HOCALI`YI UNUTMADIK…

6522933[1]

1992 yılında ırkçı ermeni taşnakları ve aşırı milliyetçileri, Sovyet Birliği`nin dağılmasını fırsat bilerek, Azerbaycan topraklarına ve orada yaşayan Türk milletine kalleşce saldırıya geçmişlerdir. Rusların yardımıyla donanmış Ermeni ırkçı askerleri Karabağı işgal ederek Hocalı`da silahsız insanlara kadın, çocuk ve yaşlı demeden işkence verip öldürmüşlerdir. İnsanların kulaklarını, burunlarını keserek, derilerini soyarak, diri diri yakarak ve bu vahşi cinayetlerinin filmini bile kayıda alarak kendi Ermeniliklerini göstermişlerdir. Ermenilere göre, Azerbaycan`lı hamile kadının karnını yırtarak bebeğini çıkarmak güya zafermiş, Hocalı çocuklarının gözü önünde babalarını diri diri yakmak ve çocuklarına izletmek güya büyük bir zafermiş, yaşlı insanların kulağını ve burnunu kesmek büyük bir zarfermiş ve bunlara benzer insanlığa sığmayan vahşilikler güya büyük bir ermeni zaferiymiş. Bu hasta ruhlu Ermeni vahşiliyi yabancı gazeteler tarafından bile yayımlanmış ve dünya tarafından bilinmektedir. Fakat, dünya`daki Birleşmiş Milletler, uluslararası ceza mahkemeleri ve İnsan hakları gibi kurum ve kuruluşların da bu cinayetlere susması ve halen bir adım atmamaları düşündürücüdür. Bu örgütlerin çoğu da, bu katil Ermenilerin halen dünyada elini kolunu sallayarak gezdiklerini ve bir kaç cani Ermeni`nin bile şu anda Ermenistan devletinin başında olduğunu bilmektedirler. Hatta, katil Ermenilerin bir çoğu Ermenistan`da yaşasalarda, bazıları, Rusya, İran, Lübnan, Fransa, Arjantin, Avustralya ve ABD gibi ülkelere gidip gelmekteler.   

Ermeni ırkçıları savunmasız Hocalı`nın sivil insanını Türk oldukları için görülmemiş işkencelerle öldürüp 120 milyona yakın Türk`ü bölgeden yok edip bitirecklerini sansalar da, yanılıyorlar. Bu hunhar saldırılarının cevabı, bölgedeki 3-4 milyon ermeniye çok ağır olacak. İşte bu fitne ve kinlerinden dolayı nüfusları hep azalmaktadır. Artık bu çirkin ve nifret dolu saldırılarından ötrü tarihten silinmeye doğru gideceklerdir. Bu vahşiliklerini yaparken de, dünyayı kandırarak kendilerini “mazlum” millet olarak tanıtıyorlar.

Ermeniler hiç düşündüler mi? Ne zamana kadar başka ülkelerin  bölgedeki piyonları olacaklar? Ne zamana kadar Rusların kucağında korku ile yaşayacaklar? Ne zamana kadar oyuna gelerek yıllardır yayn yana yaşadıkları komşularına saldıracaklar? Bir millet ağıllı olmaz ise, kendisiyle birlikte gelecek nesillerinin de yaşamını karartır. Bölgedeki 120 miliyona yakın Türk, Karabğ`daki Hocalı soykırımını hiç unutmadı, tam tersine bu kalleş ve kahpe Ermeni saldırısını ve vahşiliğini Türk çocuklarına öğretmekteler. Ermeni ırkçı çete ve örgütlerinin cevabı yaptıklarından daha da ağırı kendilerine geri dönecektir. Ermeniler bu kahpe saldırılarla aslında zafer değil, kendi Ermeni nesillerinin geleceğini yok etmişlerdir. Bunu da, zaman gösterecektir.

Karabağ`da özellikle Hocalı`da soykırıma uğrayan Azerbaycan Türklerini saygı ve rahmetle anıyoruz.

HOCALI`YI UNUTMADIK…

Aran ERDEBİLLİ

26 Şubat 2014

Uncategorized içinde yayınlandı

Tebriz Başkent`li Azerbaycan Milli Hükümeti`ne Bağlı Özerk bir Eyalet: “Mahabat Cumhuriyeti”

untitled

images

Değerli okuyucular,

Bildiyiniz gibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`ın davetlisi olarak Türkiye`nin Diyarbakır şehrine gelen Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani buluşması ve görüşmesinden sonra, Türkiye`deki Kürtçüler ve terör örgütü PKK destekçileri bilinçli ve abartılı olarak “Mahabat Cumhiriyeti”nden bahs etmeye başlamışlardır. Oysa ki, bu oluşum 1946 yılında İran`nın Kuzey Batısında kurulan ve başkenti Tebriz olan Milli Azerbaycan Hükümetine bağlı özerk bir eyaletti. Bu konuda değerli dostum Dr. Talas Avşarlı`nın gerçeklere dayanarak kaleme aldığı güzel çalışmasını sizinle paylaşmak isterim.

