlı bir sansür uygulaması gerçekleştiriliyor. Halkın büyük bir çoğunluğu PKK ile sürdürülen müzakerelere karşı. Bunu ortaya koyan araştırmalar ancak Türkçe gazetelerde yayınlanamadığı için İngilizce yayın yapan gazetelerde yayınlanabiliyor. Metropoll Kamuoyu Araştırma Şirketi tarafından yapılan araştırma, AKP Hükümetinin bunca çabasına ve çok boyutlu baskısına rağmen Türk Milletinin sürdürülen psikolojik savaşa direndiğini gösteriyor…

…Kandil’e gidip PKK’lılara üstlerini aratanlar dahil hiçbir basın ajansı katılmadı. Kandil’de Karayılan’ın basın toplantısını doğru dürüst değil, sansürleyerek, AKP Hükümetinin hoşuna gidecek şekilde verdiler. Sadece Birgün gazetesinin Karayılan’ın açıklamasının tamamını verdiğini, Sözcü gazetesinde 30 Nisan 2013’te Emin Çölaşan “Terörist konuştu” başlıklı yazısında yazınca öğrendik. Karayılan, “Eyalet sistemi, federal sistem daha iyi olabilir. Eğer anayasada milletler yazılacaksa hepsi yazılsın. Başbakan sayıyor ya Gürcü, Çerkes, Arnavut…” diyerek, PKK’nın karşılıksız geri çekilmediğini ortaya koymaktadır. Bu büyük sansürün amacı Türk Milletinin ancak çok geç olduğu zaman uyanmasını sağlamaktır. Çok geç uyanınca, çok geç olacaktır… (04 Mayıs 2013, yenicaggazetesi.com.tr)

Yeniçağ gazetesinde Arslan Bulut Türk Güney Azerbayca`lı Heykeltıraş Ruhi Tuna`nın Kanada`dan gönderdiği mektubundan yazdı.   

Kanada’dan mektup var!

Heykeltıraş Ruhi Tuna ile Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nda tanışmıştım. Vakıf binasının tamamını neredeyse bir atölyeye çevirmişti. Öyle ki büyük bir heykel çalışmasını, vakfın dışındaki küçük meydanda yapmak zorunda kalmıştı. Çünkü heykelin boyu, vakfın bahçesindeki kemerleri aşıyordu..
Türkiye’ye, İran Azerbaycanı’ndan gelmişti ve ikâmet sorunları vardı. Bu yüzden Kanada’ya yerleşmek zorunda kaldı. Niğde’deki heykelleri kaldırılınca tabii ki çok üzüldü. Orhun kitabelerini seramik sanatına yansıtmasıyla tanınan değerli sanatçı Duygu Bağlan vasıtasıyla bir mektup gönderdi. Bakın neler yazmış:

…Bu çirkin saldırı bir yönden benim emeğime, sevdama ve duygularıma başka yönden ise Türk kimliğine, kültürüne ve tarihine bir saldırıdır… Aynı zamanda 350 milyonluk Türk Dünyası’na karşı bir saldırıdır…Fakat şimdi Şah Hatayi’nin heykelinin ortadan kaldırılması Türkiye’de yaşayan Alevi-Bektaşi soydaşlarımıza ve 50 milyonluk Kuzey ve Güney Azerbaycan Türklerine saygısızlıktır. Abılay Han heykelinin yıkılması Kazakistan Türkleri ve Türkiye’de yaşayan Kazak Türklerine bir saldırıdır… Her bir Türk’e saldırı, 350 milyon Türk’e saldırı demektir

…2003’te Cumhuriyet gazetesinde Miyase İlknur Hanım’a ’Türkiye karanlığa sürükleniyor’ demiştim… 2008’te odatv’ye ’Türkiye İran olmak üzeredir, göreceksiniz’ demiştim. İşte bugünlerde gerçekleşen odur… Heykel yıkımını Türkiye’de bir gelenek haline getirdiler; bu yetmiyor bir de resmi tabelâlardan T.C. ibaresini kaldırmaya giriştiler. Bakalım nereye kadar sürer bu cehalet.. Çanakkale efsanesini kanıyla, iradesiyle yazan bu büyük ulus, yobazların yanıtını verecektir. Şimdi Kürşat, Bilge Kağan, Şah Hatayi ve Atatürk’ü yan yana dikecek, cesaretli bir belediye başkanı arıyorum! Bu heykelleri gelip Türkiye’de yapmak dileğiyle Türk Bayrağını, T.C. toprağını öpüyorum!” Heykeltıraş Ruhi Tuna, Toronto-Kanada. (07 Mayıs 2013, yenicaggazetesi.com.tr)

Aran ERDEBİLLİ

09 Mayıs 2013

By Aran Erdebilli

Bir Kitap: Sumgayıt SSCB`nin Dağılmasının Başlangıcı

imagesCAHVATXT

2010 yılında Azerbaycan`da yayımlanan “Sumgayıt SSCB`nin dağılmasının başlangıcı” adlı kitap Aslan İsmailov tarafından yazılmıştır. Kitap`ın yazarı Sovyetler Birliği döneminde ve Sumgayıt cinayetinin mahkeme sürecinde olan Azerbaycan`lı bir savcıdır. Yazar 1988`deki Sumgayıt  olayının Sovyet Birliğinin gizli servis komitesi ile Ermenilerin bir planı olduğunu ve o dönemdeki mahkeme sürecinin gerçek kaynaklarına, cinayet belgelerine, fotoğraflara ve detaylara dayanarak bu önemli kitabı kaleme almış ve Ermeniler ile Rusların bu cinayetteki kendi çirkin oyunlarını tahlil ederek ortaya koymuştur. Zira bu plan ve provaksyonlarla, Karabağ`ın işgali için Sumgayıt Ermenilere önemli bir anahtar saylmaktaydı. Böylece, bu planla SSCB, bu anahtarı Ermeniler vermiş ve sonralar kütle pisikolojisi olarak yavaş yavaş Karabğ`ı vahşicesine işgal edebilmişlerdir. Bu kitap, Azerbaycan milletine o dönem Rus-Ermeni tarafından sergilenmiş ve yaşanmış oyunları ve gerçekleri detaylarıyla daha doğru ve dürüst anlamak için uygun ve önemli bir kaynaktır. Ayrıca, bu kitap Sumgayıt olayında Ermenilerin günümüzdeki tüm yalanlarını ve propagandalarını çürütmektedir.

Sovyet Birliği Rusya`sının gizli servisiyle Ermeniler kendi provaksyonlarını Sumgayıt öncesi, Azerbaycan topraklarının üzerinde Nahçivan ve başka şehirlerde de hayata geçirmek isteselerde başarılı olamamışlar ve sonunda çirkin oyunlarını Sumqayıt`ta başarılı bir şekilde ortaya koymuşlardır. Bu çerçevede, Sumgayıt olayından önce 19 Şubat 1988`de, Ermenistan`ın başkenti Erivan`da kütlevi mitingler ve protestolarla: “Ermenistan Türk`lerden temizlenmeli”, “Ermenistan yanlız Ermenilerindir” v.b. gibi sloganlarla başlıyor ve Azerbaycan`lıların tarihi binaları, camileri, okulları ve evleri yakılıyor. Öyle ki, 200 bin Azerbaycan Türk`ü Ermenistan`dan kovuluyor ve onların Ermenistan`nın başka yerleine yerleşmesinin bile önü kesiliyor. Hemen Sumgayıt planı ortaya koyuluyor ve bu kanlı oyunda Sovyetler Birliğinin başında olan Mihail Gorbaçov büyük rolü oluyor. Gorbaçov, Karakter olarak makam seven, kahraman gösterilmek isteyen ve bundan zevk alan bir karekterdi ve çevresi ise, Ermenilerle doluydu. Gorbaçov hep Karabağ`ı Azerbaycan`lılardan alıp Ermenilere vermek isteğindeydi. Bunları o dönem, Vazirov ve Zori Balayan iyi biliyorlardı. Dahası, bu oyunun başka aktifleri ve yönlendirenleri de olmuştur. Ermeni ve Rus teşkilatçıları, Ohaniyan, Samoylov ve Parlovski gibi şahıslar da doğrudan rol almışlardır.

Gerçekten de Ruslar ve Ermeniler Sumgaiyt`taki planlar doğrultusunda cinayetin ve kanın akmasını istemekteydiler ve bu olayla Azerbaycan Türklerini dünyaya vahşi olarak tanıtmak niyetindeydiler. Böylece, tüm dünya medyasına bu oyunu Azerbaycan Türk milletinin aleyhine yansıtabilmişlerdir. Bu olayda 6`sı Azerbaycan Türk`ü ve 26 Ermeni toplam 32 kişi öldürülse de aslında bu insanların katl edilmesinde en aktif rolü olan ve yöneten katil Ermeni asıllı 1959 doğumlu Eduard Robertoviç Grigoriyan`dır. Hatta, 6 Azerbaycan`lı Sumgayıt Ermenilerini korumak için öldürülüyor. Bu olayda Ermeni asıllı Mirzuriyan kız kardeşlere tecavüz eden ise, yine Ermeni asıllı Grigoriyandır. Hatta, tecavüze uğrayan Ermeni Mirzuriyan kız kardeşleri mahkeme zamanı bazı şahslarla yüzleşerken kendilerine tecavüz eden Ermeni Grigoriyan`ı hemen tanımışlardır.

Sovyet Birliği zamanında malesef bazı Azerbaycan kökenli şahısların da hiyaneti olmuştur. SSCB  zamanı bu şahısların çoğu bile korkarak bu cinayet hakkında bile susmuşlardır. Ne var ki, bu olayın mahkemesi hep Ruslar ve Ermeni asıllı hakimler tarafından yürütüldüğü için adaletsizce sonuçlanmış ve hatta günümüzde bile Ermeniler bunu Azerbaycan alehine kullanmaktalardır. 

Azerbaycan`ın Sumgayıt şehrindeki olaydan 25 yıl geçmektedir. Son 2013 Ermenistan seçimlerinde suikast sonucu yaralı olarak kurtulan cumhurbaşkanı adayı ve Ermenistan Milli İrade Birliğinin başkanı Paruir Haikiriyan, kendine suikastın Ruslar tarafından yapıldığını ve hatta 1988 Sumgayıt olayının da Ruslar tarafından o zaman planladığını ve yapıldığını itiraf etmiştir.

Kitap PDF olarak (Azeri Türkçe):  http://sumgayit1988.com/files/book.pdf

Kitap PDF olarak (İngilizce): http://sumgayit1988.com/files/book-en.pdf

Aran ERDEBİLLİ

12 Nisan 2013

20. yüzyıl Soykırımlarına Kısa Bir Bakış…

imagesCAC1RM7N 

Almanya (Holokost) 

1941 ve 1945 yılları arasında Nazi Almanya’sında meydana gelen Holokost’ta yaklaşık altı milyon Yahudi (kaynaklara göre sayı değişir) öldürülmüştür. Hitler, Yahudileri ölüm kamplarına naklettirmiş, buralarda da gruplar halinde belirli bir gaz odalarına götürüp gaz verilerek ya da vurularak öldürtmüştür. Yehudilerle birlikte bazı etnikler ve muhalifler de naziler tarafından öldürülmüştür.

Bu savaşta Sovyetler Birliğinin içinde yer alan Azerbaycan`ın 3 milyon nüfusunun 700 bin erkek ve kadını, faşist Hitler`e karşı savaşmışlardır. II Dnüya savaşına katılan Azerbaycan Türklerinden  yaklaşık 300 bini bu savaşta canlarını koyarak geri dönememişlerdir.

Ermeniler ise, Hitler`in nazi davasına katılarak, tüm güçleriyle Hitler`i desteklemişlerdir. Hatta Yahudilerin soykırımında bile büyük rolleri olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında faşist Almanya’ya Ermenilerin kitlesel olarak yardım ettiğine dair hiçbir şüphe yoktur Bunları bu günkü İsrail`in devleti ve milleti de bilmekteler.  Örneğin:

            “…Ermeni generali Karekin Nezhdeh Ermeni Tseghagron teşkilatını kurdu. Sadece bu teşkilat   vasıtasıyla genç Ermeniler faşist SS teşkilatına ve diğer elit Alman askeri kuvvetlerine katıldılar. Faşist Almanya’nın Ermenileri koruması çok geniş bir alana yayılmıştı. Bu yüzden Almanya’da ve Fransa’da yaşayan birçok Ermeni 58. panzer birliklerine ve Wehrmacht’ın 10. ordusuna girmişlerdi. Ermeni Devrimci Federasyonu’nun liderleri Alman istihbaratı ile çok sık ilişkiler içindeydiler…Ermeniler Birinci Dünya Savaşı sırasında Ruslar için yaptıklarını, şimdi Almanya için y apıyorlardı: Casusluk. 1941 yılının ortalarından 1944 yılının Eylülü’ne kadar Ermeniler Türkiye’de ve bütün Ortadoğu’da faşist Alman istihbaratı ile çok yakın işbirliği yaptılar. Ermeni gizli ajanları Alman propagandasını yapıyor ve Yahudileri takip ederek yakalanmaları için faşistlere yardım ediyorlardı…En ibret verici yan ise, Almanların savaşı kaybettiğini gördükleri anda Ermeniler Müttefiklerin saflarına doğru kaçmasıydı…” (27 Aralık 2010, Ermeniler Hitler’in Nazi Davasına Katılıyor, http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=68&t=2366)

Ermenistan (1918 ve 1992 Hocalı soykırımı)

Ermeniler 1918 yılında Bolşevik Rusya`sının tam desteğiyle Azerbaycan’ın Şamahı, Guba, Salyan, Lenkeran v.b kentlerine saldırarak soykırım yapmışlardır. Ermeni çeteleri kadın, çocuk ve yaşlı demeden binlerce Azerbaycan Türk`üne vahşicesine işkenceler yapmışlar, camilere kaçanları ise diri diri camilerde yakmışlardır. Böylece, 100 binlerce Azerbaycan Türk`ü Rus – Ermeniler tarafından soykırıma uğramışlardır. 122 köy ve binlerce ev yakılmış. Günümüzde de toplu mezarlar gün ışığına çıkmaktadır. Örneğin, Nisan 2007`de Quba`da bir toplu mezar bulundu bu mezardaki cesetlerin hepsi Ermeni çeteleri tarafından öldürülen kadın ve çocuklardan oluşmaktadır. 1992 yılnda ise, Azerbaycan`ın Karabağ bölgesini işgal ederek Hocalı`da bir gecede 613 Türk`ü vahşicesine işkencelerle öldürmüşlerdir. Ermenilerin yaptıkları bu soykırımlar gittikçe dünya devletleri ve ABD`nin bazı eyaletleri tarafından tanınmağa başlanmıştır…