Kürt Tarihi – Kürtlerin Azerbaycan ‘da Yerleşmesi

Dr. Talas Avşarlı

Siyasi literatürde “Mahabat Cumhuriyeti” ibaresi yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Söz konusu ibare geniş biçimde kullanılsa da, kavramın atıf yapıldığı 1946’daki Kürt oluşumu bambaşka bir oluşum idi. 1945 ve 46’daki tarihi süreci doğru ve adaletli okuduğumuzda “Mahabat Cumhuriyeti” olarak adlandırılan oluşum Azerbaycan Milli hükümetine bağlı özerk bir eyalet olduğunu görebiliriz. Mahabat Cumhuriyetinin abartılması Kürtçülerin, Fars Milliyetçilerin, Komünistlerin ve yabancı uzmanların propagandası sayesinde gerçekleşmiştir. Halbuki “Mahbat Cumhuriyeti” ibaresi tarihin çarpıtılmasından başka bir şey değildir. Bu çalışmanın amacı “Mahabat Cumhuriyeti” kavramı altında ortaya atılan tarihi çarpıklığı analiz etmeye çalışmaktır. Yazımızda ilk önce Kürtlerin Güney Azerbaycan bölgesinde yerleşim tarihi ve dağılımı anlatılacak, ardından Azerbaycan Milli Hükünmeti (1945-46) kuruluş süreci, daha sonra ise “Mahbat Cumhuriyeti” adlandırılan tarihi olgu değerlendirilecektir. Yazımızın sonunda bir genel değerlendirme yapmaya çalışacağız. Kürtlerin Azerbaycan ‘da Yerleşmesi Kürtlerin Azerbaycan’da yerleştiği bölgeler Urmiye gölünün batısında Soğukbulak[1] (Mahabat) bölgesi ve 20 km. bir şerit eninde dağlık arazileri kapsamaktadır. Burada nüfusun çoğunluğunu Azerbaycan Türkleri oluşturmaktadır. Bu bölgede Kürt köyleri, Türk köylerine göre sayıca daha az ve önemsizdir.[2] Şerefname[3]ye göre Irak’ın Süleymaniye şehrinde yaşayan ve Baban aşiretine mensup Mükri aşireti, 16. y.y. sonunda Güney Azerbaycan’a göçerek Soğukbulak bölgesinde Cebeklu Türklerini yenip bölgeyi ele geçirmişlerdir. Mahabat tarihçesinin yazarına göre Şakkakan, Belbas ve Dehbokri aşiretlerinin birleşmeleri 17. y.y. itibaren Osmanlı arazisinden göçerek Azerbaycan’da yerleşmeleri ile başlamıştır. Söz konusu aşiretlerin I. Dünya Savaşına kadar yılın yarısını Osmanlı topraklarında geçirdiği bildirilmektedir[4]. Azerbaycan’da yaşayan Kürtlerin çoğu göçebe ve yarı göçebe aşiretlerden oluşmaktadır.Kentlerde (Mahabat,Bokan) bile toplumsal ilişkiler kan bağı ve aşiret düzeni üzerinde kurulmuştur. Bölgedeki siyasi,tarihi şartlar sonucu özellikle Pehlevi döneminde başlayarak Azerbaycan’da Kürtlerin yaşadığı bölgeler Kürtçü hareketlerin merkezine çevrilmişti. Güney Azerbaycan ’da ki Kürtlerin siyasileşmesinin sebepleri mezhep farklılığı[5], dil farklılığı, Birinci Dünya savaşında Asurilerin bölgede bağımsız harekatına girişmeleri[6] ve Kuzey Irak‘ta Kürt teşkilatlarının etkisi olarak söylemek mümkündür. Azerbaycan Milli Hükümetinin Kuruluşu ve Kürt Sorunu Pehlevi rejimi aşırı Fars(Ari) nasyonalist tezine dayanarak başka milletleri özellikle Azerbaycan Türklerini asimilasyon siyasetine tabi tutmuştu. İran’ın toplumsal–ekonomik bakımdan en ileri bölgesi olan Azerbaycan bu siyaset sonucu ağır duruma düşmüştü. Tahranın idari işlerin yapıldığı merkeze çevirmesi siyaseti Azerbaycan ekonomisini olumsuz etkilemişti. Ayrıca Azerbaycan sermayesi, işadamları, ihtisas sahipleri ve işçilerinin başka yerlere göçmesi, ekonominin gelişimini engellemişti. Azerbaycan milleti, milli medeni haklarından yoksun bırakılmış ve asimilasyon siyasetine tabi tutulmuştu. II. Dünya Savaşı İran’da Rıza Pehlevi’nin 20 yılık despot hakimiyetine son verdi. Merkezi hakimiyet iktidarının sona ermesi ile Güney Azerbaycan’da cemiyetler ve siyasi teşekküller hızla gelişmeye başladı. Bütün bu cemiyet ve teşekküllerin esas isteği Meşrutiyet (1906-11) Anayasasında ön görülmüş “Eyaleti ve Vilayeti Encümenlerin” kurulması ve merkez elinde toplanan gücün bölgelere dağıtılmasıydı. S.C. Pişeveri bütün bu güçleri Azerbaycan Demokrat Partisi bünyesinde birleştirerek organize bir yapıya kavuşturdu.Azerbaycan Demokrat Partisi Azerbaycan milletinin isteklerini Tahran hakimiyetine sundu. Azerbaycan’ın özerkliyi, Türkçe’nin resmi dile çevrilmesi ve Azerbaycan’dan alınan vergilerin Azerbaycan’a tahsis edilmesi Azerbaycan Demokrat Partisinin temel isteklerini oluşturmaktaydı. Ama Tahran hükümeti bu talepleri reddetmişti. Tahran, Azerbaycan’ın isteklerini reddettiği için ADP tarafından Azerbaycan Milli Meclisi oluşturulmuş ve Milli Hükümetin kurulmasına karar verilmişti. Aralık 1945’te Azerbaycan’da kurulan Milli hükümet çeşitli sorunlarla karşı karşıya geldi. Milli Hükümetin karşılaştığı sorunlardan biri de Azerbaycan’ın batı ve güney batısında yerleşmiş bulunan ve geçmişte de Azerbaycan’a büyük sorunlar yaratmış olan Kürt aşiretleriydi. Milli hükümet için Azerbaycan toprakları içinde yerleşen Kürt aşiretleri ile kurulacak ilişki, önemli ve stratejik anlam ifade etmekteydi.Çünkü Azerbaycan Demokrat Partisi ve Milli Hükümet, Azerbaycan’da yaşayan Kürtleri bir tahdit olarak algılıyor ve bütün Kürtçü faaliyetleri dikkatle izliyordu. Milli Hükümet, Kürtlerin Tahran tarafından kışkırtılmasından endişe duymaktaydı. Böyle bir durumda Azerbaycan iç savaşla karşılaşabilirdi. Bu sebepten dolayı Azerbaycan Milli Hükümeti, Kürtlere Azerbaycan çerçevesinde özerklik önermişti. Başka bir ifade ile Milli Hükümet, Kürt sorununu “Eyaleti ve Velayeti Encümeni” çerçevesinde çözmek istiyordu. Bu çözüm önerileri “Kürt,Ermeni ve Asuri gibi azınlıkların hakları korunacak ve kendi dillerinde okuyacaklar”, “Milli ve mahalli özerklikler eyaleti ve vilayeti encümenleri vasıtası ile verilecektir” şeklinde ADP’nin tüzüğünde yer almıştı. Ayrıca “Milli Hükümetin programının 19. maddesinde “Azerbaycan Milli Hükümeti” Azerbaycan’da yaşayan bütün vatandaşları özellikle Kürtleri, Ermenileri, Assurileri hukuk ve yasalar karşısında beraber hesap ediyor” şeklinde ifadeye yer verilmiştir[7]. Milli Hükümetin programları ve çabaları bu sorununu çözmeye yetmedi. Çünkü sorunun kökenleri görüldüğünden daha derinlerdeydi. Sorun “Kürdestan Demokrat Partisi” (KDP) ve Molla Barzenai arasındaki derin ilişkiden kaynaklanmaktaydı. “Mehabat Cumhuriyeti” veya “Mahabat Özerk Bölgesi” 1943 yılında Soğuk bulak’ta (Mahabat) bir grup genç bir araya gelerek ilk gizli Kürt örgütü olan Kürt Diriliş Topluluğu (Kömala-Jiani–Kürt) kurdular. KJK’nın kurulduğu toplantıya Iraklı bir Kürt temsilci (Yüzbaşı Mirhaç) katılmıştı[8]. 1945 yılına kadar bir çok Kürt aşiretinin önde gelenleri, örgüt içerisinde faaliyete başladılar. Örgütün daha önemli bir aşamaya girmesi Kadi Muhemmet’in[9]üyeliği ile başlamıştır. 1944 Ekim ayında Kadi Muhammet örgüte üye oldu. Çok kısa sürede partinin başkanlığına getirildi. Eylül 1945’te Molla Mustafa Barzani 10 bin kişi ile Irak’tan Güney Azerbaycan topraklarına geçti. Barzani, Güney Azerbaycan’da ki Kürtçü hareketleri yaymak ve desteklemek amacı ila, üç bin silahlı adamını Kadi Muhammet’in emrine vermişti. Barzani’nin desteği ve yardımı ile Ekim 1945’te Kadi Muhammet başkanlığında Kürdistan Demokrat Partisi kuruldu. Kürtçülüğün yayıldığı bu dönemde Azerbaycan Demokrat Partisi, Milli Meclis seçimlerinin gerçekleştirilmesini kararlaştırmıştı. 27 Kasım 1945’te Azerbaycan’ın bütün vilayetlerinde meclis seçimleri başladı. Üç gün süren seçim sonucunda 32 seçim bölgesinden 101 milletvekili seçildi. Bu vekillerden beş kişi Soğukbulak bölgesini temsil edecekti[10] Meclis seçimleri gerçekleştikten sonra ADP’nin askeri gücü olan Fedailer, İran ordusuna saldırmaya başladı. Bu saldırıların sonucu 13 Aralıkta Tebriz, 19 Aralık’ta Urmiye ve 31 Aralıkta Soğukbulak, Azerbaycan güçlerinin denetimi altına geçti. Soğukbulak kenti Azerbaycan Demokrat Partisi’nin eline geçtikten sonra Kürtleri kışkırtmamak için bölgenin valiliği Kadi Muhhemet’e verildi. Azerbaycan Milli Hükümeti hem Tahran, hem de Kürtleri ile savaşamayacağını farkındaydı. Bu sebepten S.C. Pişeveri, Kürtleri kendi yanlarına almaya çalışıyordu ve sürekli Azerbaycanlılarla Kürtlerin dostluk ve kardeşliğinden söz ediyordu. Azerbaycan Hükümeti, Kürtleri Azerbaycan Milli Hükümeti’nin çerçevesinde kalmalarını ve özerk bir yapıya sahip olmalarını istiyordu. Ama Kürtler Barzani aşiretinin askeri gücüne dayanarak kendi ülke sınırlarını çizmek istiyorlardı. 22 Ocak 1946’da Soğubulak özerk bölgesi ki Kürtlerce İmali bir şekilde “Kürdistan Cumhuriyeti” olarak adlandırılırdı kuruldu. Kadi Muhemmet’in “Kürdistan Cumhuriyeti” olarak adlandırdığı siyasi oluşum üç kentten oluşmaktaydı; Sulduz bölgesi (Türklerin ağırlıkta yaşadığı bölge), Soğukbulak ve Bukan[11]. Azerbaycan Milli Hükümetin arazisi ve Mahabat Özerk Bölgesi Kadi Muhemmet’in bağımsız devlet kurmaya kalkıştığı kentler Azerbaycan’ın en eski ve tarihi kentlerinden sayılırlar. 100-120 bin civarında olan bölge nüfusun en az 50 bini Azerbaycan Türkleri oluşturturdu. İlginç olan şu ki Fars ve yabancı yazarlar herhangi bir belgeye dayanmadan yazdıkları kitap ve makalelerde Kürt özerk bölgesini Soğukbulak’tan Türkiye -Güney Azerbaycan sınırları boyu genişletmektedirler.Halbuki Mahabat özerk bölgesi Sulduz, Soğukbulak, Bokan arazisi dışına çıkmamıştı. Bu maksatlı yazıların amacı Güney Azerbaycan’ın batı komşularıyla ilişkilerini kesmekten başka bir şey değil. Mahabad Özerk Bölgesinde kurulan meclis ve bakanlar kurulunda söylediğimiz bölgelerden hiçbir temsilci yer almıyordu.[12] Kadi Muhemmet’in bu girişimi Azerbaycan Milli Hükümeti’ni ciddi şekilde rahatsız etmişti. Bu girişimden sonra Gazi Muhammet, Tebriz’e çağırılarak sert bir şekilde uyarılmıştı. Milli Hükümet, Kürtlerin Azerbaycan toprakları içinde kendilerine bir ülke sınırları çizmeye kalkıştıklarını kesinlikle kabul etmiyor. Mahabat’ın Azerbaycan’ın özerk yönetimi çerçevesinde kalması konusunda ısrarlıydı. Milli Hükümet’in ısrarcı tutumu Kürtleri rahatsız etmişti amma Kürtler istedikleri gibi davranmaya devam ediyorlardı. Bu sebepten Kadi Muhammet, mart ayında ikinci kez Tebriz’e gelmesi istenildi. Mart görüşmesinde Kürt heyeti kendi tutumlarını bu şekilde belirtmişti[13]: “bir devlete katılmak gerektiğini düşündüğümüz zaman tercihimiz Azerbaycan değil, yeniden İran’a katılmak yolunda olacaktır”. Bu görüşmelerin hemen ardından Koşaçay (Miyandoab) bölgesinde Azerbaycan ordusu ile Kürtler arasında sıcak çatışmalar yaşanmaya başladı..Ayrıca silahlı Kürt aşiretleri köylerden gelerek Urmiye (Urmu, Urmiya, Orumiyeh, Orumiyeh), Hoy ve Salmas şehirlerinde karmaşa yaratmaya başladılar ve Urmiye’da bir askeri alanı kuşatma altına aldılar (Gulam Yahya’ya göre burada Tahran hükümetinin gizli istihbarat teşkilatı önemli rol oynuyordu). S.C. Pişeveri, General Gulam Yahya’ı bölgeye göndererek krizin çözülmesini sağladı ve her hangi bir çatışma olmadan Kürtler köylerine geri döndüler.Fedailer şehirlerin denetimini ele aldılar. Milli Hükümet çeşitli Kürt aşiretlerinden 300 kişiyi sınırları korumak için görevlendirdi[14]. Bu olaylar yaşandıktan sonra Azerbaycan Milli Hükümeti iki yol ayrıcında kalmıştı ve Azerbaycan milletinin kaderi söz konusuydu. Bu yüzden S.C. Pişeveri Kürtlerle müzakere yolunu seçmişti. 23 Nisan 1946’ta Kürtler ve Azerbaycan Milli Hükümeti arasında bir dostluk antlaşması imzalandı.Ancak bu antlaşmada temel konulara özellikle sınırlar konusuna değinilmedi. Pişeveri Kürtlerin aşiret yapısını ve bölgedeki dengeleri göz önünde bulundurarak Mahabat Özerk Bölgesinde kurulacak bir “Kürt Devletinin” sağlam bir temel üzerinde kurulamayacağını ve bu yarımcık devletin ayakları yüzerinde duramayacağını ve er ya da geç Azerbaycan terkibine katılacağını biliyordu. Kadi Muhammet’te bu gerçeğin farkındaydı. Öyle ki, Tebriz’de müzakereler zamanı “hastanın doktor tedavisine uyması gerekir” sözü ile geri adım atmıştı. Direk Kinan’a göre Soğukbulak bölgesinde kurulacak “Mahabat Cumhuriyeti” bekası için Sovyetler Birliğine ve Tebriz hükümetine dayanmak zorundaydı. “Kürtler ne kadar Azerbaycanlardan nefret etsellerde kaderlerinin Azerbaycan Cumhuriyetinin yaşamasına bağlı olduğunu biliyorlardı”. Söz konusu gerçekler Kürtçü kesimin Azerbaycan Milli hükümetine yakınlaşmasını sağlamıştı. Kadi Muhammet yaptığı hatalardan ders almalıdır ki, silahlı güçlerini ve yönetimini çağırarak Azerbaycan’ı savunacaklarına yemin etmelerini istemişti[15]. Dünyada dengelerin değişmesi ve meydana gelen yeni gelişmeler Azerbaycan Milli Hükümetini Tahranla görüşmeye zorlamıştı. 28 Nisan 1946’da (Mahabat Özerk Bölgesinin kurulduğundan 95 gün sonra) S.C. Pişeveri Tahran’la müzakereye gittiği zaman hükümet işlerini Meclis Başkanı M. Şebesteri ve Tebriz’de bulunan Kadi Muhammed’de bırakmıştı. Görüldüğü gibi Kadi Muhammed’in hiçbir zaman Tebriz’le ilişkisi kesilmemişti ve bir Azerbaycan yetkilisi gibi kabul ediliyordu[16]. 13 Haziran 1946’da Tebriz ile Tahran arasında bir anlaşma imzalandı. Söz konusu anlaşmada Mahabat özerk bölgesi hakkında hiçbir ifade bulunmamaktadır.Kürtler için ne yerel meclisten ne de özerklikten söz edilmişti[17]. Azerbaycan ve Tahran arasındaki görüşmelerde Kürtler konusunda “Azerbaycan’da yaşayan Kürtler” ifadesi kullanılmıştı..15 maddelik anlaşmanın 13’cü maddesinde “Azerbaycan’da yaşayan Kürtler bu anlaşmanın meziyetlerinden yararlanarak ilk okulda kendi dillerinde eğitim ala bilirler” denilmişti.[18] Temmuz ayında iki Kürt aşireti arasında şiddetli çarpışmalar yaşandı.Tebriz’den fedailer bölgeye gönderildi ve yaralılar Tebriz hastanelerinde tedavi altına alındı[19]. 5 Ağustos1946’da Kadi Muhammet Tahran’da yetkililerle görüşmeye gitti. Kadi Muhhemet, Kavamulseltene’den Kürtlerin yaşadığı bütün bölgeleri bir eyalet haline getirip kendini de vali olarak atamasını istemişti.Kavamulseltene ise “ bu sorunun Tebriz’de çözüle bileceğini” söylemişti. Kadi Muhammet’in bu teklifini Milli hükümet adına Salamulah Cavit[20] sert bir şekilde reddetmişti. Kadi’nin bu davranışı Tebriz yönetimini oldukça kızdırmıştı.Çünkü Kadi Muhammet, Azerbaycan toprakları üstüne Tahranla pazarlık yapma hakkına sahip değildi. Tebriz’e döndükten sonra Pişeveri ile görüşmesi gergin bir havada geçmişti. Kavamulseltene bütün anlaşmaları çiğneyerek Azerbaycan’a ordu gönderdi. Urmiye gölünün batısında yaşayan Kürt aşiretleri İran yönetiminin duruma hakim olmaya başladığını görünce İran yönetiminin yanında yer alıp,Tebriz ve Urmiye kentini işgal etmelerine yardımcı oldular. Sonuç ve Genel Değerlendirme “Mahabat Cumhuriyeti” olduğundan fazla ve çarpık bir şekilde abartılmıştır. Yaklaşık 10 bin km olan ve tümü Azerbaycan Türklerinin tarihi toprakları olan (Soğukbulak, Bukan ve Sulduz) bölgeleri Azerbaycan Milli Hükümeti sınırları içindeydi. Kürtler, Azerbaycan topraklarını parçalamaya ve bağımsız “Kürt Devleti” kurmaya çalışsalar da başarılı olamamışlardı. “Mahabat Cumhuriyeti” adı ile bilinen bu oluşum abartılmış yalandan başka bir şey değildir. Bu bölge Azerbaycan Milli Hükümeti’nin özerk bir bölgesiydi. Kadi Muhammet ise bu özerk bölgenin valisiydi. Kürtlerin ayrılıkçı hareketleri ve eğilimleri olsa da bu konuda başarılı olamamışlardı. Mahabat eyaleti Milli hükümetin terkibinden çıkmak istese de buna nail olamadı. *. GÜNAZTAC’ın Kurucusu ve Başkanı.