Rusya (Holodomor soykırımı)

1932-1933 Ruslar dünya`ya buğdayı ihraç ederken, bilerek bir suni açlıkla, Ukrayna`nın 1/4 nüfusunu yaklaşık 8 milyon insanı soykırıma uğratmışlardır. 80 yıl önce, Sovyetler Birliği`nde, şimdiki Ukrayna ve Rusya`nın Kuban bölgesinde milyonlarca Ukraynalı, Rusların bu oyunundan açlıktan ölmüştür. Hatta, başka bölgelere kaçmak isteyenlerin gitmesine engel olunarak, katliama seyirci kalınmıştır. Ruslar kurnazlığla bu soykırım haberlerini mümkün olduğunca sansürleyerek dünyanın dikkatinden saklamışlardır. Rusların, Ukrayna halkına yaptıkları bu soykırım dünya`da Holodomor olarak tanınmaktadır. ABD, Canada, İngiltere ve bazi ülkeler tarafında bu olay soykırım olarak tanınmaktadır…

Sırbistan (Srebrenitsa soykırımı)

Balkanlar`da Yogoslaviya`nın dağılmasından ve iç savaştan faydalanan Bosna Sırpları, 1995`de general Ratko Mladiç komutasındaki ağır silahlarla donatılmış güçleriyle ve hatta “akrepler” olarak tanınan Sırbistan özel güvenlik güçlerinin katılımıyla, Bosana-Hersek`in Srebrenitsa kentinde yaklaşık 8500 Boşnak halkını özellikle çocuk ve kadınları vahşicesine öldürmüşler. Bu soykırım ne yazık ki, 400 Hollanda`lı barış gücü askerlerinin gözü önünde ve Birleşmiş Milletlerin güvenlik bölgesi olarak bilinen bir bölgede yapılmıştır. Bu büyük insan kıyımı Avrupa`da belgelenerek soykırım olarak bilinmektedir… 

İran (Güney Azerbaycan soykırımı)

Anadolu`daki Türk milletinin çoğu Güney Azerbaycan Türklerinin 1946 yılındaki milli hükümetinden habersiz durumdalar. Hatta, bu milletin İran tarafından 1946 yılında bir soykırıma uğrayarak bir yıllık milli hükümetleri kanlı bir şekilde bastırılmasından bile habersizler. 12 Aralık 1946 (21 Azer 1946) Güney Azerbaycan Türklerinin milli hükümeti, dönemin güçlerinin (Rusya ve ABD) İran`a yardımıyla, soykırıma uğruyor. 3 günde 25000 insan öldürülmüş, hatta, Azeri Türkçesindeki kitaplarla birlikte bir öğretmen de dir diri yakılmıştır. Yabancı kaynaklar tarafından ölenlerin saysı 50 bin ve Ermeni asıllı tarihçi Ervand Abrahamiyan, (1982,“Iran: iki devrim arasında”) kitabında ise o dönemde 50 bin insanın Güney Azerbaycan`da (İran Azerbaycanı) öldürüldüğünü yazmaktadır. İran`lı Katuziyan`da böyle bir gerçeği yazmaktadır…

Ayrıca, burada 1915 – 1918 arası Ermeni – Asuri (cilolar) ve Kürt aşiretlerinin, Güney Azerbaycan`ın Hoy, Salmas ve Urmiye şehirlerinde Türklere yaptıkları soykırımlardan bahs etmedik…

Fransa (Cezayir ve Ruanda soykırımı)

Fransa`nın 1954`ten başlayan Cezayirlilere soykırım uygulaması 1 milyon Cezayirlinin canına mal oldu. Fransa ordusu Cezayir`i işgal ederek, masum halka soykırımla birlikte, kadın ve bazı kız çocuklara bile tecavüz etmişlerdir. Fransa`nın Afrika ülkesi Ruanda`da, oyunlarıyla yüz binlerce insanın ölümüne neden olmuştur…

Aran ERDEBİLLİ

08 Nisan 2013

AKP – PKK`ya “Barış Süreci”: Güney Azerbaycan Türk Topraklarına Savaş Süreci

eli_kanli_baris

Karikatür: Moralhaber.Net

2003 Irak işgalinden sonra hızlı bir şekilde bölge Kürtlerinin güçlendirlmesi hayata geçirilmiştir. Şöyle ki, İrak`ta Talabani cumhurbaşkanı olurken, bölgesel Kürt yönetiminin başkanlığına Mesud Barezani getirilmiştir. Arap Baharı adlandırılan süreçte ise Suriye`de Esad rejimi gittikçe zayıflarken, muhalifler İstanbul`da toplanarak, ABD vatandaşı ve 25 yıldır Texas`ta yaşayan Kürt asıllı Gassan Hito Suriye`nin geçici hükümet başbakanlığına geniş tabanı temsil etmemesine rağmen seç(tir)ildi. Bunlar yapılırken Türkiye`de güya barış süreci için düğmeye basıldı. Çok ilginçtir ki, bu süreçten memnuniyet duyanlarsa, ilk başta ABD, Avrupa Birliği ve bölgesel kürt yönetimi v.b. olmuştur.  Bu nedenle bu oyunların  bir tesadüf olduğuna inanmamaktayım.

Barış süreci”nde teröristlerin bazı istekleri şöyledir: yeni vatandaşlık tanımı, kimliklerin tanımı ve Türkiye ulusunun tanımı. Hatta ileriye giderek, bir yasa ile, yüzde 10 seçim barajı, terörle mücadele yasası ve siyasi partiler yasasının çözümlenmesini ve bir yol temizliği yapılmasının gerektiğini istemekteler. Kalıcı barışın ise, Apo`nun özgürlüğünden geçtiğini söylemekteler. (Hasan Cemal, Murat Karayılan: Tereddütlü komutanlarımız var, Radikal, 24 Mart 2013)

Böylece, Türkiye`de AKP hükümeti eliyle ortaya attırılan bu durum açıldıkça açılıyor. Örneğin, Diyarbakır`daki nevruz kutlamalarında Türk bayrağının olmaması, Mardin`de 30 yıldır yazılan Atatürk`ün “Ne mutlu Türk`üm diyene” sözünü “ Yurtta sülh cihan`da sülh” sözleri ile değiştirilmesi(CNN Türk, “30 yıllık yazı değiştirldi” 26 Mart 2013) Bu arada, Ermenistan da bu süreci desteklemek(Türkiye`yi baltalama) için elinden geleni yapmaktadır ve dolaylı olarak başkent Erivan`da terörist Apo`nun hapisten bırakılması için imza toplama kampanıyasını yürütmektedir. 

Barış süreci” bir önceki müzakereler gibi başarısız olmazsa ve devam ederse bu hem Anadolu`daki Türk milletinin geleceğine hem de Türk Güney Azerbaycan`a büyük tehlike doğuracağı şimdiden görünmektedir. Şöyle ki, terörist örgüt PKK, Apo ve KCK tutuklularının bırakılmasını da isterken, Kuzey İrak`ta Kandil, Hakurk, Zap, Haftanin ve bölgeye yerleştirilmesini ve bu bölgenin PKK`nın askeri bölgesi olduğunun tanınması ve Türk ordusunun da bu bölgelere saldırmamasını istemektedir. Bu durumda, adı geçen bölgelerden teröristler daha rahat ellerini ve saldırılarını Güney Azerbaycan topraklarına bölgesel yönetiminin yardımıyla yönlendirecekler.

Bu ortamda, Suriye`nin Kuzeyinde ikinci bir Kürt devleti süreci var ve terör örgütü PKK-PYD orada Esad`a karşı değil, bir kürt devleti kurulması için aktiflerdir. Zira 2012`de Esad rejimi zaten Suriye`nin kuzeyini Kürtlere bırakmıştı. Terörist PKK`lıların Türkiye`den Suriye`ye kaydırılması ve yanlız Esad`a karşı savaşacakları veya İran`a olası bir saldırı ve gerginlikte İran`ın içindeki Kürtlerini Ankara`ya karşı kullanmasını engellemek ve Tahran`ın elini pasifleştirmek için bu sürecin olumlu olduğu iddialları oyundan başka bir şey değildir. PKK terör örgütünün bölgeye kaydırılması Güney Azerbaycan`a fayda sağlamayacağı şimdiden görünmektedir. Kürt pazelinin 4 ülkedeki en son ayağı İran`a yönelik uygulamasında daha çok Güney Azerbaycan Türkleri zarar görecektir. Tıpkı I.Dünya savaşında, Osmanlı topraklarından Güney Azerbaycan topraklarına Kürt, Cilolar(Asuriler) ve Ermenilerin geldikleri ve devamlı olarak Türk milletine saldırdıkları ve cinayetler yaptıkları gibi. 

Özetle, bu sürec kardeş ülke Türkiye`de AKP hükümetini özellikle başbakan Erdoğan`nın kendi  amaçlarını anayasa değişikliğinden başkanlık sistemine kadar uzanan hırslarına kısa müddette cevap verse de, Güney Azerbaycan topraklarının Urmiye bögesi önümüzdeki yıllarda Kürt terör örgütleri tarafından rahat saldırıya uğramalarını sağlayacaktır. Bölgesel yönetiminin desteğiyle Güney Azerbaycan toprakları büyük tehlikelerle karşı karşıya kalacaktır.Bu arada, barış sürecinde yine bölge Türklüğü hiç düşünülmemiştir. Bu sürecin nereye doğru gittiği şimdiden görünmektedir. Bu sürec AKP ve terör örgütü PKK`ya barış süreci olsa da, siyasetlerini ve ellerini güçlendirse de, bölge Türklerine özellikle Güney Azerbaycan Türk milletinin milli çıkarları için bir tehlike ve PKK`nın İran kürtleriyle birlikte daha güçlü saldırılarının ve savaş sürecinin başlangıcıdır.

Aran ERDEBİLLİ

28 Mart 2013

Muhteşem Koltuk: İran`ın Koruyucular Konseyi Başkanı Ayetullah Ahmet Cenneti saltanat koltuğunda

13911213204205569_PhotoL

Foto: farsnews.com 

Açıklamaya, analize ve yoruma gerek var mı? Zanetmiyorum, her şey ortada. Fakat,  bunlar İran`ın gece gündüz Şii İslam`la yatıp kalktığı Ayetullahlarının muhteşem koltukları. İşte 34 yıl sonra İslam Cumhuriyetinin verdiği saltanat koltukları. Günümüz İran`daki mollaların korktuğu şey yanlız bu saltanat koltukları ve servetlerinin kayıbı, gerisi yalan ve islam`ı ve halkın inancını kullanma oyunu.  

Bu koltukların daha da muhteşemlerini görmek olur. Bu rejim dağılırsa, daha şaşırtıcı haberler ve özellikle mollaların halka görülmeyen lüks yaşamlarından gerçekleri göreceksiniz. Tıpkı, Saddam Hüseyin, Bin ali, Gaddafi, Mübarek v.b.  rejimlerde gördüğümüz gibi. 

İran`daki halk ekmek bulamaz durumdayken ve milyonlarca üniversite, yüksek lisans mezun ve uzman gençleri işsiz ve parasız geleceğe ümütsüz bakarken ve dolaysıyla intiharlara sürüklenirken, 1979 Humeyni devriminden önce, bir kuruşa sahip olmayan rejimin aç mollaları ve din adamları bugün milyonlar ve milyarlarla yatıp kalkmaktalar. Haram, torpil ve rüşvet yollarla zenginleşen mollalların, din adamlarının ve İran Devrim Muhafızlarının çocukları ise, en az iki işten maaş almaktalar. Bir işsiz molla çocuğunu günümüz İran`da göremezsiniz! çocuklarına mollalar ve rejim “Ağazade” diyor.  Örneğin, ağazade Londra`da, Paris`te, New York`ta eğitim alıyor, ağazade bankaların müdürü, ağazade 5 gemi ithal etti, ağazade 5 gemi ihraç etti, v.b. Ayrıca, Veliy-i Fakih ve dini lider Ali Hamaneyi`nin oğlu Mücteba Hamaneyi`nin milyarlar dolar servetinden bahs etmedik burada…

Aran ERDEBİLLİ

04 Mart 2013

HOCALI`YI UNUTMADIK…

 6522933[1]

1992 yılında ırkçı ermeni taşnakları ve aşırı milliyetçileri, Sovyet Birliği`nin dağılmasını fırsat bilerek, Azerbaycan topraklarına ve orada yaşayan Türk milletine kalleşce saldırıya geçmişlerdir. Rusların yardımıyla donanmış Ermeni ırkçı askerleri Karabağı işgal ederek Hocalı`da silahsız insanlara kadın, çocuk ve yaşlı demeden işkence verip öldürmüşlerdir. İnsanların kulaklarını, burunlarını keserek, derilerini soyarak, diri diri yakarak ve bu vahşi cinayetlerinin filmini bile kayıda alarak kendi Ermeniliklerini göstermişlerdir. Ermenilere göre, Azerbaycan`lı hamile kadının karnını yırtarak bebeğini çıkarmak güya zafermiş, Hocalı çocuklarının gözü önünde babalarını diri diri yakmak ve çocuklarına izletmek güya büyük bir zafermiş, yaşlı insanların kulağını ve burnunu kesmek büyük bir zarfermiş ve bunlara benzer insanlığa sığmayan vahşilikler güya büyük bir ermeni zaferiymiş. Bu hasta ruhlu Ermeni vahşiliyi yabancı gazeteler tarafından bile yayımlanmış ve dünya tarafından bilinmektedir. Fakat, dünya`daki Birleşmiş Milletler, uluslararası ceza mahkemeleri ve İnsan hakları gibi kurum ve kuruluşların da bu cinayetlere susması ve halen bir adım atmamaları düşündürücüdür. Bu örgütlerin çoğu da, bu katil Ermenilerin halen dünyada elini kolunu sallayarak gezdiklerini ve bir kaç cani Ermeni`nin bile şu anda Ermenistan devletinin başında olduğunu bilmektedirler. Hatta, katil Ermenilerin bir çoğu Ermenistan`da yaşasalarda, bazıları, Rusya, İran, Lübnan, Fransa, Arjantin, Australia ve ABD gibi ülkelere gidip gelmekteler.   