[1]. Coğrafi adların değişmesi, Merkezi Hükümetin siyasi amacını temin etmek yolunda bir girişim idi. Azerbaycan’da Türk adlarının Fars adları ile değişmesi de siyasetin bir parçasıydı. Azerbaycan’da bir çok şehir, kasaba, köylerin adları değişilmişti Soğukbulak adının Mahabat’a çevrilmesi buna bir örnekti

 [2]. Moctehedi, Abdullah. Azerbaycan Krizi: 1945- 1946 Yılları, Ayetullah Mirza Abdullah Moctehedi’nın Hatıraları; Haz. Resul Caferiyan.- Tahran: Tarih-e Muasır, 1381/2002. s, 24).

[3]. Kürt tarihi hakkında yazılan ilk eserdi. Bu eser 16.yüzyılın sonunda Fars dilinde yazıya alınmıştı.

[4]. Bkz. Barzui, Mücteba. Ozayı Siyası Kordestan az sal 1225 ta 1325. Tahran: 2000.

 [5]. Aynı eser.

 [6]. I. Dünya Savaşında Assuriler Rusların yardımıyla Urmiye’da bağımsız bir cumhuriyet kurmaya çalıştılar ve Kürtleri de yanlarına almaya başladılar.Assurilein bu teşebbüsü Kürtlerde merkezden kaçış duygularını şiddetlendirdi.

 [7]. Arazoğlu, Muhtasar Azerbaycan Tarihi. Bakı: 2000: s. 129.

[8]. Goktaş, hıdır. Kürtler – II Mahabat’tan 12 Eylule. İstanbul: 1991: 16-17.

[9]. Komala örgütü kurulduktan sonra örgütün lideri yoktu. Bunun için Mahabat’ın önde gelen şahsiyeti olarak bilinen Kadi Muhammet’in örgüte üye olması istendi. KadiMuhammet teklifi kabul etti ve kısa süre sonra örgütün başına geldi

[10]. Bu kişiler Seyif Gazi,Hacı Mustafa Davudi, Manaf Kerimi, Kerim Ahmedyan ve Vahab Blurian ‘dan ibaret idi.

[11]. Bkz. Kinanderk. The Kurdish and Kurdestan . Oxford: 1964.

 [12]. Goktaş, Hıdır, 35.

 [13]. Aynı eser: 37.

 [14]. 21 Azer Teşkilatı: Gulam Yahya Daneşiyan Hatıraları. http://www.21azer.com

[15]. Eagleton, Jr. William . The Kordish Repoblic of 1946. Oxford: 1963: 82.

[16]. Zehtabi, M.Takı “Kürt ve Türk” Yol dergisi 2002: 52.

[17]. Goktaş. Hıdır: s. 43.

[18]. Etabeki, Turec. Azerbaycan der İran Muaser. Tehran: 1997: 225.

 [19]. Moctehedi. S. 251.

[20]. Halhal’ da doğdu.On yaşında Baku’ye gitti.Orada Adalet Partisi’nin üyesi olarak Hiyabani ile temas kurmak için Tebriz’e geldi.Sonra Tebriz’de Lahuti isyanına katıldı.sonra Baku’ye dönüp Tıp fakültesine girdi.İran’a döndükten sonra tutuklanıp iki yıl hapis yattı.AMH’ inde İç İşleri Bakanı oldu.Milli Hükümetin tavsiyesi ile merkezi hükümet tarafından Azerbaycan valisi olarak atandı.

Aran ERDEBILLI

18 Kasım 2013

Uncategorized içinde yayınlandı

İran`da Seçimler: Dini Lider Hamaney`in Seçtiği Proses

IranianDemocracy-X

Bu gün İran`da 11. dönem cumhurbaşkanlığı seçimleriyle birlikte eş zamanlı olarak 4. dönem yerel seçimleri de başladı. İran`da seçimlerin adil ve özgür olduğunu söylemek mümkün değildir. Hamaneyi ve çevresi, Humeyni sonrası halkı meydanlara çekmek için ve önceden belirledikleri güya muhafazakar ve islahatçı adıyla ortaya attıkları adaylarla molla düzenini koruyabilmişlerdir. Önceki cumhurbaşkanları Rafsancani, reformçı Hatemi ve muhafazakar Ahmedinejad arasında biraz farklılıklar olsa da aslında bunlar Vilayet-e-Fakih ve İran`ın İslaminin düzenine derinden inananlardır. Son günlerde iki aday Gulamali Haddad Adil ve Muhammad Riza Arif`in adaylıktan çekilmesinden(!) sonra Muhafazakar isimlerin ağırlıklı olduğu altı aday kalmıştır. Bu 6 adayın içinde ise Hamaney`in inandığı Mohammed Bakir Kalibaf (Tahran Belediye Başkanı) Said Celili (Milli Yüksek Güvenlik Konseyi Sekreteri ve Nükleer Başmüzakereci) ve Hasan Ruhani (eski Milli Yüksek Güvenlik Konseyi Sekreteri ve güya reformçı eski cumhurbaşkanı mohammad Hatemiye`ye ve Rafsancani`ye yakın bir aday) ön plana çıkmıştır.

İran`ın Uzmanlar Meclisi (Majles-e-Hobregan) tarafından ömür boyu göreve atanan İran`ın dini lideri Ali Hüseyni Hamaney, günümüzde yürütmenin başı olan cumhurbaşkan mutlak çoğunluk esasında halkoyuyla seçilmesini engelleyerek kendi eliyle belirlemektedir. Öyle ki, Haziran 2009 yılında bu düzensizliği ve rejimin oyununu dünya görmüştür. Şimdiki cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad`ın halk tarafından seçilmemesine rağmen, Hamaney`in eliyle  cumhurbaşkanlığına getirildi ve bu oyuna tepki veren halk kanlı şekilde cadde ve sokaklarda bastırıldı.   