Ermeni ırkçıları savunmasız Hocalı`nın sivil insanını Türk oldukları için görülmemiş işkencelerle öldürüp 120 milyona yakın Türk`ü bölgeden yok edip bitirecklerini sansalar da, yanılıyorlar. Bu hunhar saldırılarının cevabı, bölgedeki 3-4 milyon ermeniye çok ağır olacak. İşte bu fitne ve kinlerinden dolayı nüfusları hep azalmaktadır. Artık bu çirkin ve nifret dolu saldırılarından ötrü tarihten silinmeye doğru gideceklerdir. Bu vahşiliklerini yaparken de, dünyayı kandırarak kendilerini “mazlum” millet olarak tanıtıyorlar.

Ermeniler hiç düşündüler mi? Ne zamana kadar başka ülkelerin  bölgedeki piyonları olacaklar? Ne zamana kadar Rusların kucağında korku ile yaşayacaklar? Ne zamana kadar oyuna gelerek yıllardır yayn yana yaşadıkları komşularına saldıracaklar? Bir millet ağıllı olmaz ise, kendisiyle birlikte gelecek nesillerinin de yaşamını karartır. Bölgedeki 120 miliyona yakın Türk, Karabğ`daki Hocalı soykırımını hiç unutmadı, tam tersine bu kalleş ve kahpe Ermeni saldırısını ve vahşiliğini Türk çocuklarına öğretmekteler. Ermeni ırkçı çete ve örgütlerinin cevabı yaptıklarından daha da ağırı kendilerine geri dönecektir. Ermeniler bu kahpe saldırılarla aslında zafer değil, kendi Ermeni nesillerinin geleceğini yok etmişlerdir. Bunu da, zaman gösterecektir.

Karabağ`da özellikle Hocalı`da soykırıma uğrayan Azerbaycan Türklerini saygı ve rahmetle anıyoruz.

HOCALI`YI UNUTMADİK…

Aran ERDEBİLLİ

26 Şubat 2013

İran`ın Azerbaycan Korkusu

 1125

PHOTO: Unrepresented Nation and Peoples Organization (UNPO)

Rekabet bölgesi durumuna gelen Kafkasya ve Orta Asya`da söz sahibi olmak isteyen İran başarılı olamamıştır. İran kendi açısından en önemli gördüğü komşusu Azerbaycan Cumhuriyeti`ne etki yapmak istemekte, bu tutumu dış politikasına da açıkça yansımaktadır. İran açısından, kuzeyinde güçlü ve istikrara kavuşmuş bir Azerbaycan Cumhuriyeti`nin varlığı büyük bir tehlikedir. Çünkü Azerbaycan güçlenirse, İran`ın Kuzey sınırlarında yer alan Azerbaycan eyaletleri meselesini gündeme getirerek, dünya kamuoyuna duyurabilecektir. Bu nedenle, İran Azerbaycan Cumhuriyeti`nin istikrara kavuşmasını istememektedir.(Tukay, 1997: 97) İran`ın, Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşlarıyla İran vatandaşlarının evlenmesini yasaklayan 1993 tarihli kararı, bu ülkenin Azerbaycan`dan duyduğu endişe ve tedirginliğin işaretleridir. İran İslam Cumhuriyetinde “Büyük Ermenistan” tezine dayalı geniş propaganda çalışmaları serbestçe yürütüldüğü halde; Türk dilinde, edebiyatından, kültüründen, tarihinden bahseden kuzey Azerbaycan`a ilgi gösterenlere “Pan-Türkist” yaftası vurulmakta ve bu yöndeki faaliyetler rejim açısından tehlikeli faaliyet olarak nitelendirilmektedir. Bu gibi faaliyetler devlet tarfından takip edilmektedir. Azerbaycan, Karabağ olayları ve buna benzer mevzularda, kitap ve makale yazıp bastırmak, radyo, televizyon ve basında Azerbaycan konusuna değinmek yasakken Türk karşıtı Ermeni yazarların eserleri İran`da kolayca yayınlanabilmektedir. İran`daki Ermenilerin Türkiye, Azerbaycan ve İran Türklerine yönelik suçlayıcı yayın faaliyetleri herhangi bir resmi tepkiyle karşılanmamakta ve bu tip yayınların sayısı giderek artmaktadır. Fransa Ermeni`si Maçinyan`ın “Ermeni Tarihi”, Ermeni Öğrenci ve Gençller Birliğinin “Taşnakların Gerçek Yüzü”, Seroks Afanosyan`ın “Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan: bağımsızlıktan Sovyet Rejimine Kadar” başlıklı kitapları ve “Çağımızda Kafkasya” derleme yayınlar, Türkleri bir bütün olarak zalim, göçebe ve vahşi; Ermenileri ise masum ve mazlum ilan eden, bunu da Karabağ savaşındaki fiili durumla bağlandıran tezler işlemekte olup hepsi de İran`da Farsça olarak yayımlanmışlardır. (Muşovdağlı, 2000: 63) Ermenilerin sözde soykırım gününü anmasına müsaade edilirken, Azerbaycan halkına destek amacıyla Karabağ olaylarıyla ilgili destek mitingi düzenlenmesine İran mollaları izin vermemektedir. Sekuler Azerbaycan Cumhuriyetinin nüfusunun çoğunluğu Şii olmasına rağmen, İran molla rejimine olumlu bakmamaktadırlar. İran Anayasasına göre, eğitim kuruluşlarında Farsça ile birlikte Azerbaycan Türkçe`si de resmi olarak öğretilebilecektir. Fakat, ülkede kendi dış işelri bakanı  Salehi`nin de dediği 40%  Türk nüfusunun dili mahrum edilmiştir. Ne var ki, sayları yüz binlerle bile ölçülmeyecek kadar az olan Ermenile bu haktan yararlanmakta, ilk okuldan üniversiteye kadar kendi dillerinde eğitim alabilmektedirler. “Birleşik Azerbaycan” söyleminden büyük rahatsızlık duyan İran`ın gerek Azerbaycan`la kendi arasında, gerekse İran idaresindeki yaşayan Azerbaycan Türkleriyle Azerbaycan Cymhuriyeti arasında mesafe koymaya çeliştiği görülmektedir. Nitekim, Azerbaycan Cumhuriyeti, Astara şehrini İran`ın Kazvin ve Reşt şehirleriyle birleştirecek bir demiryolu yapılmasını teklif ettiğinde İran, projenin Güney Azerbaycan`a yapacağı etkiyi göz önüne alarak, olumlu cevap vermemiştir. (Aslan,    1997: 1933)

Hocalı soykırımı ve Kelbecer`in işgali sırasında, Tahran`ın Narmek mahallesinde yaşayan Ermenilerin bunu bayram olarak kutlamalarına kızan Azerbaycanlılar, Tahran`daki Azerbaycan camisinde toplanarak tepki gösterince, devlet bundan rahatsız duymuş, toplantıya katılan Azerbaycan aydınlarından bir kısmı resmi görevlerinden alınmış, bir çoğu baskı ve tehditle karşılanmıştır. (Muşovdağlı, 2000: 63) Görünen o ki, İran molla rejimi İran`ın bütünlüğü için daha yakın bir tehdit gördüğü “Birleşik Azerbaycan” tezine karşılık, Ermenistan, içindeki Ermeniler, ve köktendinci Kuzey Azerbaycanlılarla işbirliği yapmayı planlamıştır. Ermenilerin işgal ettikleri Şuşa ve Laçin Karabağın anahtarı saylıyordu, bu anahtarın Ermenilerin eline geçmesinde İran mollalarının büyük bir payı olmuştur. Şöyle ki, Ermenistan`ı ilk tanyan mollalar, Karabağ meselesinde arabuluculuk girişiminde bulunarak Azerbaycan alehine bu oyunu sergilemişlerdir. Karabağ çatışması Ermenilerin bölgede nasıl bir psikoloji ile hareket ettiklerini göstermiş, özellikle Hocalı eylemleri Batılı ve diğer basın yayın organlarınca bir intikam ve nefret saldırısı olarak yansıtılmıştır.  Hocalı`da değişik işkencelerle soykırıma uğrayanlar yanlız Türk oldukları için vahşicesine öldürülmüş ve bu tablo açıkça gösteriyor ki, Ermeni güçlerinin asıl amacı bir toprağı işgal değil, bir hlka, sırf Türk oldukları için işkence yapmak, acı çektirmektir. Ermeniler bu katliamla adeta “intikam aldıklarını” düşünmekte ve bu da Ermenilerin 100 yıllık bir kindir. (Laçiner, 2002: 201)Ermeniler günümüzde Türklere soykırım yaparken, sözde Ermeni soykırımını hukuki bir veçhe vermek için yurtdışındaki diaspora gücüyle ile uluslararsı arenada Türkiye`nin soykırım suçu işlediğini sahte belgeler ve kaynaklarla ortaya koymağa çalışmakta ve böylece, Türkiye, Azerbaycan ve Gürcüstan`dan talep ettikleri topraklara sahip olma amacındadırlar.         

Özetle, Azerbaycan Cumhuriyetinin bağımsızlığı ve gittikçe gelişmesi İran molla rejimini bir “Azerifobi” içine sokmuştur. Bu da, mollaların yıllardır Azerbaycan Türküne yaptıkları düşmanca tavır ve siyasetlerinde kendisini göstermektedir. İran`ın molla yönetimi içindeki Ermenileri ve Ermeistan`ı, hep Güney Azerbaycan ve Kuzey Azerbaycan Türklerine  karşı desteklemiş ve halen de Ermenilerin lehine sonuçlanan tutumlarından şimdi de vaz geçmiş değildir. Hatta günümüzde, istikrarı bozmak niyetinde olan mollalar, Karabğa sorununun bitmemesini ve çıkarları için bu sıkıntının bölge Türklerinin alehine sürmesini arzulamaktadırlar. Aslında İran`ın Azerbaycan korkusu, kendi nüfusunun yaklaşık olarak yarısını oluşturan, gittikçe milli isteklerini talep eden ve İran`ın kuzey batısında, Kuzey Azerbaycan ve Türkiye ile komuşu olan Güney Azerbaycan Türklerinden kaynaklanmaktadır.

Kaynaklar

  1. Tukay, İdigey, “İran`da Ayrılıkçı Türk Milliyetçiliği”, Soydaş, Ankara, Cilt 1, Sayı 2, Haziran – Temmuz 1997.

  2. Muşovdağlı, Ekrem, “ İran İskam Cumhuriyetinde Ermeni Sesi”, Stratejik Analiz, Ankara, Cilt 1, Sayı 7, Kasım 2000.

  3. Aslan, Yasin, “Kafkas Kördüğümü ve Yeni Alternatif Yollar”, Yeni Türkiye, Ankara, Yıl 3, Sayı 16, Temmuz -Ağustos 1997.

  4. Laçiner, Sedat, “Ermenistan Dış Politikası ve Belirleyici Temel Faktörler 1991 – 2002”, ASAM Ermeni Araştırmaları, Ankara, Sayı 5, Bahar 2002.

Aran ERDEBİLLİ

23 Şubat 2013

Şii İran`la Grigoryan Ermenistan kardeşliği

cimg8257

İran`ın Başkenti Tahran`da Ermeni St.Sarkis kilisesi ve içindeki sözde “Ermeni Soykırımı” anıtı. (foto: heyclub)

Screen%20shot%202011-03-17%20at%204_19_50%20PM

1982 Lübnan`ın Başkenti Beyrut`ta İsrail`e karşı savaşan Ermeni terör örgütü ASALA`nın liderlerinden ve Ermeniler tarafından kahraman olarak bilinen Monte Melkonyan(Sağda) ve bir İran`lı molla militani. Monte Melkonyan Karabağ savaşına katılarak çok cinayetler etmiş ve sonunda Azerbaycan`lı asker tarafından başı kesilerek öldürülmüştür. Şuanda, bu Ermeninin başsız bedeni Ermenistan`da defn edilmiştir. (Foto: hyeclub)

İran anayasasına göre, İslam Cumhuriyeti ordusu ve Devrim Muhafızları kolu yanlız İran sınırlarının korunması görevini değil, aynı zamanda Allah yolunda cihadı ve Allah’ın emirlerinin dünyada egemen olması uğrunda savaşmayı kutsal bir görev olarak üstlenmiştir(İran İslam Cumhuriyeti Ana Yasası, 1370(1992). Bu çerçevede, Devrim Muhafızları Birliğinden olan ve dünyada terörist örgüt olarak bilinen Kudüs güçlerini bölge ülkelerine, özellikle İrak, Suriye, Lübnan ve Afganistan`a göndererek, iç savaşta İran`ın ve  Şiiliğin çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır. Fakat, bu dış politika anlayışı Ermenistan’la ilişkilerde geçerli olmamıştır. İran Kafkaslarda ulusal çıkarları çerçevesinde İslam kardeşliğini bir kenara bırakarak Ermenistan ve Rusya’ya yaklaşma siyasetini benimsemiştir. Hatta, 1979`dan müslüman Çeçenleri ve Doğu Türkistan`daki Uygur Türklerini görmeyen İran, Çin ve Rusya tarafından bu müsülmanlara uygulanan şiddet, işkence ve idamları bile görmezden gelmiştir. Çeçen ve Uygur müslümanları konusunda susan İran mollaları, islami medyasında bunlarla ilgili haber ve yazılara bile yer vermemiştir.    

İran`ın desteğini arkalarında gören Ermeniler, din unsurunu Azerbaycan ve Türkiye’ye karşı Batı kamuoyunda sıklıkla kullanagelmişlerdir. Özellikle 11 Eylül 2001 New York saldırısından sonra Ermenilerin ABD ve Batı`da hıristiyanlık konusundaki suistimalleri gittikçe artmaktadır. 1991’de Sovyetler Birliğinin yıkılmasından sonra İran İslam Cumhuriyeti sürekli olarak Ermenistan’ın yanında yer almıştır. Bu yakınlaşmayı etkileyen faktörlerden birisi Azerbaycan Cumhurıyet’nin Bağımsızlığının kazanması ve Güney Azerbaycan`la(Iran Azerbaycan`ı) birleşmesidir. Bu korku günümüze kader İran`ı hep tedirgin etmiştir. O kadar ki; müslüman İran, Azerbaycan-Ermenistan çatışmasında Hıristiyan Ermenistan’ın yanında yer almıştır. Nitekim, İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan Ermeistan Devleti ve Siyaseti başlıklı kitabın önsözünde, “…İran, Ermenistan devletinin yaslanabileceği ve güvenebileceği devletlerden biridir.” denilmektedir. (Roshendel ve Kulipur,  1994: I)