Bu çerçevede mollalar 1979`dan hep yeni oyun ve mtodlarla düzenlerini koruyabilmişlerdir. Molla  düzeninin  derdi kendilerinin vurguladıkları İslam`ın bayrakdarlığı ve Filistin, Hizbullah, HAMAS v.b. değildir. Bunlar yanlız Fars sistemini günümüze kadar korumuş ve halen bu işleri İslam adıyla yapmaktalar. Nitekim 2003 yılında güya demokrat ve diyalogcu cumhurbaşkanı Mohammad Hatemi, ABD`ye mektup göndererek, ABD `den İran`a saldırmamasını, İran`ı şer ekseni görmemesini ve karşısında ise, İran`ın Lübnan, Hizbullah, Filistin ve HAMAS`ı silahsızlandırmasını ve nükleer faaliyetlerinin durdurmasını istemiştir. 

İran`da cumhurbaşkanlığı seçimlerine Hamaney tarafından belirlenen adaylar bir taraftan İran`ın çoğunluk etnik bölgeleri olan ve 1979`dan baskı şiddet ve ayrımcılığa maruz kalan Güney Azerbaycan, Arap – Ahvaz, Balochistan v.b bölgelerine gitmişler. Diğer taraftan ise, tüm devrim muhafızlarını ve gönüllü kaba güçleri besij`i bu bölgelerde de halkı bastırmak için hazır durumda tutmuşlar ve  baskı ve şiddeti gittikçe artırmışlardır. Bu etnik bölgelerin durumu İran mollaları tarafından hep yoksulluk ve sıkıntılarla karşı karşıya getirlimiştir. Yıllardır Güney Azerbaycan bölgeleri ve Türk milleti bunların siyasetlerini görmüş ve bu millete uygulanan fars ırkçı politikaların kurbanı olmuştur. Eski cumhurbaşkanları Ali Akber Haşemi Rafsancani, Muhammed Hatemi ve şimdi ise Mahmud Ahmedinejad v.b. islahatçı ve muhafazakar adlandırılan mollaların uyguladıkları sinsi plan ve programlarının yaraları devam ederken, Hamaney`in yeni adayları arka arkaya Fars`ların yaşamadığı olan Güney Azerbaycan ve başka etnik bölgelere giderek büyük laflarla ve yalanlarla bu milletlere yine yalan vaadlar vermeye başlamışlardır. 

imagesCAXKX1R5

Ne var ki, aç durumda olan İran halkı şuanda bu sahte seçimlere bile heyecan göstermemekte ve hiç bir seçim havası şuanda görülmemektedir. Yoksul halk bıkmış durumda ve yanlız geçim ve ekmek  fikrindedir. Dolayısıyla halk, yanlız karnın nasıl doyuracağını düşünmekte. Son günlerde buğdayın olmaması ve ekmek kuyruklarında bekleyen aç halkın ayaklanmasını engellemek için mollalar çok pahalı fiyatlara buğday almışlardır. Fakat bu durumdan ve sahte seçimlerden  büyük çalkantılarla karşılaşacağını anlayan molla rejimi kabalıkla halk içinde bilinen devrim muhafızları ve besij (gönüllüler) güçlerini halkı sert bastırmak için hazır durumda tutmaktalar. Hatta, bu seçimlerinde ABD, AB, İsrail v.b. ülkeleri ve grupları suçlayarak ve bahane ederek halkı Hameneyi`in seçtiğine karşı çıkmamaları için önceden de mesaj verilmiş ve tepki olduğu halde bastırmak niyetindeler. Oysa, halk Hamaneyi`in ve diktatör rejiminin kaba güçlerine rağmen katılmamak, tepki vermek ve hatta boykot fikrindedir… 

Gerçekten de, Iran`ın özgür olmayan seçimleri dini Lider Ali Hamaney`in ve çevresinin önceden belirlediği ve seçtiği adayların seçim prosesidir. Dolayısyla İran molla rejiminde seçimler yanlız bir boş çabadan ve halkı kandırmadan başka bir şey değildir. Dünya arenasında yanlızlaşan, ABD, AB  ambargolarına maruz kalan, komşuları ve Arap ülkelriyle sıkıntı yaşayan ve soğuk ilişkileri olan İran`i içten büyük bir çalkantı beklemektedir. Bunlar yapılırken, ABD de bölge ülkelrine silah ticareti ve satışını artırmakta ve İran`ın bu kriz zamanında bu ülkelerle rekabet edemeyeceği şimdiden görünmektedir. Rekabete kalkıştığı zamna ise molla düzeninin giderek çöküşüne  neden olacaktır. Bu dağıtıcı ticaretin de İran için büyük tehlikeli olduğu görünmektedir. Böyle bir rejimin bu hassas zamanda sahte seçimlerine katılmak hem terörü destekleyen rejimin ömrünü uzatacak hem de, içindeki çoğunluk olan etnik bölgelerinin daha da önümüzdeki yillarda felaketlerle karşı karşıya kalacakları anlamına gelmektedir.

Aran ERDEBİLLİ

14 Haziran 2013

Uncategorized içinde yayınlandı

Yine Türk Milleti…

untitled

Değerli okuyucular,

Bildiğiniz gibi Türkiye üzerinde bir tehlikeli oyun oynanılmaktadır. 11 yıl sonra Türkiye`nin ne hale geldiğini herkes görmektedir…Hatta bu dönemde Türkiye – Azerbaycan ilişkileri bile gerginleştirmek istenildi. Fakat bu yanlışlıklara iki Türk milleti tepki verdikten sonra AKP bu yanlış yoldan döndü. Demokrasi yanlız AKP`ye oy verenlerin haklarını savunarak Türkiye Cumhuriyeti`nin temelini, tarihini baltalamak ve hep kendi oy veren! tabanını öne çekerek geri kalan çoğunluk halkın değerlerini görmemek,  bastırmak, ezmek, tahkir ederek laf atmak (iki ayyaş v.s.) ve yok etmek anlamına gelmemektedir… Türkiye`nin son olaylarından ve AKP`ye karşı halkın haklı sesinden komşu ülkeleri, yabancılar ve hatta İran mollaları bile faydalanmağa çalışmaktadır. Giderek şehirlere yayılan ve devam eden protestolar AKP`ye karşı başlangıç gibi görünmektedir. Umarım ki, Türkiye Cumhuriyeti, anti-demokratik AKP hükümetine karşı tutumuna daha da güçlü deveam edecektir. Fakat Türk milletinin yolu ve haklı sesi güçler tarafından kullanılmak ve kaydırılmak istenilmekte. Batı ve bazı güçler AKP`ye karşı bu güçlü protestoları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışacaklar ve tabi ki bu milletin gücünü başka yönlere kaydırmağa da hazırlıklalrı var ve  beklemekteler.  Türk milleti  bu oyunlara da izin vermeyecektir. Umarım ki, Türkiye Cumhuriyeti derin bir sıkıntı yaşamadan seküler ve laik Türkiye Cumhiriyeti yoluna, AKP`siz bir yönetimle yine devam edecektir. Kardeş Türkiye`nin  her konudaki zaferi  Azerbaycan`ın (Kuzey-Güney) zaferidir. 

27 Kasım 2012`de  bu blogda yayımlanan “Türkiye İç Ayrışma Sürecine (mi) giriyor”  başlıklı yazımdan bir bölümünü tekrar burada yayımlıyorum.  

…Hangi sürecin ve yolun nışaneleri olabilir bunlar? Düşüncelerime katılmayabilirsiniz, ama dikkat edilirse, 2002 yılından beri Türkiye`nin çizgisinin değiştiğini fark edeceksiniz. İdeolojinin iç politikada ve dış politikada nasıl bir etki ve ayrışmaya doğru götürdüğünü göreceksiniz. Demek ki, tarihten ders alınmıyor .

Bir sade ifade ile denilirse,  devlet kurumlarından birinde başkan, daire başkanı ve/ya bir yetkili ile randevunuz var ve görüşeceksiniz. İlk baştan selamün aleyküm, maşallah, inşallah sözleriyle başlıyor ve elhemdülillah, hadisler ve kuran ayetleriyle sözlerini güçlendiriyor ve sonunda ise, rabbim isterse ile randevu bitiyor. Hele başkanın masasının arkasındaki arapça yazılı küçük kitapçıklar ve sözler bir tarafa. Bu konuda, Türkiye İran`ın devrim sonrasındaki ilk yıllarına benzemektedir. “Türkiye İran olamaz” diyenler dikkatle baksınlar bu inceliklere. İran`da, Humeyni ve onun dinci desteleri halkın din ve inanç damarından girerek güçlü ordusu olan, İsrail, ABD v.b. Avrupa ülkelriyle iyi ilişkisi olan bir şahlık rejimini yıktılar ve sonunda Humeyni Fransa`dan uçakla İran`a geldi. Şimdi aynı oyun Türkiye üzerinde oynanıyor ve  ABD`den(Pensilvanya) Türkiye`ye gelmek isteyenler de var. 1979 yılından beri gördüğümüz riya ve politik İslamın sözcükleri ve oyunları artık Türkiye cumhuriyetinde de görülmeye başladı. Hatta demokratik ve seküler hukuk devleti Türkiyede, müdür veya başkanlar tıpkı İran`da olduğu gibi konuşmalarına bile kuran`dan ayetler ve hadislerle devam ediyorlar.(!) Artık Türk milletinin sokaklarda ve caddelerde kullandıkları dini sözler, ifadeler ve simgeler, alışmadıkları devlet kurum, idareler ve yönetimin de odalarında görebiliyorlar. Acaba, bölgemizde İran gibi teokratik bir rejim dağılmaya doğru giderken, Türkiye`de islama dayalı bir sistem mi kurulmak isteniyor? Acaba, gizli eller tarafından sekuler Türkiye Cumhuriyyeti ılımlı bir İslam sistemine mi çevrilmek isteniliyor. Böyle olursa, kara günler ileridedir, Türk milleti gelecek nesilleri ve cumhuriyeti için bu sürece ve oyunlara dur demelidir. Geç olmadan.

Türkiye`yi yeniden ideolojik temeller üzerine kurmak büyük bir hatadır. Türkiye`den çok, bölge Türklüğünü etkileyecektir. Bu tartışmalar o kadar ileriye gitmiş ki, hatta akademik ve aydın çevreler tarfından bile “cumhuriyet tipi”, “Osmanlı tipi” sözler de ortalığa atılmıştır. Bazi çevreler ise, Türkiye`nin geliştiğine inanmaktdır. Türkiye guya ekonomik açıdan biraz ilerlemekte ve değişmektedir. Doğrudur, Türkiye`de özellikle İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde gelişmeler var, batı tipi binalar, ticaret, alış veriş merkezleri ve inşaatlar çoğalmaktadır. Bunlara benzer adımlar guya Türkiye`nin ilerlemesi demektir. Oysa, Avrupa Birliğinin üyesi İspanya ve Yunansitan`ın da 3-4 yıl önce ekonomik durumları Türkiye`den çok iyiydi. Şimdi bu ülkeler ve özellikle Yunanistan halkı ekmek sıralarında ve ihtiyaçlarını gidermekte zorluk çekmekteler. Türkiye gibi kırılgan bir ekonomiye sahip ve günümüzde dış yatırımlara bağlı bir ülke daha dıkkatlı addımlar atmalıdır. Arap sermayesinin akışı Türkiye`nin güçlü ekonomisi  anlamına gelmez. Bu geçici sermaye akışı Türkiye`nin ekonomi garantisi olmamalıdır. Her yer güllük gülistanlık da değil. İçeride Türk miletini ayrışmaya doğru götüren yalnış siyasetler ve uygulamalardan vazgeçilmelidir. Bunlar içte, dışta ve ekonomide kırılganlık yaratır. Bırakın dışarıdan Türkiye`ye dayatılan PKK terrörü gibi sorunları ve oyunları. Görünen o ki, 2002`den beri Türk milleti, hükümetin yalnış politikaları yüzünden ayrışma noktasına gelmiştir. Ülkenin bu günkü duruma gelmesi vahim bir olay. Türkiyenin seküler sistemine ağır darbeler vurulmaktadır. İran gibi İslam dinini politik amaçları doğrultusunda kullanan bir hükümeti gören ve bu rejimde yaşayan bir insan, Türkiye`nin hangi çizgide olduğunu daha rahat görebilmektedir. Fakat, İran`da 34 yıl devrimden sonra halk artık bu tip rejimden kurtulmaya çalışırken, neden Türk halkı bu çizgilere ve oyunlara sürüklenmektedir…

Aran ERDEBİLLİ

04 Haziran 2013

Uncategorized içinde yayınlandı

İran: Terörü Destekleyen ve İtiraf Eden Rejim

Bu videoları dikkatle izleyin lütfen! İran Devrim Muhafızlarından Hasan Rahimpur azgadi (Hassan Rahimpour Azghadi) tehdit ağzıyla konuşarak dünyanın değişik bölgelerinde, Kuzey Afrika`da, Doğu Asya`da, Avrupa`nın kalbinde, Afrika`nın Güney ve Orta Asya`da sabotajcı adamlarının hazır bulundukalrı ve terör saldırılarına hazır olduklarını itiraf etmektedir.
Adam diyorki: “…dünyanın her yerinde güçlerimiz var, Avrupa`nın kalbinde, Afrika`nın kuzeyinde ve Güneyinde, Asya`nın doğusunda, Orta Asya`da v.b yerlerde. Bunların hepisi hazır durumda, artık çoktan biz İran devrimini ihraç ettik…kimseden korkmadan gerekeni yapmalıyız…” diyor. İran molla regiminin saldırıları ve adamları Türkiye ve Azerbaycan`da engellensede ve bazı terörist grupları Ankara ve Bakü devleti tarafından yakalansa da dünyanın bazı yerlerinde mollalar saldırılarını gerçekleştirmişlerdir…
Terör kokan Hasan Rahimpur azgadi`nin açıklamaları ve dünyayı tehdit eden molla regiminin terör saldırıları, patlamalar ve yakalanan İran`lı teröristlerden bazı video görüntüleri:

Aran ERDEBİLLİ
29 Mayıs 2013

—–

12 Mart 2014
—–
.
.
.

Uncategorized içinde yayınlandı

ERDOĞAN GÜYA BAKÜ VE TEBRİZ DEMİŞ…

thumb300_20130506110819932

Foto: 1news.com.tr

Güney Azerbaycan Milli Hareketinin dikkatine

Hemen Güney Azerbaycan Türk Hükümetinin kurulması gerekmektedir!

Kardeş ülke Türkiye`de mizahi şekilde ayran mı, yoksa rakı mı milli içkimiz? ve kırmızı oje/ruj gibi medyada açıklamaların ve tartışmaların ötesinde ciddi bir olay yaşanmaktadır. Şuan da, PKK terör örgütünün “çekilme” konusu tartışılmaya bşlasa da, dün (08 Mayıs`ta) terör örgütü PKK sınırdan geçti haberleri ve fotoları bile yayımlandı(!) Görünen o ki, AKP Türkiye`si terör örgütü PKK`yı bir zamanlar en büyük destekçileri olan Suriye ve İran`a karşı çevirmiş durumda. Fakat, terör örgütü Türkiye`yi terk ederken (!) Güney Azerbaycan (İran Azerbaycanı) topraklarına, Kuzey Irak ve Suriye`deki PYD Kürt grubuna katılmıştır. Hatta, “PKK Suriye`de savaşıyor” gibi haberler bile kulislere yansımakta. Bu arada, Türk Güney Azerbaycan, kardeş ülkenin milli çıkar ve hassasiyetlerini anlamakta, fakat, yakın gelecekte bu olumsuz gidişattan ve durumdan Güney Azerbaycan etkilenecek ve iki yönden tehlike ile karşı karşıya kalarak topraklarının işgaline neden olacaktır. Böylece, hem Tahran rejimi hemi de Türkiye`den ayrılan, Kuzey Irak`a ve Güney Azerbaycan`a yerleştirilen terör örgütü PKK, Güney Azerbaycan milletinin milli çıkarlarını ve geleceğine sıkıntılar yaratmaya başlayacaktır. Körfez savaşı sonrası misafir olarak yavaş yavaş İran Kürtlerinin bölgelerine ve oradan da Güney Azerbaycan`ın Urmiye şehri ve çevresine yerleşen ve son dönemde güçlü Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetiminin de tam desteğini alan İran`lı Kürtler ile PKK şimdi fırsattan yararlanmak fikrindeler. Erdoğan, Tebriz`i son günlerde dile getirse de, fakat Güney Azerbaycan AKP`nin terör örgütü PKK ile anlaşmasının ağır bedelini ödeyecektir. Eğer  Güney Azerbaycan`ın başkenti Türk Tebriz kurtuluş savaşında camilerde dular etmişse de, Anadolu Türk milleti ve ulu önder Atatürk`e derin inanç ve saygıdan dolayı yapmışdır. Şimdi ise, durum farklı ve ne yazık ki içte ve dışta Türk varlığına ve Atatürk`ün koyduğu kutsal yoldan Avrupa Birliği istedi diye yavaş yavaş uzaklaşan ve milli hassasiyetleri hiçe sayarak yanlız Sünni-Şii gözlüğü ile meselelere bakan AKP gibi bir hükümetin yaptıklarına, Tebriz`de öfkelenmeğe doğru gitmektedir. Gerçekten AKP hükümeti Güney Azerbaycan`ın (İran Azerbaycanı) Urmiye şehri ve çevresini silahlarla donanmış Kürt terör gruplarının ve çetelerinin saldırısına müsait hale getirilmiştir. Tahran molla rejimi ise zaten yıllardır Kürtleri Güney Azerbaycan Türklerine karşı desteklemektedir. Bu durumda Güney Azerbaycan toprakları tıpkı Karabağ`ın Ermeiler tarafından işgali gibi bir durumla karşı karşıya kalacaktır. Bu tehlikeyi yıllardır Güney Azerbaycan`ın milleti  tekrar ediyor. Yine tekrar ediyorum, Türkiye Cumhuriyeti`nin Urmiye`deki konsolosluğu bölgenin ve durumun zaten İran tarafından İran`lı Kürtler lehine çalıştığını ve gerginleştirdiğini iyi bilmektedir…

Hal böyleyken, şimdi aşağıdaki medyadan kısa gerçekler ve tüm ifadeler dikkatle okunmalıdır. Türk Güney Azerbaycan Milli Hareketi bundan sonra gereken adımları geç olmadan hızlı bir şekilde atmalıdır. Şimdiki İran`ın sınırları içinde sıkıntılarla karşılaştığımıza rağmen her türlü olumsuzluklara karşı hazır olunmalıdır. Şimdiki olumsuz durum Güney Azerbaycan milletini Tahran molla rejimyle PKK terör çetelrinin iki ateşi arasına sevk etmektedir. Bu olayı engellemk ve kendi milletimizi savunmamız için hemen harekete geçmenin zamanı gelmiştir. Yine tekrar ediyorum, ikinci bir Karabağ durumunun Güney Azerbaycan topraklarında yaratılmasına doğru gidilmektedir. Güney Azerbaycan Türkleri bu olumsuz gidişata izin vermeyecektir. Fırsattan istifade ederek Güney Azerbaycan`ın milli toprakları Urumiye, Salmas, Sulduz v.b. bölgelerinde gözü olan PKK/PEJAK/PYD ve İranl`ı Kürt terör örgütlerine ve çetelerine gereken cevap verilecektir. Bu çetelerin işgalini ve işgal rüyalarını engellemek için tüm  Güney Azerbaycan gençliği ve milleti hemen  zaman kayıp etmeden aktif hareket geçmelidir… Güney Azerbaycan`ın tüm milli teşkilatları ve partileri kendi grupları içerisinde düzenlerini bozmadan çalışmalarını yürütürken, artık bir çatı altında da birleşmek ve hatta zaman kayıp etmeden hemen Milli Güney Azerbaycan Türk Hükümetinin kurulmasına başlamalıdır. Güney Azerbaycan Hareketi ve milleti ancak bu ciddi adımla içeride, bölgede ve uluslararası arenada etkisini gösterebilir ve söz sahibi olur. ..Ümit Özadğ`ın dediği gibi, ÇOK GEÇ UYANINCA, ÇOK GEÇ OLACAKTIR…

MEDYADAN

Erdoğan: Bakü‘nün, Tebriz‘in camilerinde eller bizim için semaya kalktı

Erdoğan, Kızılcahamam’da düzenlenen ve iki gün süren 20. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın kapanış ve değerlendirme konuşmasında, gündemdeki konuları değerlendirdi.“Türkiye Başbakanı Erdoğan, Çanakkale’ye düşman gemileri yanaştığında, İstanbul, İzmir işgal edildiğinde, Ankara’da Büyük Millet Meclisi kurulduğunda, ordu Sakarya Meydanı’nda savaştığında dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların zafer için dua ettiğini, Bakü’nün, Tebriz’in camilerinde Türkiye için eller semaya kalktığını söyledi.