İran-Ermeni yakınlığı yanlız günümüz İran molla hükümetiyle sınırlı değil, 1920‘lerde Paris’te yayınlanan Turşak adlı Ermeni gazetesinde yer alan “İran ve Turan” başlıklı yazıda yazar, İran Ermenilerin ikinci vatanı ve Iİanlıları ırkdaşları olarak takdim etmekte ve Ermenilerele Farsları birleştiren tarihi etkenleri şöyle açıklamaktaydı: “Bu iki milleti daima bir dış düşman tehdit etmiştir. Ortak ve genel bir düşman bu iki milletin hayat ışığını söndürmeğe çalışmış vr bununla bu iki millet birleşmiştir. Bu düşman da Türk milletidir.”ve aynı gazetede, “Ankara Turanizme merkez olduğu gibi Tahran ve İsfahan da Ari ırkının kardeş ve ittifak menşesi, İranizmin merkezi olmalıdır. İran’da “Aryan ocağı” veya “Aryan merkezi” teşkil edebiliriz. Bu ocak ve merkez etrafında necip Fars ve İranlılar, çalışkan ve açık göz Ermeniler, Afganlar, ve bütün Ari ırkından milletler toplanmalı ve birleşmelidir ve bu yol ile Aryanizm ocakları yapmalıyız”. denilmekte. (Mehmetzade, 1927: 13) Aynı şekilde İran mollaları  Ermenistan ve onun Taşnaksutyunu partisini Türkiye ve Azerbaycan`a karşı para ve başka yardmlarla güçlendirmekte ve kullanmaktadır. Dahası, Lübnan`ın Başkenti Beyrut`un Aşrefiye mahallesi ve çevresi bazı Ermeni ırkçılarının özellikle Ermeni terör örgütü ASALA`nın yaşadığı yerlerdir. Bu bölgelerde İran mollalarının ajanları ve terör grubu olan Kudüs güçlerinin bu gruplarla ilişki içinde oldukları bilinmekte ve bu ilişkiler Lübnan savaşından günümüze kader devam etmektedir. Ayrıca, İran`ın yıllarca Ermenilerle birlikte, PKK, Kıbrıs Rumları ve Yunanlılarla Türkiye`ye karşı işbirliyi yaptığı da bilinmektedir.

Günümüz İran`ın nüfusunun çoğunluğunu oluşturan ve kendi topraklarında yaşayan, Azerbaycan Türkleri, Beluçlar, Türkmenler, kürt ve Arap etnikleri baskı ve şiddete maruz kalırken, Ermeni azınlık tüm haklarına sahip durumdalar. Ermenilerin her yıl 24 Nisan`ı sözde”Ermeni Soykırımı” günü olarak dünya kamuoyuna duyurulmasında, İran en rahat davranabilcekleri ülkelerden birisi olarak görülmektedir. İran İslami Devrimi’den sonra, burada yaşayan etnik gruplar içerisinde, İslam rejiminin desteğini arkasında her zaman hisseden tek topluluk Ermeniler olmuştur. İran’la Türkiye arasındaki rekabet zemininde İran, Ermenistan’ın çıkarlarını ve Azerbaycan`ın işgal olunmuş toprakları olan sözde “Dağlık Karabağ Cumhuriyetini” gizli bir şekilde desteklemektedir. Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarına saldırısında bile, içinde Azerbaycan eyaletleri ve bölgesi olan ve ihtiyatla yaklaşan İran, Yüksek miktarda askeri, siyasi, ekonomik destek  bu ülkeye sağlamışt ve halen Ermenistan`a destekler devam etmektedir. O kadar ki, günümüzde ABD ve Batı`nın ağır ambargolaryla karşı karşıya kalan mollalar, Ermenistan devletine ve işgal olmuş Karabağ`a desteklerini çeşitli yollarla sürdürmektedir. Azerbaycan gibi tolerant bir ülkede yaklaşık 30.000 Ermeni yaşarken, Ermenistan`da hiç bir Azerbaycan Türk`ü yaşamamakta ve çok sayda Azerbaycan`lı Türk ülkeden kovulmuştur. Hatta, Ermeniler, Azerbaycan`ın tarihi ve kültürel eserlerini ve işgal olunmuş Karabağ topraklarında bile dini yerler ve camilerini yok etmiştir. Bu saygısızlık ve ırkçı davranışlara karşı İran mollaları susmuştur. Gerçekten de, günümüzde tehlikeli ve ırkçı görüşlere sahip Ermenilere, hem İran İsalm Cumhuriyeti hem de, bölgedeki İrak, Suriye, ve bazı Lübnan`lı sertlik yanlısı şii çeteleri ve örgütleri, İranla paralel hareket ederek haksızlıklara  hep susmuşlardır. Halen Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgalini ve bu bölgedeki Azerbaycan Türk’üne yapılan soykırımı görmezden gelen mollalar, şeytancasına Azerbaycan`ın işgal olunmuş topraklarına karşı yeni oyunlarını sürdürmektedirler.     

Özetle, kendisini İslam’ın bayraktarı olarak nitelendiren, Irak’taki Şiilere, Suriye`ye, Lübnan’a ve Filistin’e koşan İran Islam Cumhuriyeti, müslüman topraklarını işgal eden Ermeniler ile yakın ilişki içinde bulunması ve Karabağ konusunda haklı Azerbaycan olurken, Ermeni ve Ruslarla işbirliğini gelişltirmesi, ve hatta Çeçenler ve Uygur Türkleri gibi bazı müslüman milletlerin şiddet altında olduklarını görmemesi, öncelikle kendi vurguladığı İslam ilkeleriyle bağdaşmamakta ve yanlız din, mezhep ve Şiiliği kendi İranlı/Fars çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır. Bu da, 1979`dan mollaların islam dini ile değil şeytan oyunu ile davrandıklarının sübutudur ve şeytanlığı Batı`da, Doğu`da ve başka yerlerde değil, kendilerinde görmelidirler. 

Kaynaklar

1. İran İslam Cumhuriyeti Ana Yasası, İran Kültür Bakanlığı Yayınları, Tahran, 1370 (1992).

2. Roshendel, Celil ve Rafik Kulipur, Ermenistan Devleti ve Siyaseti, Tahran, Dışişleri Bakanlığı, Basın Yayın Müessesesi, 1373(1994).