…”Sadece Ankara’nın Hacıbayram Camisi’nde değil, sadece Diyarbakır’ın Ulu Camisi’nde değil, sadece Edirne’nin Selimiye Camisi’nde değil, Mekke’de, Medine’de, Harameyn-i Şerifeyn’de Müslümanlar bizim için dua ettiler. İslamabad’ın camilerinde, Saraybosna’nın, Üsküp’ün, Prizren’in camilerinde, Bakü‘nün, Tebriz’in, Bağdat’ın, Basra’nın camilerinde, Kudüs’te Mescid-i Aksa’da, Şam’da, Halep’te Emevi Camilerinde bizim için eller semaya kalktı. Pakistan’da, sadece camilerde değil, evlerde, sokaklarda, okullarda bizim için dualar edildi. Ta Arjantin’de bizim için dualar edildi.” (06 Mayıs 2013, 1news.com.tr)

Suriye`li silahlı Kürt yapılanması

Türkiye’deki çözüm süreci önümüzü açıyor

Suriye’deki Kürt yapılanması olan Demokratik Birlik Partisi’nin ve daha doğrusu başka bir Kürt terör orgütünün(PYD) Eşbaşkanı Salih Müslim, Türkiye’deki çözüm sürecinin, partisi PYD’nin de önünü açabileceğini iddia etmış. Müslim, “Çözüm süreciyle birlikte Avrupa’da ve Suriye içinde bize karşı tutumlarda değişiklikler görüyoruz” dedi …”Türkiye’nin kendi Kürt sorununu çözmesi, yalnızca Türkiye’deki Kürtler için değil, tüm Kürtler için son derece önemli.” …Müslim, 1982-83 yıllarında tanıştığı Abdullah Öcalan ve İran’daki PJAK’ın lideri Hacı Ahmed gibi, doğrudan çatışmalara komuta etmeyen, askeri alana uzak bir lider. Ancak örgütüne askeri olarak oldukça güveniyor…PYD bugün 15 bin kişiyi aşkın silahlı gücüyle, Suriye’nin Kürt bölgelerinin büyük çoğunluğunda kontrolü elinde bulunduruyor… (07 Mayıs 2013, ntvmsnbc.com)

Bülent Arınç bilmiyor!

PKK ne zaman silah bırakır bilmiyorum

Hürriyet Gazetesi Yazarı Taha Akyol, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç`a: PKK çekilen bölgelerde piknik yapmayacaktır, ellerinde silahlar var ve anlaşılan kolay silah bırakmayacaktır? gibi sorular sormuş ve ilginç yanıtlar almış.

Bülent Arınç, CNNTürk’te Taha Akyol’un ‘Eğrisi Doğrusu’ programına katıldı. Arınç, “Lider noktasında olanların, Karayılan ve çevresinin Türkiye’ye gelmeyecek şekilde hangi ülkelere gidecekleri ileride konuşulacak bir konu” dedi. Arınç, ”PKK ne zaman silah bırakacak?” sorusuna da “Bunu bende bilmiyorum” yanıtını verdi (Hürriyet, 03 Mayıs 2013)

Fakat gerçekler ortada, Ümit Özdağ Büyük sansür diyor.

Büyük Sansür

Tarihin en büyük çarpıtmalarından birisi olan “PKK’ya taviz vermedik” çarpıtmasına halkı inandırabilmek için Türk Milletine yönelik kapsamlı bir sansür uygulaması gerçekleştiriliyor. Halkın büyük bir çoğunluğu PKK ile sürdürülen müzakerelere karşı. Bunu ortaya koyan araştırmalar ancak Türkçe gazetelerde yayınlanamadığı için İngilizce yayın yapan gazetelerde yayınlanabiliyor. Metropoll Kamuoyu Araştırma Şirketi tarafından yapılan araştırma, AKP Hükümetinin bunca çabasına ve çok boyutlu baskısına rağmen Türk Milletinin sürdürülen psikolojik savaşa direndiğini gösteriyor…

…Kandil’e gidip PKK’lılara üstlerini aratanlar dahil hiçbir basın ajansı katılmadı. Kandil’de Karayılan’ın basın toplantısını doğru dürüst değil, sansürleyerek, AKP Hükümetinin hoşuna gidecek şekilde verdiler. Sadece Birgün gazetesinin Karayılan’ın açıklamasının tamamını verdiğini, Sözcü gazetesinde 30 Nisan 2013’te Emin Çölaşan “Terörist konuştu” başlıklı yazısında yazınca öğrendik. Karayılan, “Eyalet sistemi, federal sistem daha iyi olabilir. Eğer anayasada milletler yazılacaksa hepsi yazılsın. Başbakan sayıyor ya Gürcü, Çerkes, Arnavut…” diyerek, PKK’nın karşılıksız geri çekilmediğini ortaya koymaktadır. Bu büyük sansürün amacı Türk Milletinin ancak çok geç olduğu zaman uyanmasını sağlamaktır. Çok geç uyanınca, çok geç olacaktır… (04 Mayıs 2013, yenicaggazetesi.com.tr)

Yeniçağ gazetesinde Arslan Bulut Türk Güney Azerbayca`lı Heykeltıraş Ruhi Tuna`nın Kanada`dan gönderdiği mektubundan yazdı.   

Kanada’dan mektup var!

Heykeltıraş Ruhi Tuna ile Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nda tanışmıştım. Vakıf binasının tamamını neredeyse bir atölyeye çevirmişti. Öyle ki büyük bir heykel çalışmasını, vakfın dışındaki küçük meydanda yapmak zorunda kalmıştı. Çünkü heykelin boyu, vakfın bahçesindeki kemerleri aşıyordu..
Türkiye’ye, İran Azerbaycanı’ndan gelmişti ve ikâmet sorunları vardı. Bu yüzden Kanada’ya yerleşmek zorunda kaldı. Niğde’deki heykelleri kaldırılınca tabii ki çok üzüldü. Orhun kitabelerini seramik sanatına yansıtmasıyla tanınan değerli sanatçı Duygu Bağlan vasıtasıyla bir mektup gönderdi. Bakın neler yazmış:

…Bu çirkin saldırı bir yönden benim emeğime, sevdama ve duygularıma başka yönden ise Türk kimliğine, kültürüne ve tarihine bir saldırıdır… Aynı zamanda 350 milyonluk Türk Dünyası’na karşı bir saldırıdır…Fakat şimdi Şah Hatayi’nin heykelinin ortadan kaldırılması Türkiye’de yaşayan Alevi-Bektaşi soydaşlarımıza ve 50 milyonluk Kuzey ve Güney Azerbaycan Türklerine saygısızlıktır. Abılay Han heykelinin yıkılması Kazakistan Türkleri ve Türkiye’de yaşayan Kazak Türklerine bir saldırıdır… Her bir Türk’e saldırı, 350 milyon Türk’e saldırı demektir

…2003’te Cumhuriyet gazetesinde Miyase İlknur Hanım’a ’Türkiye karanlığa sürükleniyor’ demiştim… 2008’te odatv’ye ’Türkiye İran olmak üzeredir, göreceksiniz’ demiştim. İşte bugünlerde gerçekleşen odur… Heykel yıkımını Türkiye’de bir gelenek haline getirdiler; bu yetmiyor bir de resmi tabelâlardan T.C. ibaresini kaldırmaya giriştiler. Bakalım nereye kadar sürer bu cehalet.. Çanakkale efsanesini kanıyla, iradesiyle yazan bu büyük ulus, yobazların yanıtını verecektir. Şimdi Kürşat, Bilge Kağan, Şah Hatayi ve Atatürk’ü yan yana dikecek, cesaretli bir belediye başkanı arıyorum! Bu heykelleri gelip Türkiye’de yapmak dileğiyle Türk Bayrağını, T.C. toprağını öpüyorum!” Heykeltıraş Ruhi Tuna, Toronto-Kanada. (07 Mayıs 2013, yenicaggazetesi.com.tr)

Aran ERDEBİLLİ

09 Mayıs 2013

Uncategorized içinde yayınlandı

Bir Kitap: Sumgayıt SSCB`nin Dağılmasının Başlangıcı

imagesCAHVATXT

2010 yılında Azerbaycan`da yayımlanan “Sumgayıt SSCB`nin dağılmasının başlangıcı” adlı kitap Aslan İsmailov tarafından yazılmıştır. Kitap`ın yazarı Sovyetler Birliği döneminde ve Sumgayıt cinayetinin mahkeme sürecinde olan Azerbaycan`lı bir savcıdır. Yazar 1988`deki Sumgayıt  olayının Sovyet Birliğinin gizli servis komitesi ile Ermenilerin bir planı olduğunu ve o dönemdeki mahkeme sürecinin gerçek kaynaklarına, cinayet belgelerine, fotoğraflara ve detaylara dayanarak bu önemli kitabı kaleme almış ve Ermeniler ile Rusların bu cinayetteki kendi çirkin oyunlarını tahlil ederek ortaya koymuştur. Zira bu plan ve provaksyonlarla, Karabağ`ın işgali için Sumgayıt Ermenilere önemli bir anahtar saylmaktaydı. Böylece, bu planla SSCB, bu anahtarı Ermeniler vermiş ve sonralar kütle pisikolojisi olarak yavaş yavaş Karabğ`ı vahşicesine işgal edebilmişlerdir. Bu kitap, Azerbaycan milletine o dönem Rus-Ermeni tarafından sergilenmiş ve yaşanmış oyunları ve gerçekleri detaylarıyla daha doğru ve dürüst anlamak için uygun ve önemli bir kaynaktır. Ayrıca, bu kitap Sumgayıt olayında Ermenilerin günümüzdeki tüm yalanlarını ve propagandalarını çürütmektedir.

Sovyet Birliği Rusya`sının gizli servisiyle Ermeniler kendi provaksyonlarını Sumgayıt öncesi, Azerbaycan topraklarının üzerinde Nahçivan ve başka şehirlerde de hayata geçirmek isteselerde başarılı olamamışlar ve sonunda çirkin oyunlarını Sumqayıt`ta başarılı bir şekilde ortaya koymuşlardır. Bu çerçevede, Sumgayıt olayından önce 19 Şubat 1988`de, Ermenistan`ın başkenti Erivan`da kütlevi mitingler ve protestolarla: “Ermenistan Türk`lerden temizlenmeli”, “Ermenistan yanlız Ermenilerindir” v.b. gibi sloganlarla başlıyor ve Azerbaycan`lıların tarihi binaları, camileri, okulları ve evleri yakılıyor. Öyle ki, 200 bin Azerbaycan Türk`ü Ermenistan`dan kovuluyor ve onların Ermenistan`nın başka yerleine yerleşmesinin bile önü kesiliyor. Hemen Sumgayıt planı ortaya koyuluyor ve bu kanlı oyunda Sovyetler Birliğinin başında olan Mihail Gorbaçov büyük rolü oluyor. Gorbaçov, Karakter olarak makam seven, kahraman gösterilmek isteyen ve bundan zevk alan bir karekterdi ve çevresi ise, Ermenilerle doluydu. Gorbaçov hep Karabağ`ı Azerbaycan`lılardan alıp Ermenilere vermek isteğindeydi. Bunları o dönem, Vazirov ve Zori Balayan iyi biliyorlardı. Dahası, bu oyunun başka aktifleri ve yönlendirenleri de olmuştur. Ermeni ve Rus teşkilatçıları, Ohaniyan, Samoylov ve Parlovski gibi şahıslar da doğrudan rol almışlardır.

Gerçekten de Ruslar ve Ermeniler Sumgaiyt`taki planlar doğrultusunda cinayetin ve kanın akmasını istemekteydiler ve bu olayla Azerbaycan Türklerini dünyaya vahşi olarak tanıtmak niyetindeydiler. Böylece, tüm dünya medyasına bu oyunu Azerbaycan Türk milletinin aleyhine yansıtabilmişlerdir. Bu olayda 6`sı Azerbaycan Türk`ü ve 26 Ermeni toplam 32 kişi öldürülse de aslında bu insanların katl edilmesinde en aktif rolü olan ve yöneten katil Ermeni asıllı 1959 doğumlu Eduard Robertoviç Grigoriyan`dır. Hatta, 6 Azerbaycan`lı Sumgayıt Ermenilerini korumak için öldürülüyor. Bu olayda Ermeni asıllı Mirzuriyan kız kardeşlere tecavüz eden ise, yine Ermeni asıllı Grigoriyandır. Hatta, tecavüze uğrayan Ermeni Mirzuriyan kız kardeşleri mahkeme zamanı bazı şahslarla yüzleşerken kendilerine tecavüz eden Ermeni Grigoriyan`ı hemen tanımışlardır.

Sovyet Birliği zamanında malesef bazı Azerbaycan kökenli şahısların da hiyaneti olmuştur. SSCB  zamanı bu şahısların çoğu bile korkarak bu cinayet hakkında bile susmuşlardır. Ne var ki, bu olayın mahkemesi hep Ruslar ve Ermeni asıllı hakimler tarafından yürütüldüğü için adaletsizce sonuçlanmış ve hatta günümüzde bile Ermeniler bunu Azerbaycan alehine kullanmaktalardır. 

Azerbaycan`ın Sumgayıt şehrindeki olaydan 25 yıl geçmektedir. Son 2013 Ermenistan seçimlerinde suikast sonucu yaralı olarak kurtulan cumhurbaşkanı adayı ve Ermenistan Milli İrade Birliğinin başkanı Paruir Haikiriyan, kendine suikastın Ruslar tarafından yapıldığını ve hatta 1988 Sumgayıt olayının da Ruslar tarafından o zaman planladığını ve yapıldığını itiraf etmiştir.

Kitap PDF olarak (Azeri Türkçe):  http://sumgayit1988.com/files/book.pdf

Kitap PDF olarak (İngilizce): http://sumgayit1988.com/files/book-en.pdf

Aran ERDEBİLLİ

12 Nisan 2013

Uncategorized içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , ,

20. yüzyıl Soykırımlarına Kısa Bir Bakış…

imagesCAC1RM7N 

Almanya (Holokost) 

1941 ve 1945 yılları arasında Nazi Almanya’sında meydana gelen Holokost’ta yaklaşık altı milyon Yahudi (kaynaklara göre sayı değişir) öldürülmüştür. Hitler, Yahudileri ölüm kamplarına naklettirmiş, buralarda da gruplar halinde belirli bir gaz odalarına götürüp gaz verilerek ya da vurularak öldürtmüştür. Yehudilerle birlikte bazı etnikler ve muhalifler de naziler tarafından öldürülmüştür.

Bu savaşta Sovyetler Birliğinin içinde yer alan Azerbaycan`ın 3 milyon nüfusunun 700 bin erkek ve kadını, faşist Hitler`e karşı savaşmışlardır. II Dnüya savaşına katılan Azerbaycan Türklerinden  yaklaşık 300 bini bu savaşta canlarını koyarak geri dönememişlerdir.

Ermeniler ise, Hitler`in nazi davasına katılarak, tüm güçleriyle Hitler`i desteklemişlerdir. Hatta Yahudilerin soykırımında bile büyük rolleri olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında faşist Almanya’ya Ermenilerin kitlesel olarak yardım ettiğine dair hiçbir şüphe yoktur Bunları bu günkü İsrail`in devleti ve milleti de bilmekteler.  Örneğin:

            “…Ermeni generali Karekin Nezhdeh Ermeni Tseghagron teşkilatını kurdu. Sadece bu teşkilat   vasıtasıyla genç Ermeniler faşist SS teşkilatına ve diğer elit Alman askeri kuvvetlerine katıldılar. Faşist Almanya’nın Ermenileri koruması çok geniş bir alana yayılmıştı. Bu yüzden Almanya’da ve Fransa’da yaşayan birçok Ermeni 58. panzer birliklerine ve Wehrmacht’ın 10. ordusuna girmişlerdi. Ermeni Devrimci Federasyonu’nun liderleri Alman istihbaratı ile çok sık ilişkiler içindeydiler…Ermeniler Birinci Dünya Savaşı sırasında Ruslar için yaptıklarını, şimdi Almanya için y apıyorlardı: Casusluk. 1941 yılının ortalarından 1944 yılının Eylülü’ne kadar Ermeniler Türkiye’de ve bütün Ortadoğu’da faşist Alman istihbaratı ile çok yakın işbirliği yaptılar. Ermeni gizli ajanları Alman propagandasını yapıyor ve Yahudileri takip ederek yakalanmaları için faşistlere yardım ediyorlardı…En ibret verici yan ise, Almanların savaşı kaybettiğini gördükleri anda Ermeniler Müttefiklerin saflarına doğru kaçmasıydı…” (27 Aralık 2010, Ermeniler Hitler’in Nazi Davasına Katılıyor, http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=68&t=2366)

Ermenistan (1918 ve 1992 Hocalı soykırımı)

Ermeniler 1918 yılında Bolşevik Rusya`sının tam desteğiyle Azerbaycan’ın Şamahı, Guba, Salyan, Lenkeran v.b kentlerine saldırarak soykırım yapmışlardır. Ermeni çeteleri kadın, çocuk ve yaşlı demeden binlerce Azerbaycan Türk`üne vahşicesine işkenceler yapmışlar, camilere kaçanları ise diri diri camilerde yakmışlardır. Böylece, 100 binlerce Azerbaycan Türk`ü Rus – Ermeniler tarafından soykırıma uğramışlardır. 122 köy ve binlerce ev yakılmış. Günümüzde de toplu mezarlar gün ışığına çıkmaktadır. Örneğin, Nisan 2007`de Quba`da bir toplu mezar bulundu bu mezardaki cesetlerin hepsi Ermeni çeteleri tarafından öldürülen kadın ve çocuklardan oluşmaktadır. 1992 yılnda ise, Azerbaycan`ın Karabağ bölgesini işgal ederek Hocalı`da bir gecede 613 Türk`ü vahşicesine işkencelerle öldürmüşlerdir. Ermenilerin yaptıkları bu soykırımlar gittikçe dünya devletleri ve ABD`nin bazı eyaletleri tarafından tanınmağa başlanmıştır…

Rusya (Holodomor soykırımı)

1932-1933 Ruslar dünya`ya buğdayı ihraç ederken, bilerek bir suni açlıkla, Ukrayna`nın 1/4 nüfusunu yaklaşık 8 milyon insanı soykırıma uğratmışlardır. 80 yıl önce, Sovyetler Birliği`nde, şimdiki Ukrayna ve Rusya`nın Kuban bölgesinde milyonlarca Ukraynalı, Rusların bu oyunundan açlıktan ölmüştür. Hatta, başka bölgelere kaçmak isteyenlerin gitmesine engel olunarak, katliama seyirci kalınmıştır. Ruslar kurnazlığla bu soykırım haberlerini mümkün olduğunca sansürleyerek dünyanın dikkatinden saklamışlardır. Rusların, Ukrayna halkına yaptıkları bu soykırım dünya`da Holodomor olarak tanınmaktadır. ABD, Canada, İngiltere ve bazi ülkeler tarafında bu olay soykırım olarak tanınmaktadır…

Sırbistan (Srebrenitsa soykırımı)

Balkanlar`da Yogoslaviya`nın dağılmasından ve iç savaştan faydalanan Bosna Sırpları, 1995`de general Ratko Mladiç komutasındaki ağır silahlarla donatılmış güçleriyle ve hatta “akrepler” olarak tanınan Sırbistan özel güvenlik güçlerinin katılımıyla, Bosana-Hersek`in Srebrenitsa kentinde yaklaşık 8500 Boşnak halkını özellikle çocuk ve kadınları vahşicesine öldürmüşler. Bu soykırım ne yazık ki, 400 Hollanda`lı barış gücü askerlerinin gözü önünde ve Birleşmiş Milletlerin güvenlik bölgesi olarak bilinen bir bölgede yapılmıştır. Bu büyük insan kıyımı Avrupa`da belgelenerek soykırım olarak bilinmektedir… 

İran (Güney Azerbaycan soykırımı)