3. Mehmetzade, Mirza Bala, Ermeiler ve İran, İstanbul, Necm İstikbal Yayınları, 1927.

Aran ERDEBİLLİ

06 Şubat 2013

UAEK ve Hameneyi`nin Fetvası: Molla Rejimi Çürük Düzenini Koruyabilecek Mi?

 imagesCA16MJR6

Foto bbc: UAEK Başkanı Yuki Amano

An Iranian cleric prays as a prayer leader for female students before a ceremony to form a human chain around UCF to show their support for Iran's nuclear programme in Isfahan15 Kasım 2011 İran`ın İsfahan şehrindeki uranium zenginleştirme tesisleri çevresinde insan zinciri oluşturan ve nükleer faaliyetlere destek için dua eden İran mollası ve güya rejim destekçileri. ( Foto: Reuters)

imagesCA2WFDZR

Foto: ekonomist

İran’ın gizli nükleer silah yapma çabaları, özellikle son dönemlerde Başkent Tahran`daki Parçin merkezinde şüpheli ve gizli çalışmaları, ABD ve Batı ile birlikte, Uluslar arasaı Atom Enerji Kurumu’nu da tedirgin etmektedir.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) başkan yardımcısı Herman M. G. Nackaerts ile İran`ın UAEK`daki Daimi Temsilcisi Ali Asger Sultaniye başkanlığındaki yeni müzakereler Tahran`da 17 Ocak 2013 tarihinde bir önceki müzakereler gibi “olumlu ve yapıcı” olarak değil de, sonuçsuz olarak bitti. 12 Şubat`ta yeniden müzakereler için Tahran`da bir araya gelmeye karar verseler de, fayda sağlayamayacağı şimdiden görünmektedir. Zira, Sultaniye müzakerelerin “hassas ve karmaşık” olduğuna değinerek, “UAEK ile Parçin konusunda bir anlaşmaya varmamıştık ki, gelip burayı denetlesinler…” ifadesini kullanmıştır. (İran ve UAEK arasındaki nükleer müzakereler, haberler.com, 18 Ocak 2013) Elbette, İran`ın zaman kazanma taktiği ve gizli zenginleştirme faaliyetleri bu müzakerelere olumsuz etki bırakmıştır. Nitekim, UAEK Başkanı Yuki Amano`da Tahran müzakereleri başlamadan önce de olumsuz konuşmuştu.

2013 yılında ya ABD nükleer bombaya sahip bir İran molla rejimini kabul edecek yada BM`lerin gücünü de arkasına alarak savaşla mollaları nükleer bomba elde etme çabalarından engelleyecektir. 1979 yılından din ve Şiilikle  yatıp kalkan molla düzeni, bu defa gerçekten kendilerinin bir uçuruma yuvarlanacaklarından emin oldukları için yeni taktikler geliştirmekteler. Hatta, yeni müzakereler bile başlamadan önce, süreci etkilemek ve grubu yanıltmak için Hamaney`in 2012  “nükleer silah yapmak haramdır” fetvasını sık sık dile getirmişlerdir. Nitekim, İran`ın dış işler bakanlığının sözcüsü Mehmanperest, İran dini lideri Hameney`nin “nükleer silah yapmak ve kullanmal haramdır” fetvasının İranlı siyasetçiler için hukuken mutlak bağlaycı olduğunu belirtmiştir. (İran: Nükleer Silah Haramdır, Yeni şafak, 15 Ocak 2013)

Böylece, müzakereleri etkilemek, nükleer bomba elde etmek ve 34 yıldan beri sömürdükleri ülkeyi yine ellerinde tutabilmek için din ve şiiliği devreye sokmaktalar. Bu defa mollalar dini liderleri Hamaney`nin fetvasıyla, koltuklarını korumaya çalışmaktalar. Bu yapılırken, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri de hızlı bir şekilde ilerlemektedir.

İran aslında her ne kadar nükleer krizini iç karışıklıklar ve parçalanma korkusuyla, yumuşatmaya çalışsa da, mesele göründüğü gibi olmamaktadır. Günümüzde İran hem iç sorun yaşamakta hem de, Batı güçlerinin, hatta Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Atom Enerji Kurumu’nun baskısı altındadır. Dolaysıyla İran hem içte hem de dışta bir çıkmaza girmiştir. Gittikçe çürüyen sisteme sahip İran  hükümeti, halktan uzaklaşarak yalnızlaşmaya doğru da gitmektedir. Bunu da, geçen 2009 seçimlerindeki halk protestolarını kanlı şekilde bastırılmasıyla şahit olmuştuk. Dışarıdan ise, baskılar İran üzerinde artmaktadır. İran’ın molla düzeni artık içinde halk desteğini kaybetmiş, halk ekmek peşinde, ekonomisi ise gittikçe felakete ve çökmek üzere ve milli parası Riyal değersiz durumdadır. Bir taraftan, sosyal, siyasal vb. sıkıntılar artmakta diğer taraftan ise, İran seçimleri yakınlaşmakta ve siyasi gerginlik ülkeyi bir tehlike ile karşı karşıya koymaktadır. Bu da, molla sisteminin içten dağılma sürecini hızlandırmaktadır. Tahran rejimi bunun farkında, fakat, İran bu durumda nükleer krizi başarıyla atlatabilirse; kaybolmuş kendi imajını hem içte hem de dışarıda tekrar kazanmış olacak ve hükümetini sürdürmek için milletin desteğini de tekrar elde etmiş olacaktır. Bu da, bu günden sonra düşük bir olasılıktır. Görünen o ki, dini lider Hamenyi`nin “nükleer silah yapmak haramdır” gibi fetvası bile İran`ın çürümüş molla düzenini koruyabilmeyecektir.

Aran ERDEBİLLİ

21 Ocak 2013

Kanlı Yanvar

 20_yanvar_200113_35

        imagesca9o5mjv

Foto: trend

Bu gün 20 Ocak Azerbaycan`da “Kanlı Yanvar” veya “kara Yanvar” günüdür. 23 yıl önce, Bakü`nün sokakları  Azerbaycan`ın kadını, erkeği, çocuğu ve yaşlısının kanıyla boyanmıştır. Sovyet Birliği`ne karşı ilk bağımsızlık mücadelesini veren Azerbaycan Türk milleti, Bakü`nün özgürlük (Azatlık) meydanında özgürlük için göğüslerini Gorbaçov`un gönderdiyi Rus tanklarına karşı siper ederek kahramanlıklarını ortaya koymuşlardır. İki gün içinde donatılmış Rus ordusu Bakü`nün Azatlık meydanında bir katliam uygulmıştır. Yüzlerce Azerbaycan Türk`ü Ruslar tarafından öldürülmüştür. İşte Azerbaycan`ın bağımsızlığı bu kahramanların kanlarıyla güçlenmiş ve bir yıl bu kutsal mücadeleden sonra, Azerbaycan milleti bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. 1991`den büyük Azerbaycan`ın Kuzey kısımı olan Azerbaycan Cumhuriyeti milli bağımsızlık günlerini yaşamakta. Fakat, İran içinde kalan güney kısmı ise işgal altında ve “Kanlı Yanvar” gibi hadiselerden ruh almakta ve canlanmaktadır. Bu defa, Güney Azerbaycan Türklüğü Tahran hakimiyetini Tebriz`den kesip atma mücadelesini vermektedir. Tüm iç ve dış engellere rağmen, Güney Azerbaycan milleti “Kanlı Yanvar” tarihinden ders alarak, hem kendi bağımsılığına kavuşacak, hemi de bir olmaya doğru güçlü addımla atmayı başaracaktır. Tıbkı Bakü`nün Moskova`yı Kuzey Azerbaycan`dan silip attığı gibi, Tebriz de Tahran hakimiyetini Güney Azerbaycan topraklarından silip atacaktır.  O gün de başlamıştır… 

Kanlarıyla özgürlük ve bağımsızlığı tüm Türk Azerbaycan milletine(Kuzey-Güney) hediye eden ve yaşatan “Kanlı Yanvar” şehitlerimizi saygı, şükran ve minnetle anıyoruz. 

Aran ERDEBILLI

20 Ocak 2013         

By Aran Erdebilli