Anadolu`daki Türk milletinin çoğu Güney Azerbaycan Türklerinin 1946 yılındaki milli hükümetinden habersiz durumdalar. Hatta, bu milletin İran tarafından 1946 yılında bir soykırıma uğrayarak bir yıllık milli hükümetleri kanlı bir şekilde bastırılmasından bile habersizler. 12 Aralık 1946 (21 Azer 1946) Güney Azerbaycan Türklerinin milli hükümeti, dönemin güçlerinin (Rusya ve ABD) İran`a yardımıyla, soykırıma uğruyor. 3 günde 25000 insan öldürülmüş, hatta, Azeri Türkçesindeki kitaplarla birlikte bir öğretmen de dir diri yakılmıştır. Yabancı kaynaklar tarafından ölenlerin saysı 50 bin ve Ermeni asıllı tarihçi Ervand Abrahamiyan, (1982,“Iran: iki devrim arasında”) kitabında ise o dönemde 50 bin insanın Güney Azerbaycan`da (İran Azerbaycanı) öldürüldüğünü yazmaktadır. İran`lı Katuziyan`da böyle bir gerçeği yazmaktadır…

Ayrıca, burada 1915 – 1918 arası Ermeni – Asuri (cilolar) ve Kürt aşiretlerinin, Güney Azerbaycan`ın Hoy, Salmas ve Urmiye şehirlerinde Türklere yaptıkları soykırımlardan bahs etmedik…

Fransa (Cezayir ve Ruanda soykırımı)

Fransa`nın 1954`ten başlayan Cezayirlilere soykırım uygulaması 1 milyon Cezayirlinin canına mal oldu. Fransa ordusu Cezayir`i işgal ederek, masum halka soykırımla birlikte, kadın ve bazı kız çocuklara bile tecavüz etmişlerdir. Fransa`nın Afrika ülkesi Ruanda`da, oyunlarıyla yüz binlerce insanın ölümüne neden olmuştur…

Aran ERDEBİLLİ

08 Nisan 2013

Uncategorized içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

AKP – PKK`ya “Barış Süreci”: Güney Azerbaycan Türk Topraklarına Savaş Süreci

eli_kanli_baris

Karikatür: Moralhaber.Net

2003 Irak işgalinden sonra hızlı bir şekilde bölge Kürtlerinin güçlendirlmesi hayata geçirilmiştir. Şöyle ki, İrak`ta Talabani cumhurbaşkanı olurken, bölgesel Kürt yönetiminin başkanlığına Mesud Barezani getirilmiştir. Arap Baharı adlandırılan süreçte ise Suriye`de Esad rejimi gittikçe zayıflarken, muhalifler İstanbul`da toplanarak, ABD vatandaşı ve 25 yıldır Texas`ta yaşayan Kürt asıllı Gassan Hito Suriye`nin geçici hükümet başbakanlığına geniş tabanı temsil etmemesine rağmen seç(tir)ildi. Bunlar yapılırken Türkiye`de güya barış süreci için düğmeye basıldı. Çok ilginçtir ki, bu süreçten memnuniyet duyanlarsa, ilk başta ABD, Avrupa Birliği ve bölgesel kürt yönetimi v.b. olmuştur.  Bu nedenle bu oyunların  bir tesadüf olduğuna inanmamaktayım.

Barış süreci”nde teröristlerin bazı istekleri şöyledir: yeni vatandaşlık tanımı, kimliklerin tanımı ve Türkiye ulusunun tanımı. Hatta ileriye giderek, bir yasa ile, yüzde 10 seçim barajı, terörle mücadele yasası ve siyasi partiler yasasının çözümlenmesini ve bir yol temizliği yapılmasının gerektiğini istemekteler. Kalıcı barışın ise, Apo`nun özgürlüğünden geçtiğini söylemekteler. (Hasan Cemal, Murat Karayılan: Tereddütlü komutanlarımız var, Radikal, 24 Mart 2013)

Böylece, Türkiye`de AKP hükümeti eliyle ortaya attırılan bu durum açıldıkça açılıyor. Örneğin, Diyarbakır`daki nevruz kutlamalarında Türk bayrağının olmaması, Mardin`de 30 yıldır yazılan Atatürk`ün “Ne mutlu Türk`üm diyene” sözünü “ Yurtta sülh cihan`da sülh” sözleri ile değiştirilmesi(CNN Türk, “30 yıllık yazı değiştirldi” 26 Mart 2013) Bu arada, Ermenistan da bu süreci desteklemek(Türkiye`yi baltalama) için elinden geleni yapmaktadır ve dolaylı olarak başkent Erivan`da terörist Apo`nun hapisten bırakılması için imza toplama kampanıyasını yürütmektedir. 

Barış süreci” bir önceki müzakereler gibi başarısız olmazsa ve devam ederse bu hem Anadolu`daki Türk milletinin geleceğine hem de Türk Güney Azerbaycan`a büyük tehlike doğuracağı şimdiden görünmektedir. Şöyle ki, terörist örgüt PKK, Apo ve KCK tutuklularının bırakılmasını da isterken, Kuzey İrak`ta Kandil, Hakurk, Zap, Haftanin ve bölgeye yerleştirilmesini ve bu bölgenin PKK`nın askeri bölgesi olduğunun tanınması ve Türk ordusunun da bu bölgelere saldırmamasını istemektedir. Bu durumda, adı geçen bölgelerden teröristler daha rahat ellerini ve saldırılarını Güney Azerbaycan topraklarına bölgesel yönetiminin yardımıyla yönlendirecekler.

Bu ortamda, Suriye`nin Kuzeyinde ikinci bir Kürt devleti süreci var ve terör örgütü PKK-PYD orada Esad`a karşı değil, bir kürt devleti kurulması için aktiflerdir. Zira 2012`de Esad rejimi zaten Suriye`nin kuzeyini Kürtlere bırakmıştı. Terörist PKK`lıların Türkiye`den Suriye`ye kaydırılması ve yanlız Esad`a karşı savaşacakları veya İran`a olası bir saldırı ve gerginlikte İran`ın içindeki Kürtlerini Ankara`ya karşı kullanmasını engellemek ve Tahran`ın elini pasifleştirmek için bu sürecin olumlu olduğu iddialları oyundan başka bir şey değildir. PKK terör örgütünün bölgeye kaydırılması Güney Azerbaycan`a fayda sağlamayacağı şimdiden görünmektedir. Kürt pazelinin 4 ülkedeki en son ayağı İran`a yönelik uygulamasında daha çok Güney Azerbaycan Türkleri zarar görecektir. Tıpkı I.Dünya savaşında, Osmanlı topraklarından Güney Azerbaycan topraklarına Kürt, Cilolar(Asuriler) ve Ermenilerin geldikleri ve devamlı olarak Türk milletine saldırdıkları ve cinayetler yaptıkları gibi. 

Özetle, bu sürec kardeş ülke Türkiye`de AKP hükümetini özellikle başbakan Erdoğan`nın kendi  amaçlarını anayasa değişikliğinden başkanlık sistemine kadar uzanan hırslarına kısa müddette cevap verse de, Güney Azerbaycan topraklarının Urmiye bögesi önümüzdeki yıllarda Kürt terör örgütleri tarafından rahat saldırıya uğramalarını sağlayacaktır. Bölgesel yönetiminin desteğiyle Güney Azerbaycan toprakları büyük tehlikelerle karşı karşıya kalacaktır.Bu arada, barış sürecinde yine bölge Türklüğü hiç düşünülmemiştir. Bu sürecin nereye doğru gittiği şimdiden görünmektedir. Bu sürec AKP ve terör örgütü PKK`ya barış süreci olsa da, siyasetlerini ve ellerini güçlendirse de, bölge Türklerine özellikle Güney Azerbaycan Türk milletinin milli çıkarları için bir tehlike ve PKK`nın İran kürtleriyle birlikte daha güçlü saldırılarının ve savaş sürecinin başlangıcıdır.

Aran ERDEBİLLİ

28 Mart 2013

Uncategorized içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , ,

Muhteşem Koltuk: İran`ın Koruyucular Konseyi Başkanı Ayetullah Ahmet Cenneti saltanat koltuğunda

13911213204205569_PhotoL

Foto: farsnews.com 

Açıklamaya, analize ve yoruma gerek var mı? Zanetmiyorum, her şey ortada. Fakat,  bunlar İran`ın gece gündüz Şii İslam`la yatıp kalktığı Ayetullahlarının muhteşem koltukları. İşte 34 yıl sonra İslam Cumhuriyetinin verdiği saltanat koltukları. Günümüz İran`daki mollaların korktuğu şey yanlız bu saltanat koltukları ve servetlerinin kayıbı, gerisi yalan ve islam`ı ve halkın inancını kullanma oyunu.  

Bu koltukların daha da muhteşemlerini görmek olur. Bu rejim dağılırsa, daha şaşırtıcı haberler ve özellikle mollaların halka görülmeyen lüks yaşamlarından gerçekleri göreceksiniz. Tıpkı, Saddam Hüseyin, Bin ali, Gaddafi, Mübarek v.b.  rejimlerde gördüğümüz gibi. 

İran`daki halk ekmek bulamaz durumdayken ve milyonlarca üniversite, yüksek lisans mezun ve uzman gençleri işsiz ve parasız geleceğe ümütsüz bakarken ve dolaysıyla intiharlara sürüklenirken, 1979 Humeyni devriminden önce, bir kuruşa sahip olmayan rejimin aç mollaları ve din adamları bugün milyonlar ve milyarlarla yatıp kalkmaktalar. Haram, torpil ve rüşvet yollarla zenginleşen mollalların, din adamlarının ve İran Devrim Muhafızlarının çocukları ise, en az iki işten maaş almaktalar. Bir işsiz molla çocuğunu günümüz İran`da göremezsiniz! çocuklarına mollalar ve rejim “Ağazade” diyor.  Örneğin, ağazade Londra`da, Paris`te, New York`ta eğitim alıyor, ağazade bankaların müdürü, ağazade 5 gemi ithal etti, ağazade 5 gemi ihraç etti, v.b. Ayrıca, Veliy-i Fakih ve dini lider Ali Hamaneyi`nin oğlu Mücteba Hamaneyi`nin milyarlar dolar servetinden bahs etmedik burada…

Aran ERDEBİLLİ

04 Mart 2013

Uncategorized içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , ,